OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Ana Menü

Faydali Olmasi Dilegi ile...:
Psikoterapi Nedir. Yazdır

I. Psikoterapi
Psikoterapi nedir? Bilimsel bir aktivite yürütebilmek için ilgili bilim dalının kullanacağı bir teknik dil lazımdır. Belirli disiplinlerde ve alt disiplinlerde bilim adamlarının birbirlerini anlayabilmesi için belirli kelimelere standart bir anlam yüklenmesi gerekir. Bilimsel aktivitenin temel ÅŸartı bir kavramın bilinen teknik anlamında kullanılmasıdır. Bu baÄŸlamda deÄŸerlendirildiÄŸinde psikiyatrinin de kendine ait teknik kavramları mevcuttur. Bilimsel aktivite bu teknik kavramlar sayesinde yürütülür, çalışmalar yapılır, tartışılır ve yorumlanır. Belirli bir kavrama farklı anlamlar yüklenirse bunun sonucunda kaos ve karmaÅŸa çıkar. Psikiyatri genç bir bilim dalı olarak bu kavramlaÅŸma sürecini henüz tamamlamamıştır.

A. Psikoterapinin Sözlük Anlamı
Psikoterapinin sözlük anlamı, ruhsal yolla tedavi etmek ÅŸeklinde tanımlanabilir. Batı dillerinde kullanılan psikoterapi terimini İngilizcesi olan “psychotherapy” kelimesinden hareketle izah edersek, bu terimin iki kelimeden oluÅŸtuÄŸunu görürüz. Buradaki “psycho” kelimesi “psyche’ anlamına olup can ve ruh manasınadır. “Kelimenin kökeni Grekçe de yine can, nefs ve ruh anlamlarına gelen, psukhē olup nefes almak anlamına gelen “psukhein XE "psukhein" ” fiilinden türemiÅŸtir. Kelime Latinceye “psỹchē (psiÅŸe)” olarak geçmiÅŸtir. Terapi kelimesi de (İngilizce Therapy) bir hastalık ya da bozukluÄŸun tedavisi demek olup, kelimenin kökeni Grekçe “tıbbi olarak tedavi etmek” anlamına gelen “threapeuein” fiilinden türeyen “therapeia” kelimesidir. Bu iki kelimenin birleÅŸmesinden meydana gelen psi­ko­te­ra­pi (psychotherapy) teriminin sözlük anlamı ruhsal tedavi demektir. Burada ruhsal tedaviden kasıt psi­ÅŸik hastalıkların ilaç ve cerrahi yöntemler kullanılmadan tedavi edilmeye çalışılması anlamına gelmektedir.

B. Psikiyatrideki Teknik Anlamı
Yukarıda verilen açıklamalarla birlikte psikiyatrinin, bilim dilinde ortak olarak uzlaşılmış bir anlamı mevcut deÄŸildir. Psikoterapiye verilen anlamlar çok geniÅŸ bir yelpazeye yayılmaktadır. Bunlar, hasta ile hekim arasındaki her konuÅŸmayı bir psikoterapi olacak ÅŸekilde yorumlayarak psikoterapiyi en geniÅŸ anlamıyla alan eÄŸilimlerden belirli ruhsal hastalıkları, belirli tedavi teknik ve stratejileriyle, belirli ÅŸartlarda uygulamayı standardize etmiÅŸ olup, terimi dar anlamıyla kullanan eÄŸilimlere kadar bir dağılım göstermektedir. Bu durumda karşımıza, müphem ve çerçevesi çizilmemiÅŸ bir terim çıkmaktadır. Bazı bilim adamlarına göre, her hekimin her hastasına uyguladığı yaklaşım özel bir psikoterapi iken; bazılarına göre ise ancak çok katı kuralların uygulandığı standardize edilmiÅŸ programlar psikoterapidir. Psikoterapi teknik bir bilimsel terim olarak ele alınacaksa mutlaka çerçevesi belirlenmeli, programı yapılandırılmalı ve evrensel uygulanabilirliÄŸi standardize edilmelidir. EÄŸer psikoterapiden kastedilen ÅŸey; hastanın medikal ve cerrahi tedavi yöntemler dışındaki her yöntemle kendini iyi hissetme hali ise bu çok geniÅŸ bir alanı kapsamaktadır.

Bu baÄŸlamda öÄŸretmenin öÄŸrencilere verdiÄŸi bilgilendirme, telkin, ikna, modelleme; din adamının cemaatinde uyguladığı benzer uygulamalar, ebeveynin evladına gösterdiÄŸi yaklaşımlar, ÅŸamanın halkına verdiÄŸi tılsımlı ve gizemli bilgi ve malzemeler sonuçta bir etki yaratmaktadır. Bunların hepsine de psiko-terapötik etki demek mümkündür. Bir ÅŸeyin etkili olması farklı bir ÅŸey; bilimsel olması ise farklı bir ÅŸeydir. Bu etkiyi yaratan faktörlerin neler olduÄŸu, etkin tarafın konumu, tavrı, hareketi, statüsü ve mistik gücü gibi faktörler mi yoksa kullanılan malzemenin (konuÅŸma, söz, tılsım, muska, büyü vs.) içeriÄŸi veya edilgen tarafın iç dünyasında hazırladığı ÅŸablonlar mı olduÄŸu konusu tamamen ayrı bir araÅŸtırma konusudur.

