OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Ana Menü

Faydali Olmasi Dilegi ile...:
YETİŞKİNLİK PSİKOLOJİSİ-8 Yazdır

İİİ. ORTA YILLARDA TOPLUMSAL YAŞAM

Genç yetiÅŸkinlikte olduÄŸu gibi orta yaÅŸlılıkta da, kiÅŸinin baÅŸta gelen
iki büyük sorumluluÄŸundan biri, benliÄŸinin iç dünyasını düzenlemek,
diÄŸeri de bir dış dünya örgütlemektir. Bu dış dünya aile, iÅŸ ve
toplumsal çevreden oluÅŸmaktadır.

:::::::::::::::::

1. Aile

Genç yetiÅŸkinlik dönemi incelenirken, eÅŸ seçimi, ailenin kuruluÅŸu,
karı-koca rollerinin benimsenmesi, ilk çocuÄŸun doÄŸuÅŸu ve anababa
rolü üzerinde durulmuÅŸtu. Bu bölümde de orta yetiÅŸkinlik yıllarının
aile yaÅŸam döngüsü incelenecektir. Çocukların yetiÅŸtirildiÄŸi bu dönem
ailenin aynı zamanda en çok uÄŸraÅŸ verdiÄŸi dönemdir. YetiÅŸen çocukların
aileye yüklediÄŸi ekonomik yük oldukça büyüktür. Aileyi geçindiren
kiÅŸi kazancının en yüksek düzeyine ancak 45-50 yaÅŸları arasında
ulaÅŸabilmektedir. Aileye çocukların katılması ekonomik yükü
arttırdığı gibi harcanan zamanı da arttırmakta, anababaya oturup başbaşa
konuşacak zaman bırakmamakta, yorgunluk ve iletişimsizlik cinsel
yaÅŸamlarını da etkilemektedir. Bu ağır yükün altından ancak anababa
olmanın sorumluluÄŸu ve özverisi ile kalkılabilmektedir.

YetiÅŸkinlikteki aile yaÅŸam döngüsünün evreleri ve bu evrelerde
geçen yıllar Tablo 17'de gösterilmiÅŸtir.

Okul çağında çocukları olan ailelerde çocuk, okul, sokak, komÅŸu
iliÅŸkilerini yaÅŸayarak böylece yeni yaÅŸam alanlarına girmektedir. Çocuk
yeni çevrelerde yeni deneyimler edinirken aile de onun gidiÅŸ
geliÅŸlerindeki güveni saÄŸlamaya çalışmaktadır. Bu dönemde aileler
okul ve eÄŸitim konusunda da oldukça bilgi ve görüÅŸ sahibi olurlar. Ergen
çocuÄŸu olan ailede ise ergenlik, hem aile hem de çocuk için en zor
dönemlerden biridir. Ergen, ailenin çocukluktan beri telkin ettiÄŸi pek
çok kuralı sınamaya baÅŸlar. Aile ergene hem duygusal destek saÄŸlamak,
hem de belirli sınırlar içinde bağımsızlık vermek arasındaki nazik
dengeyi tutturabilmek zorundadır. Bu dönemde baba dışarda iÅŸiyle
uÄŸraÅŸmaktadır, ergen de çoÄŸu zaman evin dışındadır. Anne ise evdedir
ve çok çalışmaktadır. Yorgun anne ve babanın karıkoca iliÅŸkisi epeyce
zorlaÅŸmıştır ve bunalım evrelerinden geçmektedir. EvliliÄŸin ilk yılları
gibi 40-45 yaÅŸlar arası da boÅŸanmaların en çok olduÄŸu dönemdir. Ailenin
yerleÅŸtirme merkezi olarak iÅŸlev gördüÄŸü sonraki dönemde çocuklar
evlenerek ya da iÅŸe girerek evden ayrılmaktadırlar. Çocuklar
evde olmadığından anababa birbiri için sadece karıkoca rolünü oynamak
durumundadır. Babanın mesleğinin doruk noktasında olması, annenin
evde yalnız kalması ve bu arada menopoza girmesi nedeniyle ailede
zor günler yaÅŸanabilir. Anababalık sonrası aile ya da "boÅŸ yuva"
çocukların yerleÅŸtirilmelerinden emekliliÄŸe kadar geçen sürede yaÅŸanır
ve aÅŸağı yukarı 15 yıl sürer. Karıkoca sonunda baÅŸbaÅŸa kalmış, ailenin
ekonomik durumu rahatlamıştır. Kimileri için bu dönem evliliÄŸin
ilk yıllarına dönüÅŸ gibidir, kimileri içinse bir sıkıntı ve çöküntü dönemi
olabilir. Bu döneme ulaÅŸmış aile iki görevle yüklüdür: Kendi
yaÅŸlı anababalarına bakmak ve kendi çocuklarının çocuklarına büyükbaba,
büyükanne olmak.

Tablo 17

YetiÅŸkinlikte Aile YaÅŸam Döngüsü Evreleri

Evreler - Yıllar

1. Evli çift (çocuksuz) - 2 yıl

2. Çocuklu aile (ilk çocuk. doÄŸum-30 ay) - 2.5 yıl

3. Okulçağı öncesi aile (ilk çocuk. 30 ay-6 yaÅŸ) - 3.5 yıl

4. Okulçağı ailesi (ilk çocuk. 6-13 yaÅŸ) - 7 yıl

5. Ergen çocuklu aile (ilk çocuk. 13-20 yaÅŸ) - 7 yıl

6. YerleÅŸtirme yeri olarak aile (ilk çocuÄŸun ayrılmasından
son çocuÄŸun ayrılmasına kadar) - 8 yıl

7. Orta yaşlı anababalar (boş yuvadan emekliliğe kadar) - 15 yıl

8. Aile üyelerinin yaÅŸlanması (emeklilikten eÅŸlerin ölümüne
kadar) - 10-15 yıl

Kaynak: E.G.Duvall, Family Development, 1971, aktaran Schiamberg
ve Smith, 1982.

