|
2. Toplumsal Çevre Aile yaÅŸamı en fazla araÅŸtırılan konulardan biri olmakla birlikte, yaÅŸlıların yaÅŸamında arkadaÅŸlık iliÅŸkileri de çok önemlidir. Ancak, bazı araÅŸtırmalar uzun süreli arkadaÅŸlıkların korunduÄŸunu gösterirken, bazıları da yaÅŸla birlikte iliÅŸkilerin zayıfladığını ortaya koymaktadır. Birçok araÅŸtırmacı kadınların erkeklerden daha anlamlı ve derin arkadaÅŸlıklar kurabildiklerini belirtmektedir. YaÅŸlı erkekler eÅŸlerine her yönden daha bağımlılar ve eÅŸ yitimine daha zor uyum saÄŸlıyorlar, kadınlar ise ailede kopukluk olunca arkadaÅŸlarına daha kolay dönebiliyorlar. Erkeklerin daha geniÅŸ bir arkadaÅŸ çevresi oluyor. Orta sınıf arkadaÅŸlarını korur ve çoÄŸaltırken, iÅŸçi sınıfı komÅŸuları yeÄŸliyor. Ayrıca, yaÅŸam doyumu da arkadaÅŸlıkla iliÅŸkili bulunmaktadır. Blau, yaÅŸlılıkta yeni bunalım ve rol deÄŸiÅŸimleriyle baÅŸaçıkmada arkadaÅŸlığın önemini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, arkadaÅŸlık aile iliÅŸkilerinin yerini dolduramamaktadır. DoÄŸrudan bakım olmasa bile, kurumlardaki yaÅŸlılarla daha çok aileleri ilgilenmektedir. Kuruma gitmek çocuklarla iliÅŸkiyi bozmamakta, hatta bazen güçlendirmektedir. YaÅŸlılarla ilgili toplumsal politikaların, hizmetlerin, programların geliÅŸtirilmesine katkıda bulunan politikacılar, sosyal çalışmacılar, iktisatçılar ve gerontologlar yaÅŸlıların bellibaÅŸlı toplumsal sorunlarını beÅŸ kategoride toplamaktadırlar: "gelir", "saÄŸlık", "bakımevi", "ulaşım" ve "beslenme". Bunlar kadar somut olmamakla birlikte aynı derecede önemli olan diÄŸer sorunlar, eÄŸitim, iÅŸ, emeklilik sonrası roller, tinsel gereksinmeler, güvenlik vb. gibi sorunlardır. Bütün bu sorunların çözümü yaÅŸlı kiÅŸileri toplum içinde tutma amacını destekleyecektir. İnsanın toplumsal bir yaratık olduÄŸu ve insanlığını dile getirecek toplumsal araçlara gereksinmesi olduÄŸu herkesçe bilinmektedir. YaÅŸlanan bir kiÅŸinin yaÅŸlılığa uyum saÄŸlaması ile topluma uyum saÄŸlaması arasında yakın bir baÄŸ olduÄŸu da söylenebilir. Uyum kuramları iÅŸte bu sorunu açıklamaya çalışmaktadır. a) İliÅŸki kesme kuramı (disengagement theory). Elaine Cumming ve William E. Henry'nin geliÅŸtirdiÄŸi bu kuramda, yaÅŸlılık, fiziksel, psikolojik ve toplumsal açıdan toplumsal dünyadan derece derece geri çekilme süreci olarak görülmektedir. Fiziksel düzeyde, insanlar etkinliklerini yavaÅŸlatır ve enerjilerini elde tutarlar. Psikolojik düzeyde, geniÅŸ dünyayla olan iliÅŸkilerini öncelikle kendilerini ilgilendiren yaÅŸam alanlarında odaklaÅŸtırmaya yönelirler. Dışardaki dünyaya yönelttikleri dikkatlerini kendi duygu ve düÅŸüncelerinin iç dünyasına çevirirler. Toplumsal düzeyde, karşılıklı bir geri çekilme söz konusudur, böylece