C. Bir Disiplin Olarak Psikoterapi
Biz burada çeÅŸitli insan ve kurumların, çeÅŸitli yöntem ve araçlarla yarattığı etkinin nasıl, kime, nerede ve ne zaman etki ettiÄŸini araÅŸtırmanın ayrı bir konu olduÄŸunu; bilimsel bir disiplin olarak psikoterapinin çerçevesinin, aracının, hedefinin, etki alanının ve sınırlarının ne olduÄŸunun belirlenmesinin de ayrı bir konu olduÄŸunu belirtmek istiyoruz. Birinci baÄŸlamdaki psiko-terapötik etkiyi baÅŸka bir yerde incelemek üzere bir tarafa bırakırken, temel konumuz olan psikoterapiye dönmek istiyorum. BaÅŸlangıçta çok muÄŸlâk ve çerçevesi çizilmemiÅŸ olan bu kelimenin psiko-terapötik etki yaratan tıp dışı faktörleri bir kenara bıraktığımızda muÄŸlâklığının büyük ölçüde azaldığını görüyoruz. Burada kastettiÄŸimiz psikoterapi, hekimle hasta arasında iliÅŸki baÄŸlamında deÄŸerlendirilir. Bunun dışındaki yaklaşımların hiçbiri psikoterapi kelimesiyle iliÅŸkilendirilemez. Hastayla hekimin arasındaki ilaca ve cerrahi müdahaleye baÅŸvurmadan yapılan ve hastalığı olumlu yönde etkileyen yaklaşımların tümü psikoterapi midir? Hayır. Tıp bilimi, dâhili ve cerrahi hastalıklar olmak üzere iki ana grupta kümelenmiÅŸ onlarca alt disiplini barındıran ve hastalarını medikal ve cerrahi yöntemlerle tedavi eden birçok bilim dalını içerir. Ruhla bedenin iç içe geçtiÄŸi, bedensel rahatsızlıkların ruhu etkilediÄŸi; ruhsal rahatsızlıkların bedeni bozduÄŸu bir sistem içerisinde hekimlerin hasta ile kurdukları her türlü iletiÅŸim pozitif veya negatif bir etki yaratabilir. Bu etkilerin pozitif olanlarına psikoterapi demek mümkün müdür? Bu sorunun cevabı da yine ‘hayır’dır.

Psikoterapi, hastalığı belirli bir psiko-patolojik anlayış içerisinde, belirli bir kavram dizinine oturtarak ve yapılandırılmış bir program içerisinde tedavi etmek amacıyla planlı bir ÅŸekilde yürütülen uygulamalardır. Peki, böyle bir uygulama var mıdır? Evrensel olarak kabul edilmiÅŸ, standardize edilmiÅŸ tek bir psiko-patolojik anlayışa dayanan böyle bir psikoterapiden bahsetmek henüz zor görünmektedir. O halde psikoterapi ya da psikiyatri bir bilim deÄŸil midir? Bunu bu ÅŸekilde ifade etmek haddi aÅŸmak olur. Tek bir psikoterapiden bahsetmek de cüretkârlıktır. Tıbbın en kesin en net olarak bildiÄŸimiz hastalıklarında dahi tedavi yaklaşımları, stratejileri ve uygulamaları açısından geniÅŸ bir yelpaze söz konusudur. Hatta bu yelpazenin uçları birbirine zıt noktalara kadar gidebilmektedir. Henüz psikiyatrik bozuklukların birçoÄŸu hastalık olarak dahi tanımlanmamışken bunların tedavilerinde standardize edilmiÅŸ ve evrensel olarak uygulanabilir bir programın çıkması imkânsıza yakındır veya çok zordur.