Neugarten ve Weinstein, orta sınıftan 50-60 yaşlarındaki deneklerde
büyükbaba ve büyükanne olma doyumunu ve biçimlerini araÅŸtırmıştır.
Bulgular, deneklerin dörtte üçünün büyük-anababalıktan doyum
bulduklarını, üçte birinin ise rahatsızlık ve düÅŸkırıklığı yaÅŸadıklarını
göstermektedir. Bu rolün anlamı deneklerce farklı yorumlanmaktadır.
Kimileri bu rolü bir tür biyolojik yenilenme (torunlarında yeniden
gençleÅŸme) ya da biyolojik süreklilik (aile çizgisinin sürmesi) olarak
görmektedir; kimileri bu rolün bir tür duygusal doyum olanağı
verdiÄŸini belirtmektedir (iÅŸ güç yüzünden geçmiÅŸte kendi çocuklarına
veremediÄŸini ÅŸimdi torunlarına vermek). Kimileri torunları için kaynak
insan oldukları duygusunu taşırken, diÄŸerleri de çocuklarından elde
edemediklerini torunlarından bulmayı ummaktadırlar. Çok sayıda
olan kimileri de torunlarından oldukça uzaktırlar ("çok güzel bir olay
ama hiç vaktim yok!").

Neugarten ve Weinstein 5 tür büyükanababalık biçimi saptamışlardır:
a) Keyif arama iliÅŸkisi: Torunlarıyla sadece sevmek için ilgilenirler,
onların bakımından ve yetiştirilmesinden sorumlu olmazlar. b)
Resmi iliÅŸki: İliÅŸki çok azdır, sadece belirli günlerde buluÅŸmayla sınırlı
kalır. c) Vekil anababa olma iliÅŸkisi: Ölüm, ayrılma, boÅŸanma
gibi nedenlerle torunlara bakmayı üstlenmek söz konusudur. d) Ailenin
saÄŸduyusu olma iliÅŸkisi: Büyükanne ya da babanın beceri ve deneyimlerinden
yararlanma, akıl isteme ilişkisidir. e) Uzak ilişkiler: Toplumsal
ya da coÄŸrafi açıdan aralarında uzun mesafe olanların iliÅŸkisidir.

:::::::::::::::::

2. İş ve Meslek

Aile ve iÅŸ yaÅŸamının birbiriyle sürekli etkileÅŸim içinde olan sistemler
olduÄŸu daha önce belirtilmiÅŸti. Aile yaÅŸam döngüsü gibi bir de
iÅŸ yaÅŸamı döngüsü olduÄŸu daha önce açıklanmıştı. Kimmel (1974), tipik
bir iÅŸ yaÅŸamı döngüsünde üç büyük dönüm noktası olduÄŸunu belirtmektedir:
İşe giriş, ilerleyen yıllar, emeklilik.

A. İşe girme ve işte ilerleyen yıllar

İşe girme bir meslek seçimi sürecinin ardından ulaşılan dönüm
noktasıdır ve genç yetiÅŸkinlik yıllarında yaÅŸanır. İş yaÅŸamının ilerleyen
yıllarında bir dönüm noktası ve bir bunalım daha ortaya çıkar. Bu
bunalım bir bakıma işe girişte yaşanan bunalıma benzer. Orta yıllarda
birey gelecekteki olanaklarını değerlendirdiği bir noktaya gelir. Bu
bunalımın işe girişteki bunalımdan farkı "kariyer saati"ne dayanmasından
doÄŸar. Bu saat "toplumsal saat"e benzer ve bireyin meslekte
tam saatinde olduÄŸuna ya da zamanın gerisinde kaldığına iliÅŸkin öznel
duygusunu dile getirir (ilk kitabını elli yaşından sonra yazmaya başlayan
öÄŸretim üyesinin duyguları gibi). Birey, orta yıllarda 45-55
yaÅŸları arasında emeklilikten önce kaç yılı kaldığının birden farkına
varır ve amaçlarına ulaÅŸmadaki hızını deÄŸerlendirir. EÄŸer oldukça geride
kalmışsa ya da amaçları gerçekçi deÄŸilse, çok geç kalmadan iÅŸini
deÄŸiÅŸtirmeye ya da amaçlarını daha gerçekçi kılmaya karar verir. Orta
yıllarda insanlar yaÅŸam çizgileri ile meslek çizgileri arasında sıkı bir
ilişki olduğunu algılarlar. Meslek beklentileri ile meslek başarıları
arasındaki farklılık yaşın -yaşlanmanın- farkına varılmasına neden
olur. Orta yıllarda meslek amaçlarının deÄŸerlendirilmesinin yanısıra,
Neugarten'in belirttiği gibi, başarı, yeterlilik, denetim altına alabilme
duygusu da söz konusudur. Orta yıllarda baÅŸarılı olanlar geçmiÅŸ
deneyimlerinden kaynaklanan çok geliÅŸmiÅŸ bir karar verme yeteneÄŸine
de sahiptirler. Neugarten'in baÅŸarılı deneklerinden çok azı yeniden
genç olmak istediklerini söylemiÅŸlerdir. YaÅŸam döngüsünün orta yıllarında
yaÅŸanan bu olaylarda yine bir benlik deÄŸiÅŸimi söz konusudur.
Genel olarak, meslek basamaklarında her yeni adım, yeni bir çevre getiren
her terfi, yeniden toplumsallaşmayı gerektiren her yeni iş benlikte
deÄŸiÅŸimlere neden olur ve bu deÄŸiÅŸimler her zaman yeni benlikle
içsel benliÄŸin bütünleÅŸme sürecini harekete geçirir.

