OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Ana Menü

Faydali Olmasi Dilegi ile...:
YAŞLILIK PSİKOLOJİSİ-6 (Ölme Sürec :( Yazdır

4. Ölme Süreci

"Ölüm" sözcüÄŸü hem bir olayı -ölme olayını-, hem de bu olayın
sonucunu gösterir. Klinik ölüm ile biyolojik ölümü birbirinden ayırmak
çok güçtür. Klinik ölüm yaÅŸamsal (vital) belirtilerin yok olmasıyla
tanımlanır; fakat yaşamsal belirtilerin ortadan kalkmasından sonra
bazı biyolojik yapılar iÅŸlevini sürdürmektedir. BaÅŸka bir deyiÅŸle, biyolojik
ölüm bedenin farklı yapılarına göre deÄŸiÅŸiklik göstermektedir.

Ölme süreci normal olarak birtakım evrelerden geçmektedir. E.
Kübler-Ross (1969) ölmekte olan 200'den fazla hastayla yaptığı görüÅŸmelere
dayanarak ölme sürecinin evrelerini saptamıştır. Kübler-Ross'a
göre, eÄŸer ölüm aniden olmamışsa ve ölmekte olan kiÅŸi ne olup
bittiÄŸinin farkındaysa ölme süreci beÅŸ evreden geçmektedir.

(a) Yadsıma ve yalıtma. Birinci evrede kiÅŸi ölümün yakın olduÄŸunu
yadsımaktadır. İlk tepki "Hayır, ben deÄŸil, doÄŸru olamaz!" biçiminde
ortaya çıkmaktadır. Kimi hastalar bir yanlış yapıldığını
(örneÄŸin tıbbi testlerin baÅŸkasınınkiyle karıştırıldığını) ileri sürmektedir,
kimileri daha olumlu bir tanı için baÅŸka doktorlara gitmektedir. Bu
yadsıma tepkisi beklenmeyen haberin ÅŸokuyla baÅŸaçıkmada saÄŸlıklı
bir yol olarak görülebilir. Yadsıma kısa vadede tampon iÅŸlevi görmekte,
hastanın uzun vadede daha köklü savunmalar geliÅŸtirmesine olanak
saÄŸlamaktadır. 200 denekten sadece 3'ü yadsıma tutumunu sonuna kadar
götürmüÅŸtür; çoÄŸu, yadsımanın tampon olma iÅŸlevi bittikten sonra
onun yerine "kısmi kabul" tutumunu geçirmiÅŸtir.

(b) Öfke. İkinci tepki "Neden ben?" biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Odak duygu öfke, haset ve küskünlüktür. Aile için bu öfkeyle
baÅŸaçıkmak, hastanın bakış açısını anlamak çok zordur. Öfkeli kiÅŸinin
mesajı belki şudur: "Ben yaşıyorum, bunu unutmayın! Sesimi duyabilirsiniz.
Henüz ölmüÅŸ deÄŸilim..."

(c) Pazarlrk. Bu evrede Tanrıyla, doktorla ya da başkalarıyla
pazarlık ederek ölümü ertelemeye çalışılmaktadır. Bu evre de hasta
için kısa vadede yardımcı bir evredir. Pazarlık örnekleri diÄŸer evreler
kadar açık seçik deÄŸildir ve bütün hastalar ölümle bu yolla baÅŸaçıkmaya
kalkışmamaktadır.

(d) Depresyon. Bu evrede kiÅŸi artık ölmekte olduÄŸunu yadsıyamaz,
öfkenin yerini depresyon alır. Kübler-Ross "hazırlayıcı" depresyon
ile "tepkici" depresyonu birbirinden ayırmaktadır. Hazırlayıcı
depresyon, dünyanın ÅŸeylerinden vazgeçmeyi ve dünyadan sonul ayrılışı
içeren "hazırlayıcı hüzün"le iliÅŸkilidir. Hasta sevdiÄŸi her ÅŸeyi ve
herkesi bırakma sürecine girmiÅŸtir. Bir depresyon türünde hasta sessizdir;
sessiz jestler, karşılıklı duygu ve sevecenlik anlatımları hastaya
yardımcı olabilir. Buna karşılık tepkici depresyonda kiÅŸi bazı müdahaleler
gerektirebilir, destekler isteyebilir.