Her bilim dalında evrensel gerçekliÄŸin bir alanını deÅŸifre etme çalışmaları yoÄŸun bir ÅŸekilde sürmektedir. Evreni bir yap-boz ’a benzetirsek yap-boz’un parçaları yavaÅŸ yavaÅŸ birleÅŸerek görüntü ortaya çıkmaktadır. Bu gayretlere bilimsel çalışmalar diyebiliriz. Bir yap-boz parçasının yapısını devasa bir kütleye benzetirsek ve bu yap-boz’un içindeki küçük bir yap-boz parçasının devasa bir yapı olduÄŸunu, o yap-boz parçasının içinde de küçük yap-boz parçacıklarının olduÄŸunu varsayalım. Burada tıp, büyük bir yap-boz iken bilim dalları bu yap-boz’un parçalarıdır. Bunlardan biri olan psikiyatri insanı anlamanın çözmenin bir yolu olan tıp yap-boz’u içindeki yerini alırken bu psikiyatri yap-boz parçasının içindeki hastalıklar, bozukluklar ve tedaviler bu yap-boz’un sınırlarını netleÅŸtirmektedirler. Bunların bazısı net ve açık, bazısı sisli, bazısı deÄŸiÅŸken ve bazı parçalar da eksiktir. İşte bu parçaları anlamlandırabilmek için hipotezler ve teoriler gündeme getirilmektedir. Bunlar sınandıkça ve test edildikçe doÄŸru olanlar kalmakta, yanlış olanlar dışlanmaktadır. Böylece her gün yeni bir yap-boz parçacığı ana yap-bozdaki yerini almaktadır. Psikiyatri içerisinde psikoterapi de sınırları zaman zaman muÄŸlâk, zaman zaman belirsiz, zaman zaman deÄŸiÅŸken bir yap-boz parçasıdır. Ama yap-boz her gün daha netleÅŸmekte, daha bütünleÅŸmekte ve parçalar bütünleÅŸtikçe karşımıza yeni bir resim çıkmaktadır. Biz burada bu resmin oluÅŸum çizgilerini görmeye çalışıp tepeden bakarak bütünü yakalamaya gayret edeceÄŸiz. GerçeÄŸin parça parça ortaya konduÄŸu bilimsel aktiviteleri olabildiÄŸince kuÅŸatarak, notaların yanında besteyi okumaya çalışacağız.

D. Psikoterapi Türleri
Psikoterapi iki kiÅŸi arasında geçen sıradan bir sohbet deÄŸildir. Psikoterapi insanı izah eden, insanın geliÅŸimini açıklayan felsefi ve bilimsel bir arka plana, bir insan modeline dayalı bir sistemi kabul ettikten sonra bu sistemden belirli nedenlerle sapma gösteren yapıların belirli stratejilerle düzeltilmesini amaçlayan bir bilimsel disiplindir. Peki, bu psikoterapi tek bir yöntem midir? Hayır. Bugün dünyada sekiz yüzün üzerinde psiko-terapötik teknik uygulandığı iddia edilmektedir. Bunların çoÄŸunu biz de bilmemekteyiz. Ama bunları ana baÅŸlıklar altında incelersek bunların dört ana kümede toplandığını görürüz:

Bunlar:

1- Kaynağını Pavlov ’un hayvanlar üzerinde yapmış olduÄŸu çalışmalardan alan ve koÅŸullu ÅŸartlanmayı temel kabul eden Davranışçı Psikoterapi tekniÄŸi.

2- İnsanı hayvandan ayıran temel yapının düÅŸünce olduÄŸunu iddia eden ve algılama farklılığı üzerinde duran BiliÅŸsel Psikoterapiler.

3- İnsanın problemlerini kesitsel olarak almayıp geçmiÅŸle bütünleÅŸtirerek, geçmiÅŸin ana ÅŸablonlarının bugünkü izdüÅŸümleri yarattığına inanan Dinamik Psikoterapiler.

4- İnsanın en temel varlık nedenlerini irdeleyen ve cevap bulunamayan sorularla ilintili olarak insanın kriz yaÅŸadığını iddia eden VaroluÅŸçu Psikoterapiler.

Buna göre ilk psikoterapi çalışmaları davranışı ele alan davranışçı psikoterapi teknikleridir. Davranışçı psikoterapi insanı mutsuz ve huzursuz eden, sıkıntıya neden olan davranışları düzeltmeyi amaçlayan psikoterapi tekniÄŸidir. Bu teknik kiÅŸiye rahatsızlık veren belirli davranışları bir anlam çerçevesi içerisinde deÄŸerlendirmiÅŸ, standardize etmiÅŸ, nasıl geliÅŸtiÄŸini anlatmış, bunu bilimsel çalışmalarla ispat etmiÅŸ ve bunların belirli tekniklerle deÄŸiÅŸtirilebileceÄŸini kanıtlamış olan tedavi tekniÄŸidir. Kaynağını daha çok Pavlov XE "Pavlov" ’un köpekler üzerindeki deneylerinden almıştır. Hayvan deneylerinde, Pavlov, Torndike XE "Torndike" , Skinner ’in yaptığı hayvan davranışları model alınarak insan davranışları izah edilmiÅŸ ve davranışların oluÅŸum sürecine bakılarak tedavi teknikleri geliÅŸtirilmiÅŸtir. GörüldüÄŸü gibi burada bir insan anlayışı ve modeli vardır. Davranışlar laboratuarda test edilmiÅŸ, incelenmiÅŸ ve bunlara uygun tedavi yöntemleri geliÅŸtirilmiÅŸtir. İnsanı davranışçı ekolün bakış açısıyla izah etmek, insan yap-boz XE "yap-boz" ’unun bir parçasını açığa çıkarmaktır. Canlılar belirli etkilere maruz kalınca belirli tepkiler vermektedir. Belirli uyaranlar bazı uyarıcılarla eÅŸleÅŸtirildiÄŸinde benzer sonuçlara ulaşılmaktadır.