B. Emeklilik

Emeklilik orta yıllardan yaÅŸlılığa geçiÅŸi belirleyen toplumsal bir
dönüm noktası olduÄŸu için yetiÅŸkin geliÅŸiminde önemli bir aÅŸamadır.
Emeklilikteki geçiÅŸ erinlikteki geçiÅŸe benzetilebilir; ancak, erinlikte
biyolojik etkenlerin ağır basmasına karşılık, emeklilikte toplumsal etkenler
daha önemlidir. Emeklilik ayrıca, çalışmanın sona ermesiyle
boÅŸ zaman döneminin baÅŸlamasını da belirler.

Carp'a göre emeklilik olgusunun üç temel yönü vardır: Olay,
statü ve süreç olarak emeklilik. Emeklilik her ÅŸeyden önce bir geçiÅŸ
noktasını gösteren bir olaydır. Üretimin artması emeklilik yaşını indirmekte,
yaÅŸam süresinin uzaması da emeklilik süresinin uzamasına neden
olmaktadır. Bir toplumsal konumdan diÄŸerine bu geçiÅŸ bir tür geçiÅŸ
töreniyle de belirlenebilir, kimilerinin emekliye ayrılışı basına da
yansıyabilir. Yine de emeklilik kesin bir toplumsal anlamı olmayan
bir toplumsal olaydır; anlamı daha çok bireyin toplumsal yaÅŸam alanı
ile sınırlıdır. Öte yandan, emeklilik bir statü olarak da
deÄŸerlendirilebilir. Emeklilik olayının ardından birey, kendine özgü rolleri,
beklentileri ve sorumlulukları olan yeni bir toplumsal konuma geçer. Bu
deÄŸiÅŸim üstlenilen rollerde ve yaÅŸam standardında bir düÅŸüÅŸü de içerir.
Bu nedenle, emekli statüsüne geçiÅŸ toplumsal konumda olumsuz bir
değişimdir. Azalan rollere ve artan boş zamana karşın toplumsal değişim
olumsuz yöndedir. Buna karşılık, emeklilik için gerekli çalışma
süresinin azalması ve yaÅŸam süresinin uzaması nedeniyle bu statüde
yaÅŸayanların sayısı da gittikçe artmaktadır. Dolayısıyla, gelecekte
emeklilik statüsünün daha doyurucu olması beklenebilir. Toplumun
bütün yaÅŸlar için boÅŸ zaman etkinliklerine verdiÄŸi önem arttıkça,
emekli insanlar çevrelerine yararlı yeni roller üstlendikçe emekliliÄŸin
toplumsal deÄŸeri de yükselecektir. Emeklilik bir süreç olarak da kabul
edilebilir. Bu süreç yeni statüye hazırlanılmasını ve bu statü
deÄŸiÅŸikliÄŸinin getirdiÄŸi yeniden toplumsallaÅŸmayı içermektedir. Bu bakış
açısından, emeklilik sürecindcki biyolojik, psikolojik ve toplumsal
etkenlerin önemi vurgulanabilir. Bu süreci anlamak, sadece olayın etkisini
deÄŸil, aynı zamanda bireyin özelliklerini, geçmekte olduÄŸu yeni
statünün özelliklerini de anlamayı gerektirir.

a. Biyolojik Etkenler. Emekliye ayrılmada biyolojik etkenlerin
önemli bir payı vardır. Emeklilerin hemen hemen yarısı kötü
saÄŸlık koÅŸulları nedeniyle emekliye ayrılmış kiÅŸilerdir. En kötüsü de,
bu kişilerin aynı nedenle boş zaman etkinliklerine katılamamalarıdır.
Bireyin emeklilikte yeterince doyum bulabilmesinde biyolojik düÅŸüÅŸ
önemli bir etkendir; öte yandan, hastalık da biyolojik düÅŸüÅŸe baÄŸlı
temel bir etkendir. Eğer belirli bir hastalık yoksa yaşa bağlı değişim
de az olmaktadır. ÖrneÄŸin, emeklilikten sonra baÅŸlayan akıl hastalığı
çoÄŸu zaman fiziksel bir hastalığın ardından gelir ve hastalığın yol
açtığı toplumsal yalıtılmışlık emeklilikten çok hastalığa baÄŸlıdır.
Benzer biçimde, emeklilikten sonra ortaya çıkan depresyon geçici bir
durumdur ve fiziksel hastalığı birkaç yıl sonra izleyen depresyonun
aksine hastanelik düzeye gelmez. Åžu halde, hastalık çok önemli bir biyolojik
etkendir ve insanın fiziksel sağlığı emeklilikteki doyumlarını,
rollerini, kendini algılayışını etkiler. Emekli kiÅŸi sürekli tıbbi bakıma
gereksinme gösteriyorsa, bağımsızlık duygusunu, özsaygısını, yeterlilik
duygusunu, anlamlılık duygusunu koruması da oldukça güçleÅŸecektir.
Ancak, tıp bilimi henüz emekliye ayrılma ile hastalık baÅŸlangıcını
birbirinden kesinlikle ayırabilecek düzeyde deÄŸildir.