(e) Kabul etme. Bu son evre öncekilerin en yüksek noktasıdır.
Bu evrede hasta yaklaÅŸan sonunu derin derin düÅŸünmektedir. Bu evre
hemen hemen bir duygu boÅŸluÄŸuyla belirlenir.

Kübler-Ross bu evrelerde "umut"u önemli ve sürekli bir etken
olarak görmektedir. Yeni bir ilaç, bir araÅŸtırmada son dakikada bir baÅŸarı,
yeni bir tedavi yöntemi gibi düÅŸünceler hastanın son aylarına ve
haftalarına kadar koruduÄŸu düÅŸüncelerdir. Bu umut sadece iyileÅŸme
umudu deÄŸildir, aynı zamanda ölümü kabul ederek ölme umududur.
Bu umut, hem ölümü hem de ölüm kederini daha insancıl ve anlamlı
kılmaktadır.

Psikiyatrist Kübler-Ross ölüm evreleri kuramını ağır derecede
hasta kiÅŸilerle yaptığı görüÅŸmelerle geliÅŸtirmiÅŸtir. Bugün geçerliliÄŸi
kalmamakla birlikte, bu kuram, baÅŸka araÅŸtırmacıları ölmenin psikolojisi
üzerinde çalışmaya sevketmesi bakımından yararlı olmuÅŸtur. Kastenbaum
(1975), Kübler-Ross'un kuramının ölme sürecinin çok önemli
bazı yönlerini ihmal ettiÄŸini ileri sürmektedir. KiÅŸilik, cinsiyet,
geliÅŸim düzeyi, ölüm ortamı gibi etkenleri mutlaka dikkate almak
gerekmektedir. Kastenbaum'a göre Kübler-Ross'un evreleri ölme deneyiminin
çok dar ve öznel yorumlarıdır. Bu evreler abartılmış ve bireyin
önceki yaÅŸamından ve ÅŸimdiki koÅŸularından yalıtılmış biçimde betimlenmiÅŸtir.

:::::::::::::::::

5. Ölümü Karşılama

Herkes ölümü ve ölmeyi kabul etmek zorundadır; ölümü gerçekçi
bir biçimde kabul etmek kiÅŸinin duygusal olgunlaÅŸmasının belirtisidir.
Ancak, insanların ölüm karşısındaki bilinç düzeylerinin bireyden
bireye farklılık göstereceÄŸi de açıktır. Duk Üniversitesi araÅŸtırmacıları
60-94 yaşları arasındaki 140 yaşlıyı incelediler. Yaşlıların % 5'i
ölümü hiçbir zaman düÅŸünmediÄŸini, % 25'i haftada bir kezden daha az
düÅŸündüÄŸünü, % 20'si ölümün haftada bir kez aklına geldiÄŸini, % 49'u
ölümü en azından günde bir kez anımsadığını belirtiyordu. Aynı araÅŸtırmada
yaÅŸlı kiÅŸilerin ölüme farklı anlamlar yüklediÄŸi de bulunmuÅŸtur.
Kimileri ölümü bedensel yaÅŸamın sona ermesi ve yeni bir yaÅŸama,
baÅŸka bir dünyaya geçiÅŸ olarak görmektedir. Kimileri daha önce ölmüÅŸ
sevilen bir kişiyle yeniden birleşme inancını dile getirmektedir.
Her iki grup için de ölüm daha iyi bir varoluÅŸ durumuna geçiÅŸtir. Ölümün
bir ceza olduÄŸunu doÄŸrudan dile getirenler çok azdır. Ölümü bir
"son" olarak görenler de vardır.