Pavlov ’un klasik koÅŸullu refleks olarak isimlendirdiÄŸi bu davranışsal öÄŸrenme modeli insanların da birçok davranışını izah etmektedir. Bunun detaylarıyla ilgili birçok çalışma yapılmış, uyaranların insan davranışlarında ne tür etki yarattığı, bunların nasıl oluÅŸtuÄŸu, nasıl ortadan kalktığı ve nasıl tekrar aktive edildiÄŸi bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Sosyal öÄŸrenme ve modelleme teorileriyle ilgili bilgilerimiz geliÅŸtikçe insanların davranışlarını anlamamız ve izah etmemiz daha kolay olmaktadır. Bu model insanın iç dünyasına girmeden onu dıştan gözlemleyerek hareketlerin neden ve niçinlerini araÅŸtıran, tüm davranışları belirli kalıplarda izah etmeye çalışan ve daha çok bir öÄŸrenme modeline dayanan bir yaklaşım tarzıdır.

İnsan, hayvana göre daha geliÅŸmiÅŸ ÅŸartlı reflekslerden ibaret, daha komplike bir hayvan mıdır? Yoksa insan belirli uyarıcılara karşı belirli tepkileri verme mecburiyetinde olan, robota benzer bir hayvan mıdır? Ya da insan etrafında modellediÄŸi davranışları otomatik olarak yapmaya mahkûm, aciz bir organizma mıdır? İnsanın tüm varlığını ÅŸartlı refleksler ve sosyal öÄŸrenme modeliyle izah etmek mümkün deÄŸildir. İnsanın bir takım davranışlarını bu kalıplara sokmak uygun iken birçok davranışın arkasında öÄŸrenme ilkelerinin çok ötesinde bir takım karmaşık sistemler mevcuttur. Elli tane köpeÄŸi alıp bir laboratuara koyduÄŸumuzu varsayalım. Her öÄŸle yemeÄŸinde yemekleri hayvanların önüne koyduÄŸumuzda bir zili çalalım yemekle zil uyaranını eÅŸleÅŸtirelim. Pavlov ’un yaptığı bu deneyi biz de uyguladığımızda bir süre sonra önüne yemek koymadığımız halde köpeklerin salyalarının aktığını hep birlikte hayretle tespit edeceÄŸiz.

Aynı deneyi insanlara uyguladığımızı düÅŸünelim. Elli insanı bir lokantaya koyup, her gün aynı saatte yemek verelim ve her yemek vakti zile basalım. Bir müddet sonra zili çaldığımızda ne tür tepkiler alacağız. Muhtemelen insanların bir kısmının salyası akacak. Bir kısmı bu ÅŸakaya sinirlenecek, bir kısmı ise küfredecek ve bir kısmı da camı çerçeveyi indirecektir. Bunun böyle olacağını ispat etmek için elli insanı böyle bir ortama sokmaya gerek yoktur. Çünkü bu her gün tezahür etmektedir. Büyük bir depreme maruz kalan insanlar aynı bölgede, aynı ÅŸartlarda, aynı depreme, yani aynı uyarana maruz kaldıkları halde o insanların aynı tepkilerde bulunması beklenirken hepsi farklı tepki vermektedir. Depreme maruz kalanların bir kısmı korku ve panik içine düÅŸmekte, bir kısmı depresyona girmekte, bir kısmı öfkelenmekte; bir kısmının inanç ve deÄŸer yargıları deÄŸiÅŸmekte, dindar olanlar dinsiz, dinsiz olanlar dindar olabilmektedir. Bunun gibi farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Uyaran aynı olduÄŸunda tepkilerin aynı olması beklenirken farklı tepkiler ortaya çıkmaktadır. Burada davranışçı ekol çaresiz kalır. İnsanların davranışının ön plana çıktığı patolojik durumlarda, davranışçı terapi teknik ve stratejileri çok yararlı sonuçlar saÄŸlamıştır. Özellikle fobilerin tedavisinde, yüzleÅŸtirme, cevap engelleme ve kaçınma, davranışı ortadan kaldırmaya yönelik davranışçı tedavi ilkeleri, taklit, modelleme, rol provası gibi diÄŸer davranışçı tekniklerle birleÅŸtirilerek çok yararlı sonuçlar elde edilmiÅŸtir. Fobilerin bir grubunda (özellikle soysal öÄŸrenme ve modellemeye göre öÄŸrenilmiÅŸ fobilerde) davranışçı terapi teknikleri iÅŸe yararken daha karmaşık ve kompleks nedenlere dayalı fobilerde davranışçı terapi yetersiz kalmaktadır.