b. Sosyo-kültürel Etkenler. Birey için emekliliÄŸin anlamı,
büyük ölçüde, emekliliÄŸin toplumsal etkenlerinden ve kültürel tanımından
etkilenmektedir. ÖrneÄŸin, emeklilik rollerde ani deÄŸiÅŸime neden
olduÄŸundan, bu deÄŸiÅŸimin isteyerek ya da zorunlu olarak ortaya
çıkması emekliliÄŸin bireyin gözündeki anlamını da etkileyecektir. Bu
deÄŸiÅŸimin anlamı emeklilik statüsünün özelliklerinden de etkilenecektir.
AraÅŸtırmalar, yüksek gelir, eÄŸitim ve mesleki statü sahibi kiÅŸilerin
uzun süre çalıştıklarını; emekliliÄŸi isteyenlerin emekli olmaya istekli
olmayanlardan daha önce emekli olduklarını, kadınların emekliliÄŸi erkeklerden
daha az istediklerini ortaya koymaktadır. Bu karmaşık
örüntüler emekliliÄŸin ancak bireyin yaÅŸam alanı içinde kavranabileceÄŸini
göstermektedir. ÖrneÄŸin, emeklilikteki yüzde elliye yakın gelir
düÅŸüÅŸüne karşın emeklilik gelirinin yeterli bulunması, ileri yaÅŸlarda
ortaya çıkabilecek hastalıkların dikkate alınmaması yüzünden olabilir.
Deneklerin yeterli gelir kavramları gençliklerinde yaÅŸadıkları ekonomik
sıkıntılardan etkilenmiÅŸ olabilir (cohort-bölük etkisi). Yararsızlık
duygusunun artışı söz konusu ise de, emeklilerin çoÄŸu böyle bir duygudan
söz etmemektedirler; "yaÅŸam doyumu" duygusunda emekli
olanlarla olmayanlar arasında hiç fark bulunamamıştır. Erken emekli
olanlar geç olanlara oranla emeklilikten daha hoÅŸnut olma eÄŸilimindedirler.
YaÅŸam doyumunda, emeklilikten önce emeklilik konusundaki
duygular, emekliliğin istemli ya da zorunlu olmasından daha etkilidir.
Araştırmalar, emeklilik konusunda yaygın olarak beklenen olumsuz
sonuçlar doÄŸrultusunda bulgular vermemektedir. Tam tersine, emekli
insanların toplumdaki yeni konumlarına baÄŸlı olumsuzluklara hoÅŸgörüyle
baktıkları ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni, emeklilik deÄŸiÅŸiminin
daha önceki deÄŸiÅŸimlerden farklı ama daha korkunç olmaması
olabilir. Üstelik emekliler, Darwin'ci anlamda, daha önceki bütün
deÄŸiÅŸimleri, bunalımları, güçlükleri atlatabilmiÅŸ en güçlülerdir.

KuÅŸkusuz, emeklilik sürecindeki bazı deÄŸiÅŸiklikler bu olayı travmatik
hale getirebilir. Emeklilik sırasal bir düzen içinde ilerleyen bir
meslek yaşamının son aşaması ise ve birey mesleğini tamamlamış olma
duygusuyla emekli oluyorsa sorun yoktur; ama, emekliliÄŸin düzensiz
bir biçimde ortaya çıkması, belirli bir geçiÅŸ süresine olanak vermemesi
durumunda bunalım söz konusu olabilir. Yine de, kötü bir
işten ayrılınıyorsa ve daha iyi şeyler yapılabilecekse emeklilik olumlu
bir geçiÅŸ olabilir. Emeklilik ve aile iliÅŸkilerinin etkileÅŸimi de önemlidir.
EÅŸ yaşıyorsa emeklilik çifti daha yoÄŸun bir iliÅŸkiye sokabilir.
Genel olarak çiftler için emeklilik yıllarının mutlu geçtiÄŸi söylenebilir.
Ancak bazen de tersi olmakta, daha önce biriken nefret su yüzüne
çıkmaktadır. Daha önce kendi iÅŸ dünyasında yaÅŸayan erkek emeklilikle
birlikte karısının yaşam alanına girer ve bu alanın paylaşılmasında
sorunlar belirebilir.

Emeklilik araÅŸtırmaları emekliliÄŸin önceden planlanmasının önemini
vurgulamaktadır. Bu planlama, emeklilik sonrası gelir kaynaklarını,
boÅŸ zaman ilgilerini, çevrede üstlenilecek yeni rolleri ve iliÅŸkileri
düzenlemeyi ve emekliliÄŸe iliÅŸkin bir bilinç geliÅŸtirmeyi içermektedir.
Bu süreç zaman aldığı için önceden planlanması gerekli görülmektedir.

c. Psikolojik Etkenler. Emeklilik döneminde bireyin mesleÄŸe
ve aileye katkısını deÄŸerlendirmesi önem taşır. İşte ve ailede önemli
ÅŸeyler üretmiÅŸ olmaya baÄŸlı doyum duygusu sonraki döneme taşınacak
önemli bir etkendir. Ketlenme ve verimsizlik duygusu ise emekliliÄŸi
zorlaÅŸtıracaktır. Üretkenlik olanağı emeklilikle sona ermez; bütünlük
duygusu da sadece emeklilik sonrasına örgü deÄŸildir. YaÅŸam
döngüsünün evreleri birbiri üstüne gelir ve temel yaÅŸantılar birbirini
bütünler. ÖrneÄŸin emeklilik Erikson'un kuramında sonraki dönemin
özelliÄŸi olan "bütünlüÄŸe karşı umutsuzluk" bunalımının önemini arttırır.