toplumun diÄŸer üyeleriyle yaÅŸlı kiÅŸi arasındaki etkileÅŸim de azalır. Birey toplumdan geri çekilir, toplum da bireyden elini çeker. Cumming ve Henry'e göre iliÅŸki kesme, toplumu ve bireyi tedavi edilemez hastalığın ve ölümün sonul iliÅŸki kesmesine önceden hazırlayan ilerleyici ve karşılıklı doyum verici bir süreçtir. YaÅŸlılar için iliÅŸki kesme, istenen ve oynanan rollerin, kurulan iliÅŸkilerin azaltılmasıyla gerçekleÅŸtirilen bir süreçtir. Bunun sonucu olarak, yaÅŸlılar ölümle rahatça karşı karşıya gelebilirler. Toplum da kendi yönünden iliÅŸki kesmeyi destekler, çünkü böylece yaÅŸlıların geliÅŸtirdiÄŸi birtakım iÅŸlevleri gençlere aktarabilir. İliÅŸki kesme kuramı hem çok saldırıya uÄŸramış, hem de geniÅŸ ölçüde savunulmuÅŸtur. Her iki yönde yapılan kesitsel araÅŸtırmalar ise kuÅŸak farklılıklarını yaÅŸ farklılıklarıyla karıştırmak açısından eleÅŸtirilmiÅŸtir. Öte yandan, en azından 75 yaşın altındakiler için yaÅŸlılık, çeÅŸitli örgütlere gönüllü olarak katılma düzeyinde kararlılık ve süreklilik gösteriyor görünmektedir. Ancak çok yaÅŸlı kiÅŸilerin birçok üyeliklerini azalttıkları ve gruplarda etkin katılımdan çekildikleri söylenebilir. Sonuç olarak, iliÅŸki kesme kuramının, yaÅŸlı kiÅŸilerin daha önceki yaÅŸamlarının anlamlı yönlerinden ayrılmalarını ve yalıtılmalarını abarttığı ileri sürülebilir. b) Etkinlik kuramı (activity theory). Etkinlik kuramı, iliÅŸki kesme kuramına alternatif olarak, sosyolog Robert J. Havighurst, Bernice L. Neugarten ve Sheldon S. Tobin tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir. Bu kurama göre, kaçnılmaz biyolojik ve saÄŸlıksal deÄŸiÅŸmeler dışında, yaÅŸlı kiÅŸiler temelde aynı olan psikolojik ve toplumsal gereksinmeleriyle orta yaÅŸlı kiÅŸilerle aynıdırlar. Bu açıdan bakıldığında, yaÅŸlılığı belirleyen toplumsal etkileÅŸim azlığı toplumun yaÅŸlı kiÅŸiden elini çekmesinden kaynaklanır. YaÅŸlı kiÅŸi orta yaÅŸ etkinliklerini olabildiÄŸince uzun süre korumak ister ve terketmeye zorlandığı etkinliklerin yerine yenilerini koyar. Etkinlik kuramcıları, iliÅŸki kurmanın 60 ya da 55 yaşından sonra bazen azalmakta olduÄŸu görüÅŸüne katılırlar. YaÅŸlı kiÅŸilerin etkinlik düzeyinin, doyum ve mutluluÄŸunun azalmakta olduÄŸunu da kabul ederler. Ancak bu azalmanın istenen birÅŸey olduÄŸu görüÅŸünü reddederler. SaÄŸlıklı yaÅŸlıların çoÄŸu etkinlik düzeyini oldukça basit tutmaktadır. İliÅŸki kesme ya da kurma oranı daha çok geçmiÅŸteki yaÅŸam biçimlerine, sosyoekonomik statülere ve saÄŸlık koÅŸullarına baÄŸlıdır. Ancak bütün bunlar yaÅŸlıların mutlaka daha olumlu bir yaÅŸam düzenlemesi yaptıkları anlamına gelmez. Ayrıca, kimi yaÅŸlı kiÅŸiler mutluluÄŸu kalabalıkta bulurlar, kimileri yalnızlıkta ararlar. YaÅŸam