Bu durumda yap-bozun yeni parçalarını ortaya çıkarmak ve anlamlandırmak gerekmektedir. Bu kez karşımıza yeni bir teori ile biliÅŸsel (kognitif) psikoterapi çıkmaktadır. Bunlar bir taraftan davranışçı sosyal öÄŸrenme ve modellemeyi kabul ederken, diÄŸer yandan insanın tüm davranışlarını izah etmek için bu yaklaşım tarzının yetersiz olduÄŸunu ileri sürerler. BiliÅŸsel ekol insanın bir hayvan olmadığını, hayvandan farklı olarak algılama araçlarıyla dışardan algı alan, bunu bilgi olarak deÄŸerlendiren, beyinde insan olmanın temel özelliÄŸi olan yorumlama kavramıyla algılanan bilgiye ÅŸekil veren ve bu bilgiyi yorumlayan, yoruma baÄŸlı olarak da tepki gösteren bir varlık olduÄŸuna inanmaktadırlar. Her ÅŸey beyindeki komuta kontrol bölgesindeki yorumlama merkezi tarafından idare edilmektedir. BeÅŸ duyu ile alınan algılarımız özel, bireysel ve sübjektif filtre sistemlerinden geçirilerek merkeze alınmakta, merkeze alınan bu bilgiler orijinal yapılarının dışında bir anlama büründürülebilmekte ve bu anlamlandırmaya baÄŸlı olarak da cevaplar üretilmektedir. Sistem basittir: girdi=> yorum=> çıktı.

Bu baÄŸlamda her türlü dışsal algı, her türlü deÄŸiÅŸime tabi tutularak her türlü sonucu mümkün kılmaktadır. Burada tam bir kaos, karmaÅŸa veya rölativite vardır. Bir telefon santralindeki sekreterin telefon hatlarını istediÄŸi hatta baÄŸlayabilmesi gibi bir model çıkarılabilir. Fakat biliÅŸsel ekol bu sistemin kaotik, kompleks ve rasgele çalışmadığını göstermiÅŸtir. Bilginin algılanmasından baÅŸlayarak, cevabın oluÅŸmasına kadar geçen süredeki bilgi iÅŸleme sürecinin belirli bir model-yapıyla oluÅŸtuÄŸunu bize göstermiÅŸtir. EÄŸer bir bilgi, yanlış bilgilendirmeye tabi tutulacaksa, deÄŸiÅŸtirilecekse, bozulacaksa ve yok sayılacaksa bunun için beynimiz özel yöntemler uygulamaktadır. Mesela beyin, seçici algılama, abartma, küçümseme, bireyselleÅŸme, genelleÅŸtirme, ya hep ya hiç tarzında düÅŸünme veya keyfi çıkarsama gibi yöntemlerin birini veya birkaçını uygulamaktadır. İnsan beyninin bilgiyi nasıl iÅŸleme tabi tuttuÄŸu ve nasıl yorumladığı ile ilgili üç katmandan oluÅŸan bir izah getirilmektedir. Bunlar, bir Hindistan cevizi gibi üç katmandan oluÅŸur. En dış katman, kabuk kısmı, patolojiye neden olan öÄŸrenilmiÅŸ olumsuz düÅŸünceler katmanıdır. Orta katman, kiÅŸinin temel kabulleri veya ayıltılarıdır. En alt katman ise çekirdek kısım veya Hindistan cevizinin öz suyunun bulunduÄŸu yer, temel ÅŸemalardır. Bunu her insanın bir mevzuat hiyerarÅŸisi olarak kabul edersek, tüzük ve yönetmelikleri olumsuz otomatik düÅŸüncelere; kanunları, temel kabullere; ana yasa maddelerini de temel ÅŸemalara benzetebiliriz. Bu metaforik örneklerden yola çıkarak, Hindistan cevizinin dış kısmına ulaÅŸmak kolaydır. Tüzük ve yönetmelikleri bir bakanın ve genel müdürün deÄŸiÅŸtirmesi mümkün olduÄŸu gibi bu baÄŸlamda olumsuz otomatik düÅŸünceleri deÄŸiÅŸtirmek, düzeltmek, yakalamak, yüzeydeki bir alanda daha mümkündür. Bunların arkasındaki gizil ve görünmeyen temel kabulleri yakalayabilmek için Hindistan cevizinin kabuÄŸunu geçip orta katmanına ulaÅŸmak lazımdır. Bu husus, olumsuz otomatik düÅŸünceleri yakalamaktan daha zor ve daha çok dikkat gerektirir. Bunları yakaladıktan sonra deÄŸiÅŸtirmek ise, tüzük ve yönetmeliklere göre yasaları deÄŸiÅŸtirmenin zorluÄŸu gibidir. Temel kabullerin ve sayıtlıların üzerine bina edildiÄŸi temel ÅŸemaları yakalamak ve kavramak, Hindistan cevizinin öz suyuna ulaÅŸmak kadar zordur. Temel ÅŸemalara ulaşıldığında ki bunlar bebekliÄŸimizden ve çocukluÄŸumuzdan getirdiÄŸimiz ana kimlik ve kiÅŸilik iskeletleridir, bunları deÄŸiÅŸtirmek anayasanın maddelerini deÄŸiÅŸtirmek kadar güçtür.