Emeklilikle birlikte birey, içinde önemli bir rol oynadığı ve kararlar
verdiÄŸi karmaşık dünyadan daha az karmaşık bir dünyaya geçer.
Daha çok boÅŸ zamanı, daha az görevi vardır. Bu geçiÅŸin etkisini,
önceden planlama kadar, kiÅŸilik özellikleri de belirler. Reichard, Livson
ve Peterson, emekliliÄŸe iyi uyum gösteren üç kiÅŸilik tipi ve kötü
uyum gösteren iki kiÅŸilik tipi ayırt etmektedirler. İyi uyum saÄŸlayan
kişiliklerden birincisi "olgun" diye adlandırılan kişiliktir. Bunlar
yaÅŸlılığa kolaylıkla giren, kendilerini gerçekçi bir biçimde kabul eden,
kişisel ilişkilerinde ve etkinliklerinde doyumlu kişilerdir. İkinci grup
"salıncaklı sandalye insanları" diye adlandırılmaktadır; bunlar
edilginlikleri nedeniyle emeklilikteki sorumluluktan kurtulma olanağını
sevinçle karşılayan ve köÅŸelerine çekilmeyi yeÄŸleyen insanlardır. "Zırhlı"
olarak adlandırılan üçüncü grup, anksiyeteye karşı düzenli iÅŸleyen
bir sistem geliÅŸtirerek yaÅŸlılığın edilginliÄŸini ve çaresizliÄŸini
atlatabilen, fiziksel gerilemeyi yenebilmek için sürekli etkin olmayı
yeÄŸleyen kiÅŸilerden oluÅŸur; bu insanlar güçlü savunmalarıyla yaÅŸlanma
korkusundan kurtulmuÅŸlardır. YaÅŸlanmaya kötü uyum gösterenler arasında
en büyük grubu "kızgınlar" adı verilen insanlar oluÅŸturur. Daha önce
amaçlarına ulaÅŸamamış olmaktan dolayı kızgın, düÅŸlerini
gerçekleÅŸtiremedikleri için baÅŸkalarını suçlayan, yaÅŸlanmakla baÄŸdaÅŸamayan
insanlardır bunlar. DiÄŸer uyumsuz grup ise, geçmiÅŸe bakıp düÅŸ kırıklığı
ve baÅŸarısızlık gören, ama kızgınlıklarını kendi içlerine çevirmiÅŸ,
kendilerini suçlayan, yaÅŸlandıkça daha depresif olan, deÄŸersizlik duyguları
duyan kiÅŸilerden oluÅŸmakta ve "kendilerinden nefret edenler" diye
adlandırılmaktadır. (Bu kiÅŸilik özellikleri yaÅŸlılıktaki bireysel geliÅŸim
incelenirken yeniden ele alınacaktır.)

Bu veriler, insanın kiÅŸilik üslubunun oldukça tutarlı olduÄŸunu ve
emeklilik gibi bir dönüm noktasında da aynı biçimde tepki verdiÄŸini
ortaya koymaktadır (D.C. Kimmel, 1974).

Özetle, ÅŸunları söyleyebiliriz: Emeklilik insan yaÅŸamındaki dönüm
noktalarından biridir. Emekliliğin doğurabileceği sorunlar toplumsal,
kültürel, ekonomik ve kiÅŸisel özelliklere baÄŸlıdır. Esnek bir
kişilik yapısına sahip kişiler emekliliğe de kolayca uyum sağlayabilirler.
EmekliliÄŸe önceden hazırlanmak da önemlidir, böyle bir hazırlık
yapmamış kişilerde boşluk, anlamsızlık, işe yaramazlık duyguları
oluşabilir. Tıptaki gelişmeler ortalama insan yaşamını uzattığından
günümüzde emeklilik dönemi de uzamaktadır. Ne var ki, kiÅŸilerin
uzayan bu döneme uyum saÄŸlamalarını kolaylaÅŸtırma yolunda önemli
adımlar atıldığı söylenemez. AraÅŸtırmalar, yaÅŸlanmakta olan kiÅŸilerin
saÄŸlıkları izin verdiÄŸi sürece çalışmayı yeÄŸlediklerini göstermektedir.
Bunun nedenleri arasında, ekonomik zorunluluk, toplumsal baskı,
başka ne yapacağını bilememe, kişiliğini ancak işinde bulma vb. sayılabilir.
Bazı kiÅŸiler için iÅŸ salt gelir getirdiÄŸi için önemlidir, böyle düÅŸünen
kiÅŸinin iÅŸi ona geliÅŸim açısından herhangi bir katkıda bulunmaz.
Buna karşılık bazı kiÅŸiler için yaptıkları iÅŸ parasal katkıdan daha
önemli deÄŸerler saÄŸlar, kendine güveni arttırır, topluma katılımı güdüler.
Emeklilik bu ikinci tür kiÅŸiler için diÄŸerleri için olduÄŸundan
daha zor bir dönem olabilir. Emeklilik karşısındaki tutumları etkileyen
etkenler ÅŸunlardır: SaÄŸlık durumu, iÅŸe karşı tutum, emeklilik türü,
emekliliÄŸe hazırlanma, emeklilikte gelir düzeyi, ailenin tutumu.

Bütün bu bilgiler emekliliÄŸin yalıtılmış bir olay deÄŸil, bir dizi
evre içeren bir süreç olduÄŸunu göstermektedir. R. C. Atchley emeklilik
yaÅŸantısının geçirdiÄŸi evreleri belirlemiÅŸtir (bk. Tablo 18). Bazı
kişiler birtakım evreleri atlarlar, kimileri de tekrar ederler. Emeklilik
öncesi evresinde insanlar kendilerini iÅŸlerinden duygusal olarak
uzaklaÅŸtırmaya ve emeklilik yaÅŸamı hakkında düÅŸlemler kurmaya baÅŸlarlar.
Balayı evresi iÅŸ bırakıldığında ve düÅŸlemleri gerçekleÅŸtirmeye giriÅŸildiÄŸi
zaman baÅŸlar. DüÅŸlemleri gerçekçi olmayan kiÅŸiler daha sonra
uyanma evresine girerler. Uyanmış emekliler düÅŸlemlerini bırakıp
gerçekçi seçimler aramaya baÅŸladıklarında yeniden yönelim evresine
ulaşırlar. Bu evre genellikle emekliliğin ikinci yılının sonunda ortaya
çıkmaktadır. İnsanlar doyumlu bir yaÅŸam üslubunu bulduklarında da
kararlılık evresine girmektedirler. Bu kişiler kendilerine uygun bir
emeklilik rolünü baÅŸaran kendine yeterli yetiÅŸkinlerdir. EmekliliÄŸe
iliÅŸkin gerçekçi beklentilerle emekli olan kiÅŸiler balayı evresinden
doÄŸrudan doÄŸruya bu evreye geçebilirler. Bitirme evresinde insanlar
emeklilik rolünün dışına çıkarlar. Kimileri çalışmaya geri döner; çoÄŸu
için bu rol hasta ve zayıf düÅŸtüklerinde sona erer; artık kendilerine
bakmaya yetenekli olmadıkları için hasta ve zayıf rolünü üstlenmeleri
gerekmektedir (Hoffman ve ark., 1994).