KiÅŸi için ölümün anlamı, hem kiÅŸisel hem sosyo-kültürel pek çok
belirleyiciye baÄŸlıdır. "Ölümün anlamı" ölüm olayının yaÅŸanmasına
baÄŸlı deÄŸildir; ölüm olgusu karşısındaki duygulara ve yorumlara baÄŸlıdır.
Duke Üniversitesi araÅŸtırmasında deneklerden aÅŸağıdaki cümleleri
tamamlamaları istenmiştir:

- Bir insan öldüÄŸü zaman ...

- Ölüm ... dir.

- ÖldüÄŸüm zaman ben ...

Yanıtlar aÅŸağıda gösterilen kategorilerde toplanmaktadır:

(a) YaÅŸamın sürmesi ya da kesilmesi. Açıklamaların çoÄŸu dinsel
inançları ortaya koymaktadır. ÖrneÄŸin, "Ölüm bu dünyadan bir
baÅŸka dünyaya geçiÅŸtir" ya da "öldüÄŸüm zaman ruhumun sürüp gideceÄŸini
düÅŸünüyorum" gibi. Bu açıklamalara göre yaÅŸamın sonu öbür
dünyaya atlama tahtasıdır. Bir baÅŸka yorum da, ölen kiÅŸinin baÅŸkalarında
yaÅŸaması biçimindedir: "Ölen bir insan kalanların düÅŸüncesinde
ve gönlünde yaÅŸamayı sürdürür." Buna karşılık kimileri de
ölümü, kiÅŸiliÄŸin sona ermesi olarak düÅŸünmektedirler.

(b) DüÅŸman olarak ölüm. Ölüm yaÅŸamı ve iliÅŸkileri kesen, bozan,
sona erdiren bir düÅŸman olarak görülmektedir. Örnek: "Ölüm zalim
bir efendidir". Yanıtların çoÄŸu bağımlılık, güçsüzlük korkusunu ya
da ölüm edimine baÄŸlanan acı ve eziyet çekme duygusunu dile getirmektedir.

(c) BirleÅŸme ya da ayrı düÅŸme. Çokları ölümü daha önce ayrılınan
birine kavuÅŸma olarak görmekte, kimileri de sevilen birinden
ayrılma gibi hissetmektedir.

(d) Ödül ya da ceza. ÇoÄŸu kiÅŸi ölümü daha iyi bir varoluÅŸ durumuna
geçiÅŸ olarak görmektedir. Örnek: "Tanrının mutluluklarına kavuÅŸmaya
gideceÄŸim." Bu aslında dinsel inançlara baÄŸlı bir düÅŸüncedir.
Ölümün ceza anlamına geldiÄŸi genellikle pek az dile getirilmiÅŸtir
(Jeffers ve Verwoerdt, 1969).

AraÅŸtırmacıların çoÄŸu yaÅŸlı kiÅŸilerin çok az bir bölümünün -sadece
% 30- ölüm korkusu bildirdikleri konusunda görüÅŸ birliÄŸi içindedir.
Ulusal Ruh SaÄŸlığı Enstitüsü'nün araÅŸtırmasında saÄŸlıklı yaÅŸlı
kiÅŸilerde ölüm korkusu % 30 oranında bulunmuÅŸtur. AraÅŸtırmacıların,
yaÅŸları 49-92 arasındaki 200 denek üzerinde uyguladıkları cümle tamamlama
testine göre, ölüm korkusu genel nüfusta yaÅŸlı kiÅŸilerde
olduÄŸundan daha yaygındır. Duke Üniversitesi'nde yapılan baÅŸka bir
araÅŸtırmada "Ölümden korkuyor musunuz?" sorusuna yaÅŸlı deneklerin
sadece % 10'u olumlu yanıt verdiler; deneklerin % 35'i korktuğunu
reddetti, % 55'i ambivalandı ve soruyu yanıtlamakta tereddüt etti. Bu
bulgular ölüm korkusu sorununun yaÅŸlı kiÅŸilerde bulunmadığı anlamına
gelmemektedir. Duke Üniversitesi araÅŸtırmasında bir denek
ÅŸöyle demektedir: "Hayır, ölümden korkmuyorum, bu bana son derece
normal bir süreç olarak görünüyor. Ama ölüm geldiÄŸinde neler hissedeceÄŸinizi
asla bilemezsiniz. Belki paniğe kapılabilirim." Bengston,
Cuellar ve Ragan genç insanların 65 yaÅŸ ve üstündekilerden daha fazla
ölüm korkusu yaÅŸadıklarını ileri sürmektedir. İnsanlar acı verici, ayrılık
yaratıcı hastalıklardan daha fazla korkmaktadırlar.