BiliÅŸsel insan anlayışı bu üçlü katmana baÄŸlı olarak insanın bir kimlik geliÅŸtirdiÄŸini, bir kendilik ve dünya algısının olduÄŸunu, kendini ve dünyayı bu üçlü filtre sisteminden veya merceÄŸinden geçirdikten sonra bir anlam yükleyerek kabul ettiÄŸini ve buna baÄŸlı olarak da tepki/cevap ortaya koyduÄŸunu göstermektedir. Hastalıkların oluÅŸum zincirinde bu yapıyı ortaya çıkarmak mümkündür. Yapının oluÅŸum ve geliÅŸim modelini bu ÅŸekilde izah edebiliyorsak, bunu deÄŸiÅŸtirmenin de mümkün olabileceÄŸini varsayabiliriz. BiliÅŸsel çarpıtmalarla, bu üçlü katmandaki hatalarla oluÅŸmuÅŸ olan hastalıklar, bunlara göre uygun olarak geliÅŸtirilmiÅŸ olan biliÅŸsel tedavi stratejileriyle düzeltilebilmektedir. Davranışsal tedavi tekniklerinin yetersiz kaldığı birçok durumda hastaya biliÅŸsel tekniklerle yaklaşıldığında biliÅŸsel psiko-terapötik tekniklerin olumlu sonuçlar doÄŸurduÄŸunu görmekteyiz.

Bu bilgilerin ışığında yap-bozun ikinci parçası da netleÅŸmektedir. Notalar ortaya çıktıkça bestenin ahenkli melodileri de duyulmaya baÅŸlamaktadır. Fakat hastaların bir kısmı hala karşımızda direnmekte, davranışçı gayretler, biliÅŸsel tekniklerle açığa çıkarılan otomatik olumsuz düÅŸünceler, temel kabuller ve ÅŸemalar hasta tarafından garip bir ÅŸekilde bertaraf edilmekte, dışlanmakta ve kabul edilmemektedir. Hasta size iyileÅŸmek için gelmekte, ancak verdiÄŸiniz programları uygulamamakta, kısaca direnç göstermektedir. Direnç için biliÅŸsel terapinin yapabileceÄŸi hiçbir ÅŸey yoktur. Çünkü direnç bilinçdışı dinamiklerle iÅŸleyen psiko-dinamik yapının temel bir kavramıdır. Hastayı ne kadar bilgilendirirseniz bilgilendirin, hastaya ne kadar biliÅŸsel iç görü kazandırırsanız kazandırın, hasta çocukluk dönemindeki yaÅŸantıladığı anne, baba, çocuk üçgenindeki temel yapıları bugünkü yaÅŸantısında hep tekrarlamaktadır. Bu yapıyı biliÅŸsel tekniklerin yöntemi doÄŸrultusunda akılla, mantıkla ve bilgiyle deÄŸiÅŸtirmek mümkün deÄŸildir. Bu yaÅŸantılama tekrar sahneye konmalı, bir üst kalıp üzerinden geçilerek yeni bir biçime/kalıba dökülmelidir. Tedavi ancak o zaman mümkün olabilmektedir. İşte bu yeni tarz yaklaşıma psiko-dinamik yaklaşım modeli denmektedir.