Tablo 18

EmekliliÄŸin Evreleri

Evre - Özellik

Emeklilik öncesi - EmekliliÄŸe duygusal bakımdan hazırlanma

Uyanma - Emeklilik öncesi düÅŸlemlerin gerçekleÅŸtirilmesi

Yeniden yönetim - Gerçekçi seçimlerin araÅŸtırılması

Kararlılık - Emekliliğe başarılı uyum

Bitirme - Çalışmaya yeniden dönme ya da hasta
ve zayıf olma rolüne sığınma

Kaynak: Atchley, 1976. Aktaran Hoffman ve ark., 1994.

:::::::::::::::::

3. Toplumsal Çevre

Orta yaşlılıkta insanların toplumsal ilişkileri bir bakıma onların
toplumsallaşma yeteneklerinin de anlatımıdır. Toplumla ilgili etkinliklerin
pek çok türü vardır: Siyasal, dinsel etkinlikler, dernek ya da kulüp
üyeliÄŸi, eÄŸlence toplantıları, vb. Bu etkinlikler sosyo-ekonomik
düzeyle yakından iliÅŸkilidir. Gelir düzeyleri yüksek olanların toplum
içinde daha etkin oldukları bilinmektedir.

Orta yaÅŸlılığın geliÅŸim görevlerinden biri de "arkadaÅŸlık" sanatına
ulaÅŸmaktır. Orta yaÅŸlılıkta kiÅŸi arkadaÅŸlık konusunda daha seçici olmakta,
ama arkadaÅŸlıktan beklentilerini daha çok gerçekleÅŸtirmektedir.
Özellikle streslerle dolu dönemlerde yetiÅŸkinler için arkadaÅŸlık
çok önemli olmaktadır. Yakın arkadaÅŸ yetiÅŸkinin en güvendiÄŸi ve
önem verdiÄŸi kiÅŸidir. Knox yetiÅŸkin arkadaÅŸlığının temel boyutları olarak
ÅŸunları göstermektedir: 1) En önemli boyut "yaÅŸantı benzerliÄŸi"dir
ve deneyim, etkinlik, ilgi paylaşımını içerir. 2) İkinci boyut
"karşılıklılık"tır ve destek olma, baÄŸlılık, kabul edicilik ve güvenirlik
özelliklerini içerir. 3) Üçüncü boyut birlikte haz duyma özelliÄŸini içeren
"uyuÅŸabilme" boyutudur. 4) Dördüncü boyut "yapısal"dır ve coÄŸrafi
yakınlığı, sürekliliÄŸi ve uygunluÄŸu içerir. 5) BeÅŸinci boyut, kimi
arkadaşların yarattıkları hayranlık ve saygınlık nedeniyle model olma,
rehberlik etme özelliÄŸiyle ilgilidir (Schiamberg ve Smith, 1982).

Neugarten (1980), günümüz Amerikan toplumunda orta yaÅŸlıların
"belki Amerika'nın sahip olduÄŸu ilk gerçek boÅŸ zaman deÄŸerlendiricileri"
olduÄŸunu söylemektedir. BoÅŸ zamanın toplum ve bireyler
için ne anlama geldiÄŸi sorulabilir. BoÅŸ zaman, daha fazla TV izlemek,
daha fazla yolculuk yapmak ya da arkadaÅŸlarla daha fazla birlikte olmak
demek midir? Yoksa eÄŸitime, sanatlara, toplumsal hizmetlere daha
fazla zaman ayırmak anlamına mı gelmektedir? Bu sorular, her bireyin
kendi boş zamanını değerlendirme kararını kendisinin vereceği
biçimde yanıtlanabilir. Ancak, her bireysel kararda toplumun da payı
olduğu kuşkusuzdur. Toplumsal değerler boş zamanın tanımlanmasında
etkili olmaktadır. ÖrneÄŸin, boÅŸ zaman ne anlama gelmektedir, çalışılmayan
zamanla boş zaman, serbest zamanla boş zaman aynı şeyler
midir? BoÅŸ zamanın (leisure) tanımlanmasının çok zor olduÄŸu ilgili
yayınlarda vurgulanmaktadır. Kelly, üç farklı boÅŸ zaman türü olduÄŸunu,
bir de boÅŸ zaman olmayan çalışılmayan zaman türü bulunduÄŸunu
belirtmektedir. 1) "KoÅŸulsuz boÅŸ zaman", özgür olarak seçilen
ve işe bağlı olmayan boş zamandır. Tek saf boş zaman tipi olarak
ideal bir boÅŸ zamandır. Bir etkinliÄŸi gönlünce seçmek ve yapmak bu
türe girer, ama iÅŸ sıkıntılarından kaçmak bu türe girmez. EtkinliÄŸin anlamı
ve seçme özgürlüÄŸü bu tür için çok önemlidir. 2) "KoÅŸullu etkinlik",
yine özgür olarak seçilmiÅŸ, fakat herhangi bir biçimde iÅŸle
bağlantılı olan etkinliktir. Boş zamanında bilimsel bir dergi okuyan
profesörün etkinliÄŸi buna en güzel örnektir. Bir iÅŸ adamı gönlünce
golf oynamak için golf sahasına gitliÄŸinde bu etkinlik ikinci türe girer.
Üçüncü tür, tam anlamıyla özgürce seçilmiÅŸ olmayan, ama iÅŸle doÄŸrudan
baÄŸlantısı da bulunmayan "tamamlayıcı etkinlik"tir. Bu tür etkinlik,
gönüllü örgütlere (meslek birlikleri, kulüpler, vb.) girme ya da
topluluk etkinliklerine (okul-aile birliÄŸi, vb.) katılma biçiminde
olabileceÄŸi gibi, sosyo-ekonomik statüde ilerleme, eÄŸitimini geliÅŸtirme
biçiminde de olabilir. "Hazırlık ve ödünleme" etkinlik türü, iÅŸle baÄŸlantılı
ve serbestçe seçilmiÅŸ olmayan, dolayısıyla boÅŸ zaman etkinliÄŸi
sayılmayan türdür. ÖrneÄŸin, iÅŸi yüzünden TV izlemekten baÅŸka bir
ÅŸey yapamayan kiÅŸi, müÅŸterilerini ağırlamak zorunda olan satıcı,
yarınki dersini hazırlayan öÄŸretmen boÅŸ zaman etkinliÄŸinde bulunuyor
sayılmamaktadır. Bu etkinlikler doğrudan işle ilgilidir ve iş tarafından
belirlenmektedir.