Hinton hastanede ölen kiÅŸilerden dörtte birinin yüksek bir kabul
gösterdiÄŸini söylemektedir; fakat hastalık ve hastahane koÅŸulları bunda
önemli bir rol oynamaktadır. Hastaların yaklaşık yarısı yaÅŸamının
sona ermekte olduÄŸunu kabul etmekte (daha çok yaÅŸlı kiÅŸiler), dörtte
biri acı çektiÄŸini bildirmekte, diÄŸer dörtte biri ise pek az ÅŸey
söylemektedir. Weisman ve Kastenbaum (1968) sadece pek az yaÅŸlı kiÅŸinin
ölüm korkusundan söz ettiÄŸini, ölüm korkusunun daha çok akut duygusal
ya da psikiyatrik bozukluk çeken yaÅŸlılarda bulunduÄŸunu belirtmektedir.
YaÅŸlı kiÅŸiler ölüm karşısında tek biçimli bir örüntü deÄŸil,
çok çeÅŸitli yönelimler göstermektedirler.

Robert N. Butler'in (1971) "yaÅŸamı yeniden gözden geçirme"
adını verdiÄŸi süreç genellikle sessizce gerçekleÅŸtirilmekte ve kiÅŸiliÄŸin
yeniden örgütlenmesinde olumlu bir güç yaratmaktadır. Ancak bu bazı
durumlarda patolojik düzeyde yoÄŸun bir suçluluk, umutsuzluk ve
depresyonun anlatımı da olabilmektedir. Bir insanın yaşamını yeniden
gözden geçirmesi deÄŸiÅŸik türden bunalımlara tepki olabilir (örneÄŸin,
emeklilik, eÅŸin ölümü, kendi ölümünün yakınlığı gibi). Butler'e göre
yaÅŸamın yeniden gözden geçirilmesi, bir bireyin ölüme uyumu, yaÅŸamın
sonuna doÄŸru kiÅŸilik geliÅŸiminin sürekliliÄŸi açılarından çok önemlidir.

ÇeÅŸitli araÅŸtırmalar ölümden önce sistemli psikolojik deÄŸiÅŸimlerin
ortaya çıktığını bildirmektedir. Bu deÄŸiÅŸimler fiziksel hastalıkların
basit bir sonucu deÄŸildir. Ciddi biçimde hasta olan ve sonra iyileÅŸen
kiÅŸiler aynı deÄŸiÅŸimleri göstermemektedir. Lieberman ve Coplan,
ölümlerinden bir yıl ya da daha az süre önce incelenen bireylerin,
ölümden üç yıl ya da daha fazla uzak olanlara oranla daha zayıf zihinsel
baÅŸarı, daha az içgözlem eÄŸilimi, kiÅŸilik testlerinde daha az saldırgan
ve daha fazla uysal benlik imgesi gösterdiklerini bildirmektedir.
Bir yıl içinde ölenlerin birkaç yıl sonra ölenlere oranla zeka ölçümlerinde
düÅŸüÅŸ gösterdikleri de bulunmuÅŸtur. Psikomotor baÅŸarı
testleri, depresyon ölçekleri ve saÄŸlık bildirimleri önceden kestirim
sağlayabilmekte ve doktorları gelecekteki bozukluklar konusunda
uyarabilmektedir.