Psikodinamik model kaynağını Sigmund Freud ’dan alarak bugüne kadar birçok deÄŸiÅŸim, geliÅŸim ve farklılaÅŸma göstermiÅŸ dahası geniÅŸ ve dinamik bir yelpazede birçok ekolün kurulmasına öncülük etmiÅŸtir. Bu model, insanı en geniÅŸ bir ÅŸekilde tanımlamaya çalışmakta, insanın ruhsal yapısının geliÅŸim evrelerini ortaya koymakta, bu geliÅŸim evrelerinde meydana gelebilecek zararlı etkilere baÄŸlı olarak ortaya çıkabilecek hastalıklı sonuçlar hakkında öngörülerde bulunabilmektedir. Böyle bir insan modeli bu evreleri detaylı bir ÅŸekilde izah etmekte, bu evrelerde meydana gelebilecek hata, arıza, bozukluk ve yanlışlıkların nasıl ortadan kaldırılıp tedavi edilebileceÄŸi ile ilgili bir standart program ortaya koymaktadır. Bu programın uygulanmasında deÄŸiÅŸik psiko-dinamik modeller arasında çeÅŸitli teknik farklılıkların bulunmasına raÄŸmen, insanın ruhsal modeli anlayışları açısından aynı, fakat tedavi stratejileri bakımından yaklaşımları farklıdır. Davranışçı ve biliÅŸsel modellerle izah edemediÄŸimiz, izah etmeye çalışsak bile tedavi edemediÄŸimiz vakalarımıza dinamik bir formülasyonla yaklaÅŸtığımızda olayın çözümlendiÄŸini görmekteyiz. psiko-dinamik yaklaşım, insanı sadece bir davranış, bir biliÅŸsel süreç olarak deÄŸil; onu, davranışı, düÅŸüncesi, duygulanımı, sosyal yapısı, ailesi, coÄŸrafi yapısı ve kültürel özellikleri ile bir bütün olarak ele almakta, buradaki dinamik yapının ve etkileÅŸim sistemlerinin nasıl oluÅŸtuÄŸunu ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Bu baÄŸlamda da normal bir bireyin geliÅŸiminden bireysel patolojinin oluÅŸumuna, tarihsel belirleyicilikten dinî inançların oluÅŸumuna, siyasetten edebiyata geniÅŸ bir yelpazede kendisine ilgi alanları bulmuÅŸ, tartışmaya açılmış ve böylece psiko-dinamik yapı birçok alana eklemlenmiÅŸtir. Siyaseti, sanatı, edebiyatı, kısacası insanı ve insanın ürettiklerini etkilemiÅŸtir.

Tüm bu bilinenlere raÄŸmen insan ruhsal yap-bozunda bilinmeyen o kadar çok ÅŸey vardır ki yüzyıl önce bildiklerimize baktığımızda, bugün bildiklerimiz muhteÅŸem ve harikulade bir noktadadır. Bildiklerimiz arttıkça cehaletimizin boyutunu ve derinliÄŸini kavramaktayız. Bilinmedik o kadar çok ÅŸey var ki! Psikoterapi ve psikoterapistler cahilliÄŸin cesurluÄŸunu yaÅŸamaktadırlar. UÄŸraÅŸtığımız ve düzeltmeye çalıştığımız yapı o kadar komplike, karmaşık, kaotik ve ama bir o kadar da kendi içinde düzenli, tutarlı, determinal (zorunlu nedensel) bir yapı içermektedir. Milyonlarca faktörün bir araya getirdiÄŸi ruhsal aygıtın bir faktörünün deÄŸiÅŸmesiyle diÄŸer faktörlerin hepsi etkilenmekte ve ortaya çok farklı sonuçlar çıkmaktadır. Ruhsal yapıda müthiÅŸ bir rölativite (görecelik) vardır. Ruhsal yapı zaman kavramını geçmiÅŸi ve geleceÄŸi bugüne taşıyarak yaÅŸayabildiÄŸi gibi, bugünün yapısını geçmiÅŸi örtmek ve geleceÄŸi belirlemek için de kullanabilmektedir.

Yukarıda belirttiÄŸimiz gibi insanın ruhsal yapısı katman katmandır. Bazı bilim adamlarına göre ruhsal aygıtın en basit, en anlaşılabilir kısmı ve katmanı dışta gözlemlediÄŸimiz davranışsal kalıplardır. Davranışsal kalıplar en kolay çözümlenebilen, anlaşılabilen, bozukluÄŸu varsa tedavi edilebilen yapılardır. Onun altındaki katman biliÅŸsel katmandır. Burada iÅŸler biraz daha karmaşıklaÅŸmakta; davranışla etkileÅŸerek, davranışı etkilemekte ve davranıştan etkilenmektedir. Daha derin katmana indiÄŸimizde psiko-dinamik bir yapıyla karşılaşıyoruz. Burada iÅŸler daha da karışmakta sistem daha da komplike olmakta, girdiler çoÄŸalmakta, girdilerin ÅŸekil deÄŸiÅŸikliÄŸi çeÅŸitli kılıklara bürünebilmektedir. Bu temel girdiler biliÅŸsel süreçleri, biliÅŸsel süreçler de davranışı etkilemekte, davranış ve biliÅŸsel süreçler dinamik yapıyı deÄŸiÅŸtirebilmekte ve farklı kılıklara sokabilmektedir. ÇekirdeÄŸe indiÄŸimizde en derin katmana ulaşıyoruz. İnsanın varoluÅŸsal katmanı. Bu katman tüm ÅŸekil ÅŸartlarından uzak, dışsal gerçekliÄŸin zorunluluklarından uzak, kendi içsel varoluÅŸunu sorgulayan bir zihnin yarattığı bir insan anlayışıdır. Bu katmanı konu edinen varoluÅŸçu psikoterapi, insanın bu içsel varoluÅŸunda yaÅŸadığı varoluÅŸsal krizlerini irdelemeye çalışmaktadır.