Kimmel (1974), normal bir kişinin neleri yapmaya yetenekli olması
gerektiÄŸi sorusuna Freud'un verdiÄŸi yanıtı bugün biraz deÄŸiÅŸtirmek
zorunda olduÄŸumuzu söylemektedir: Normal bir kiÅŸi sevmeye,
çalışmaya ve boÅŸ zamanını deÄŸerlendiımeye yetenekli olmalıdır.

:::::::::::::::::

IV. YETİŞKİN EĞİTİMİ

Bu bölümde, günümüzde yetiÅŸkinlerin yeniden eÄŸitimi, sürekli
eÄŸitim, yaÅŸamboyu eÄŸitim gibi adlarla anılan etkinliÄŸi, iki açıdan ele
alacağız. Bunlardan birincisi eÄŸitime yeniden dönen yetiÅŸkinler konusu,
ikincisi de okuma-yazma bilmeyen yetiÅŸkinlerin eÄŸitilmesi sorunudur.
Birinci konuyla ilgili olarak Perlmutter ve Hall'dan (1992) aşağıya
aldığımız parça ileri yetiÅŸkinlikteki eÄŸitimin anlamını çok iyi
açıklamaktadır.

"Pek çok gerontolog sürekli eÄŸitimin yaÅŸlılık yıllarının
kalitesini büyük ölçüde iyileÅŸtireceÄŸine inanmaktadır.
EÄŸitim bilgi saÄŸlar, ama aynı zamanda tutumları, inançları,
davranışı etkileyen bir toplumsallaşma etkeni olarak
uyarır ve etkide bulunur. YaÅŸlı öÄŸrencilerin amaçları
onların eÄŸitimin deÄŸerinin farkında olduÄŸunu göstermektedir.
Kimi yaÅŸlı öÄŸrenciler, bedenlerinde ve davranışlarında
olgunlaşmanın ve yaşlanmanın sonucu olan
deÄŸiÅŸimleri anlamalarına ve belki de ödünlemelerine
yardımcı olacak bilgiyi ararlar. Kimileri de eskiliğiyle
onları tehdit eden teknolojik ve kültürel deÄŸiÅŸimi anlamaya
çalışırlar. Bu deÄŸiÅŸimlerin kiÅŸisel sonuçlarına karşı
bilgideki ve becerilerdeki kuşak farklılıklarını en aza
indirecek dersler alarak savaÅŸabileceklerdir. Kimileri
belki bir ikinci -ya da üçüncü- mesleÄŸe girmelerini saÄŸlayacak
yeni mesleki beceriler kazanırlar. Kimileri de
eğitimi anlamlı emeklilik rolleri geliştiren bir kişisel
gelişme ve doyum aracı olarak kullanırlar." (Perlmutter
ve Hall, 1992).

Perlmutter ve Hall'ın (1992) belirttiği gibi, okulun yaşlı yetişkinlere
kapılarını açması oldukça gecikmiÅŸtir. Bunun nedenlerinden biri
yaşlılık karşısındaki tutumlarımızdır. Yakın yıllara kadar yaşlanma
düÅŸüÅŸ, bozuluÅŸ ve ölümle eÅŸanlamlı sayılıyordu. Åžimdi artık yaÅŸlı kiÅŸilerin
de eÄŸitimden yararlanabileceÄŸi kabul edilmektedir.

YetiÅŸkin eÄŸitimi etkinliklerine genellikle genç ve orta yaÅŸlı yetiÅŸkinlerin
katıldığı bilinmektedir. Amerika BirleÅŸik Devletleri Nüfus
Bürosu'nun 1990'da bildirdiÄŸine göre, bu ülkede orta yaÅŸlı (35-54 yaÅŸlar
arasındaki) yetiÅŸkinlerin yüzde 17'si ve 54 yaşından büyüklerin
yaklaşık yüzde 6'sı okula yeniden dönmektedir. YetiÅŸkinlerin eÄŸitime
yeniden katılma nedenleri çok çeÅŸitlidir, amaçları ise yaÅŸla çok az
deÄŸiÅŸmektedir. Genç yetiÅŸkinler iyi bir iÅŸ, bir genel eÄŸitim sahibi olmak,
daha fazla para kazanmak istediklerini belirtirken, daha yaşlı yetişkinler
topluma katkıda bulunma, daha kültürlü bir kiÅŸi olma, daha fazla
para kazanma isteklerini dile getiımektedirler; ilginç ÅŸeyler öÄŸrenme,
ilginç kiÅŸilerle tanışma niyetleri de belirtilmektedir. Willis (1985)
yetiÅŸkinlerin eÄŸitimlerinde bellibaÅŸlı beÅŸ amaç saptamaktadır. Birincisi,
yetişkinlerin kendilerini ikinci bir mesleğe hazırlamalarıdır. Bunlar
erken emekli olan, işinden bıkan, mesleğine ilgisini yitirmiş kişilerdir;
bazıları da yıllarını çocuk yetiÅŸtirmeye verdikten sonra iÅŸ pazarına giren
kadınlardır. İkincisi, eÄŸitimden toplumsal-kültürel deÄŸiÅŸimi anlama
aracı olarak yararlanmaktır. Toplumsal ve teknolojik değişimlerin
yarattığı tehdide karşı savaÅŸabilmek için onları anlamak gerekmektedir.
Hızlı deÄŸiÅŸim, özellikle kiÅŸisel denetimin yitirildiÄŸini telkin ettiÄŸi
durumlarda tehdit edici olabilmektedir. Sürekli ya da yaÅŸamboyu
eğitimin geleneksel hedefi yetişkine bu değişimi kavrama yollarını
saÄŸlamaktır. Üçüncü amaç, teknolojik ya da sosyokültürel eskimeye,
modası geçmeye karşı savaÅŸmadır. GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde sanayi ya da iÅŸ
dünyası bu tür bir yetiÅŸkin eÄŸitimini elemanlarına kendisi saÄŸlamaktadır
(en bilinen örnek büro memurlarına bilgisayar kullanımının
öÄŸretilmesidir). Dördüncü eÄŸitim amacı doyumlu emeklilik rollerinin
yaratılmasıdır. Burada amaç ekonomik yarar saÄŸlamak yerine
kişisel doyuma ulaşmaktır (hobiler, boşzaman ilgileri geliştirmek gibi).
Son olarak, yaÅŸlı yetiÅŸkinlerin önemli bir amacı da yetiÅŸkinliÄŸin
biyolojik ve psikolojik deÄŸiÅŸimlerini kavramaktır. ÖÄŸrenme, bellek, sorun
çözme alanlarındaki düÅŸüÅŸleri önlemek için geliÅŸtirilen biliÅŸsel
stratejiler yetiÅŸkinlere öÄŸretilebilmektedir. BiliÅŸsel alandaki birçok
araÅŸtırma kiÅŸinin eÄŸitim düzeyinin yaşından çok daha etkili olduÄŸunu
göstermektedir.