Sosyolog Robert Blauner, modern toplumların bürokratik düzenlemelerle
ölüm olayını denetim altına aldıklarını belirtmektedir. Amerika'da
daha birkaç kuÅŸak önce insanlar evlerinde ölüyorlardı; bugün
yaşlılar yurdu ve hastaneler ileri derecede hasta olanlarla ilgilenmekte
ve ölüm bunalımlarıyla uÄŸraÅŸmakta, cenaze evleri de topraÄŸa verme
iÅŸini üstlenmektedir. Birçok insan için gitgide daha yabancı bir yaÅŸantı
olduÄŸundan ölümle nasıl baÅŸa çıkılacağı da gitgide daha az öÄŸrenilmektedir.
Ne ölmekte olan kiÅŸi, ne de ailesi ve arkadaÅŸları ölüm yaÅŸantısıyla
uğraşmayı sağlayacak anlayış ve bilgiye sahiptirler.

Amerika BirleÅŸik Devletler'inde, ölen kiÅŸilerin % 70'inin son
yıllarını bakımevinde ya da hastanede, çoÄŸu zaman acı içinde ve yalnız
olarak geçirdiÄŸi saptanmaktadır. "Onuruyla Ölme" hareketinin savunucuları
"saldırgan" tıbbi bakımın -yaşamın ne pahasına olursa olsun
korunmasının- insanları hızlı ve doÄŸal ölümden alıkoyduÄŸunu ısrarla
vurgulamaktadırlar. Amerikan halkı içinde "saÄŸlıklı ölme" istemi
gitgide artmaktadır. Bu görüÅŸe göre acıdan ve travmadan olabildiÄŸince
uzak bir ölüm yeterli deÄŸildir; umutsuz bir hastalıktan acı çeken bireyler,
kendi tüm yaÅŸam üsluplarına uygun düÅŸen ve kimlikleriyle
bütünleÅŸen (örneÄŸin romantik bir ölüm, kahramanca bir ölüm, vb.)
özel bir ayrılma üslubu seçebilmelidir.

Sudnow kurumların sistemli bir örgütlemeyle ölüme yakın olanları
ve ölenleri nasıl gizlediklerine deÄŸinmiÅŸtir; Watson yaÅŸlı ve hasta
olmanın aynı gizleme sürecini baÅŸlattığını ortaya koymuÅŸtur. Aktif tedavinin
kesilmesi kararı çok hasta olanlar ve ölüm halindeki hastalar
için alınmaktadır. Ancak, "çok hasta" ve "ölüm halinde" kavramları
yaşlılarda genellikle birbirine karışmaktadır. Aktif tedavinin kesilmesinin
yanısıra, kişisel ilişkiler de birden azalmaktadır; bu da bazı durumlarda
hasta fakat ölümcül olmayan hastaların tedavisinin kesilmesiyle
sonuçlanmakta ya da hastalar psikiyatrik hasta olarak sınırlı hastane
köÅŸelerine atılmaktadırlar. Oysa Miller'in saptadığına göre,
"umutsuz" olarak damgalanan yaşlı hastaların dikkatli ve duyarlı bir
bakımla iyileÅŸebildikleri görülmektedir. İyileÅŸmesi olanaklı hastaların
toplumsal, duygusal ve teknik bakımdan terkedilmesi ölümle sonuçlanmaktadır.
Ölme sürecine iliÅŸkin evrelerin eleÅŸtirisiz kabul edilmesi
de bakımın sürmesini engellemektedir. Kübler-Ross'un kuramı deneysel
olarak desteklenmemiÅŸ, üstelik kuramın birçok yöntembilimsel ve
kavramsal kusuru olduğu bulunmuştur. Kuramın anksiyete azaltıcı
olarak kullanılması saÄŸlık personeli arasında artık ilgi çekmemektedir.
Bugün hastane çalışmalarında hastaların bireyselliÄŸi, hasta ailelerinin
hakları daha fazla vurgulanmaktadır. Hastaneye kaldırma ölüm korkusunu
arttırabildiÄŸi için aile içinde bakım daha fazla desteklenmektedir.