Her insan tüm yaÅŸantılarının arkasında temel birkaç sorudan kaçmakta ve bu sorulara cevap aramaktadır. Hepimizi ürküten bu sorular zaman zaman patolojilerimizin temel kaynağını oluÅŸturabilmektedir. Hayatın anlamı nedir? GeleceÄŸi bilmek ve belirlemek bugünden mümkün müdür? GeleceÄŸin belirsizliÄŸi karşısında ne yapabilirim? Bugünkü mevcut konumumu ben mi oluÅŸturdum, bu konumda olmamın nedeni ben miyim, yoksa baÅŸkaları mı? GeleceÄŸim ile ilgili bildiÄŸim tek ÅŸey ölüm gerçeÄŸi iken niçin bir ömür boyu bunu yadsıyorum, inkâr ediyorum. Göbek kordonumun kesildiÄŸi andan itibaren anneden ayrıldığım gerçeÄŸi yani yalnız olduÄŸum, duygularımın, düÅŸüncelerimin, acılarımın kederlerimin ve sevinçlerimin sadece bana ait olduÄŸu ve benim içimde yaÅŸantılandığı gerçeÄŸini yani yalnız olduÄŸum gerçeÄŸini kabul mü edeceÄŸim, yoksa kendimi mi kandıracağım? İşte bunlar temel sorulardır. Ya bu soruları inkâr edeceÄŸiz. Bir yanılsamanın içinde kaybolup gideceÄŸiz, ya da bizim irademiz dışında varolduÄŸumuz bir dünyada bilmediÄŸimiz bir süre içerisinde, bize verilen enstrümanı en güzel bir ahenkle çalıp varoluÅŸumuzun keyfini mi yaÅŸayacağız. İşte varoluÅŸçuların insanı ve dünyayı anlama, kavrama ve yorumlama ÅŸekli budur.

Bu bakış tarzından yola çıkan varoluÅŸçu terapistler insanın bir takım sıkıntı ve problemlerini bu varoluÅŸsal sorulara atfetmekte, kiÅŸinin ölüm , yalnızlık, belirsizlik ve anlamsızlık karşısında yaÅŸadığı çaresizliÄŸi patolojik bir varoluÅŸla yatıştırmaya çalıştığını, anksiyeteyi ve sıkıntıyı hissettikleri hiçlik ve yokluk karşısında bir ödün olarak verip varoluÅŸu hissettiklerini savunmaktadırlar. VaroluÅŸçu terapistler bu soruların cevaplarını anksiyete oluÅŸturmadan çözümleyecek cevaplar araÅŸ­tır­mak­ta­dır­lar. Hastalarına bu yolla yardımcı olmaya çalışarak varoluÅŸçu psikoterapi uygulamaları yürütmektedirler. Hastaları etkilemekte, teÅŸhis koymamakta, onları anlamaya çalışmakta ve her bir vakayı özgün kabul etmektedirler.

Yap-bozun diÄŸer bir parçası da açığa çıkmaya baÅŸladı. Her bir yaklaşım, her bir bilimsel aktivite insanı anlamamızda ve yorumlamamızda bize yeni bir ışık tutmakta ve yap-bozun yeni bir parçasını bize sunmaktadır. Dört katmanda izah ettiÄŸimiz insana bakış tarzı, birbiriyle uyumsuz görünse de bu sistemler bir bütün olarak varlığını sürdürmektedir. Bu katmanların herhangi bir zaman diliminde herhangi bir fenomene istinaden aktive olması ile birlikte görünür tablo tamamen deÄŸiÅŸebilmektedir. Bir yangının baÅŸlangıcı bir kıvılcım olduÄŸu gibi aynı ateÅŸi su söndürebilmektedir. Bu da insanın ruhsal yapısının bireye özgü göreceli bir yapı olduÄŸunu göstermektedir. Bu yapı zamana, mekâna ve ÅŸartlara göre her an deÄŸiÅŸebilen, uyum saÄŸlama yeteneÄŸi olan ve farklılaÅŸan bir yapıdır. Bu bizlere muÄŸlâklık, müphemlik, sınırsızlık ve karmaÅŸayı çaÄŸrıştırsa bile deÄŸiÅŸebilen dinamik yapı deÄŸiÅŸebilmeyi, müdahaleyi, düzenlemeyi ve tedaviyi mümkün kılmaktadır. Bu da bizim kazancımızdır. İnsan etkileyen ve etkilenen bir varlıktır.

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile


SEO by AceSEF
Siteni Ekle
google-site-verification: google09bd85cd605c77e7.html