Varolan eÄŸitim programları ile yaÅŸlı öÄŸrencilerin gereksinmeleri
arasındaki kopukluÄŸu gidermek için doÄŸrudan onlara yönelik programlar
hazırlanmaktadır. Bunlardan biri Amerika Birleşik Devletleri'nde
60 yaşını geçmiÅŸ kiÅŸiler için düzenlenen, yoÄŸun olmayan, kısa
süreli bir programdır. "Elderhostel" adını taşıyan bu programda konular
mimariden genetik mühendisliÄŸine, deniz ekolojisinden beyzbol
edebiyatına kadar çok çeÅŸitli alanlara yayılmaktadır. AraÅŸtırmalar, 71-86
yaÅŸlar arasındaki bazı "yaÅŸlı" öÄŸrencilerin bu derslerden en fazla
yararlananlar olduÄŸunu göstermektedir.

Öte yandan, okur-yazar olmayan yetiÅŸkinler sorunu dünyamızın
hala ciddi bir sorunudur. Söz gelimi, BirleÅŸmiÅŸ Milletler'e mensup 158
ülke içinde Amerika BirleÅŸik Devletleri bile okur-yazar nüfus sıralamasında
kırk dokuzuncu sırayı almaktadır. 1970'lerde bu ülkede nüfusun
üçte birinin okumaz-yazmaz olduÄŸu kestiriliyordu; on yıl sonra
bu oran yüzde on üç dolaylarındaydı. Ancak bir ülkede okumaz-yazmaz
yetişkinlerin sayısını belirlemek sanıldığı kadar kolay değildir.
Bu konudaki kestirimler, hiç okuma-yazma bilmeyenlere mi, yoksa
temel okuma-yazma becerisine sahip olup da bunu üretici bir biçimde
kullanmayanlara mı bakıldığına göre deÄŸiÅŸmektedir. İşlevsel
okumaz-yazmaz olarak adlandırılan ikinci gruptaki insanların nasıl
tanımlanacağı konusunda da pek görüÅŸ birliÄŸi yoktur. Bununla birlikte,
yetişkin eğitimi konusundaki beklentilerin dayandığı temel ilke
değişmemektedir: Eğer sağlığımızı koruyabilirsek, hep etkin olursak,
zihnimizi kullanmayı sürdürürsek, büyük olasılıkla biliÅŸsel iÅŸlevlerimizde
önemli düÅŸüÅŸler olmayacaktır. Bu da yetiÅŸkinlerin her yaÅŸta eÄŸitimlerini
sürdürebilecekleri anlamına gelmektedir.

YetiÅŸkinlerde yaÅŸa baÄŸlı biliÅŸsel düÅŸüÅŸler daha çok deneysel
araÅŸtırmalarda ortaya çıkmakta, bunların gündelik yaÅŸamdaki etkisinin
çok az olduÄŸu görülmektedir. Bireyin yaÅŸam koÅŸullarını dikkate alan
kuramlara göre, geliÅŸim büyük ölçüde biliÅŸsel, toplumsal, fiziksel çevreye
baÄŸlıdır. ÇeÅŸitli eÄŸitim programlarıyla yaÅŸlı kiÅŸilerin sorun çözme
kalitesi, bellek iÅŸleyiÅŸi, akıcı zeka düzeyi iyileÅŸtirilebilmektedir. Hangi
teknik kullanılırsa kullanılsın eğitim genellikle etkili olmaktadır. Yaşlı
kiÅŸiler eÄŸitim sırasında çözdükleriyle aynı tür sorunlarla karşılaÅŸtıklarında
yeni stratejiler kullanabilmektedirler. Buradaki sorun, bu stratejilerin
benzer olmayan sorunlara aktarılması konusunda ortaya çıkmaktadır.
Bununla birlikte, gerek sorun çözme eÄŸitimi, gerek bellek
eÄŸitimi, gerek akıcı zeka eÄŸitimi programlarında yaÅŸlı kiÅŸilerin önemli
ilerlemeler kazandıkları görülmektedir (Hoffman ve ark., 1994).

 

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile


SEO by AceSEF
Siteni Ekle
google-site-verification: google09bd85cd605c77e7.html