Bütün ölümlerin aynı oranda etkili olmadığı bilinmektedir. Glaser
yaÅŸlıların ölümünün toplum üzerinde çok az bir etkisi olduÄŸu savını
gerontolojiye ilk kez sokan yazardır. Daha yakınlarda Owen, Fulton
ve Markusen, anababa, eÅŸ ve çocuk yitiren yetiÅŸkinlerin kederlerini
karşılaştırmış, yaşlı anababa yitiminin daha az keder verici, yerleşik
davranışlarda daha az kesintiye yol açıcı ve daha az anlamlı olduÄŸunu
bulmuÅŸtur. Sanders yaÅŸlı anababa yitiminin eÅŸ ve çocuk yitiminden
daha az sarsıcı olduğunu saptamıştır. Moss ve Moss, yetişkinin anababa
yitimine daha az tepki göstermesini, yetiÅŸkinin yaÅŸlı anababanın
potansiyel ölümünü sık sık düÅŸünmesine, olayın bir tür provasını yapmasına
baÄŸlamaktadır. Ayrıca, kiÅŸinin yaÅŸlı anababasının ölümünü düÅŸünmesi
eÅŸ ya da çocuÄŸunun ölümünü düÅŸünmesinden daha az "tabu"
dur. BiliÅŸsel ve duygusal öksüzlük düÅŸüncesi çok önceden baÅŸlar ve
bireyi hazırlar; bu sürecin bireyi kendi ölümüne de hazırladığı söylenebilir.
Büyüklerin ölümünden daha az etkilenme gerçeÄŸi, bireyin
kendisini "genç" diye tanımlamasından "yaÅŸlı" diye tanımlamasına
geçiÅŸi etkiler mi sorusu henüz ortadadır. Belki burada, söylenmeyen,
sessizce geçiÅŸtirilen bir keder vardır: "Ben de özlenmeyen biri olacağım...
Belki kendimi özlenmemeye alıştırmam gerek."

Yas ölüm nedeniyle bir akrabasından ya da arkadaşından yoksun
kalan kiÅŸinin içinde bulunduÄŸu durumdur. Keder, sevilen birinin
ölümünün ardından duyulan ÅŸiddetli ruhsal acı ve elemi içerir. Matem,
bir kiÅŸinin ölümüne duyulan acının belirtilerini ortaya koyma biçiminin
toplum tarafından düzenlenmesine dayanır.

ÇaÄŸdaÅŸ klinikçiler ve psikologlar, "Derdini söylemeyen derman
bulamaz!" biçimindeki Türk atasözünün dile getirdiÄŸi görüÅŸü
paylaÅŸmaktadırlar. Acılı duyguların hafifletilmesi ve duygusal yardım süreci
çok önemlidir. Aile ve arkadaÅŸ desteÄŸini gören kiÅŸiler yası izleyen fiziksel
ve ruhsal bozuklukları daha az göstermektedirler. Öte yandan,
kültürel beklentiler, toplumsal deÄŸerler ve topluluk kuralları kederin
yaÅŸanmasına müdahale etmektedir. GeliÅŸmiÅŸ toplumlarda ölme de tıbbi
teknolojiye bırakılmıştır ve genellikle evin dışında olmaktadır; matem
ruhsal bir patoloji olarak görülmektedir. Oysa tanatologlar keder
anlatımlarını ve matem törenlerini geride kalanlar için tedavi edici
nitelikte görmektedirler.

Yas ve keder sevilen birinin ölümünün hemen ardından gelen
dönemde önemli bir etki yaratmaktadır. Geride kalanlar fiziksel ve
ruhsal hastalıklara ve ölüme karşı daha duyarlı olmaktadırlar. Bu
özellikle ansızın ve beklenmedik biçimde gelen yaslar için doÄŸrudur.
Yaslı kiÅŸiler, hastalık, kaza, ölüm, iÅŸsizlik ve diÄŸer hasar görmüÅŸ
yaÅŸam belirtilerini daha fazla göstermektedirler. On üç ay süren bir izleme
araÅŸtırmasında yaÅŸlı kiÅŸilerin % 32'sinin saÄŸlık bozuklukları gösterdikleri
-kontrol grubunda sadece % 2- bulunmuştur. Dul kadınlar
dulluklarının ilk yılında aynı yaÅŸtaki dul olmayan kadınlara oranla üç
kat daha fazla doktora görünmekte, yatıştırıcı ilaçları yedi kat daha
fazla kullanmaktadırlar.

Yas içindeki yetiÅŸkinler tipik olarak birtakım evrelerden geçmektedirler.
Birinci evre şok, uyuşukluk, yadsıma ve inanmama evresidir.
En yoÄŸun duygu olan ÅŸok ve uyuÅŸukluk genellikle birkaç hafta sürmekte,
yadsıma ve inanmama ise günlerce ve hatta aylarca sürebilmektedir.
İkinci evre özleme, hasretini çekme ve depresyon evresidir.
Genellikle 5-14 gün arasında doruk noktasına çıkmakta, ama daha
uzun sürebilmektedir. Bu evredeki yaygın duygular, aÄŸlama, umut,
gerçek olmama duygusu, empati, insanlardan uzak durma, ilgi yokluÄŸu,
ölenin anısına baÄŸlanma, vb.'dir. DiÄŸer belirtiler öfke, kızgınlık,
korku, uykusuzluk, iÅŸtahsızlık vb. olabilir. Ölen kiÅŸiyi ülküleÅŸtirmeye
de yas tutanlarda çok rastlanmaktadır. Yasın üçüncü evresi sevilen kiÅŸiden
kurtulma ve yeni koÅŸullara uyum saÄŸlamadır. Bu dönemde birey
kaynaklarını harekete geçirir, insanlarla ve etkinliklerle yeniden ilgilenir,
yeni bir denge kurmaya çalışır. Kimileri için bu evre 6-8 hafta,
kimileri için de aylar hatta yıllar sürebilmektedir. Dördüncü evre kimliÄŸin
yeniden kurulması evresidir. KiÅŸi yeni iliÅŸkiler gerçekleÅŸtirir ve
sevdiÄŸi biriyle yeni roller üstlenir. Geride kalanların yaklaşık yarısı bu
evrede yas yaşantısından bazı yararlar ya da deneyimler edindiklerini
bildirmektedir.

Dul erkekler konusunda pek az bilgiye sahibiz. 45 yaşın üstündeki
dul erkeklerin ölüm oranının evli erkeklerin oranının iki katı
olduÄŸu, dulların intihar riskinin de çok yüksek olduÄŸu bilinmektedir.
46-65 yaşlar arasındaki dul erkeklerin yarısından fazlası yeniden
evlenmektedir. SaÄŸlıklı dullar görece daha çabuk evlendiÄŸi için, dullar
arasında yüksek ölüm oranı saptayan istatistikler öncelikle daha az
sağlıklı dullara uygulanabilir. Dul kadınlara ilişkin bilgimiz dul
erkeklerinkinden daha fazladır. Sosyolog H.Z. Lopata'ya göre, dul kadınların
yaklaşık yarısı tamamen yalnız yaÅŸamakta, çoÄŸu da böyle yaÅŸamayı
yeÄŸlemektedir. AraÅŸtırmalar, dulluÄŸun uzun süredeki olumsuz
sonuçlarının, dul olmanın kendisinden çok, sosyoekonomik yoksunluklardan
kaynaklandığını göstermektedir (Vander Zanden, 1981).

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile


SEO by AceSEF
Eðitim Web Siteleri
Site Haritasý