deneyimini kalitesinin en anlamlı ölçüsü, moral, yaÅŸam doyumu ve düzenlemedir. c) Rol bırakma kuramı (role exit theory). Bu kuram sosyolog Z. S. Blau tarafından önerilmiÅŸtir. Blau'ya göre; emeklilik ve dulluk yaÅŸlı kiÅŸinin toplumun temel kuramsal yapılarına (iÅŸ ve aile) katılımını sona erdirir. Buna baÄŸlı alarak yaÅŸlıları toplumsal bakımdan yararlı kılan olanaklar da azalmaktadır. Blau, meslek ve evlilik statüsü yitimini özellikle yıkıcı nitelikte görmektedir. Çünkü bunlar yetiÅŸkin kimliÄŸi için demir atma noktaları olan temel rollerdir. Sosyolog Irving Rosow, benzer bir yaklaşımla, BirleÅŸik Devletler'de insanların yaÅŸlılığa etkili bir biçimde toplumsallaÅŸtırılmadıklarını savunmaktadır. YaÅŸlılıkta beklenen davranışları tanımlayan toplumsal normlar zayıf, belirsiz ve sınırlıdır. Ayrıca, yaÅŸlılar temelde "rolsüz rol" olan rollerine toplumsal bakımdan deÄŸersizleÅŸen statülerine uyum saÄŸlama konusunda pek az güdülüdürler. Rol bırakma kuramı, yaÅŸlı kiÅŸilerin çoÄŸunun toplumsal yitimler hissettiÄŸi konusunu abarttığı ileri sürülerek eleÅŸtirilmiÅŸtir. YaÅŸam doyumuyla ilgili boylamsal araÅŸtırmalar yaÅŸlıların çoÄŸunun çok az toplumsal yitim hissettiklerini ya da hiç hissetmediklerini göstermektedir. YaÅŸlıların çoÄŸu, iÅŸlerini ve ana-babalık rollerini yitirmelerinin karşılığının, özgürlüÄŸün ve eskiden beri istedikleri ÅŸeyleri yapma olanağının artması olduÄŸunu belirtmektedir. d) Toplumsal deÄŸiÅŸtokuÅŸ kuramı (social exchange theory). James J. Dowd gibi sosyologlar toplumsal deÄŸiÅŸtokuÅŸ kuramını yaÅŸlılık sürecine uyguladılar. Bu kurama göre, insanlar toplumsal iliÅŸkilere girerler, çünkü bundan birtakım ödüller çıkarırlar (ekonomik destek, tanınma, güvenlik, sevgi, vb.). Ödül elde etme sürecinde birtakım bedeller de öderler (olumsuz yaÅŸantılar, yorgunluk, çabalama, vb.) ya da olumlu yaÅŸantılardan ödüllendirici etkinlik uÄŸruna vazgeçmek zorunda kalırlar. YaÅŸlılığa uygulandığında bu kurama göre, yaÅŸlılar pazarlık etme güçlerindeki düÅŸüÅŸ nedeniyle yaralanabilir oluÅŸlarının arttığı bir konumda bulunmaktadırlar. EndüstrileÅŸmiÅŸ toplumlarda yaÅŸlıların daha önce sahip oldukları beceriler teknolojik geliÅŸmeler içinde gitgide modası geçmiÅŸ kalmaktadır. Ayrıca, yaÅŸlı bir iÅŸçi iÅŸte ne kadar uzun kalırsa genç iÅŸçilerin meslekte yükselmelerini o kadar engellemektedir. YaÅŸlı iÅŸçiler iÅŸ gücündeki yerlerini toplumsal güvenlik ve tıbbi hizmetle deÄŸiÅŸtokuÅŸ etmektedirler. Toplumsal deÄŸiÅŸtokuÅŸ kuramcıları kendi görüÅŸlerini, modernleÅŸme ile yaÅŸlılık statüsü arasında bulunan karşıt iliÅŸkiye dayandırmaktadırlar. YaÅŸlıların endüstrileÅŸmemiÅŸ ve geleneksel toplumlardaki konumu yüksektir, çünkü yaÅŸlılar bilgi birikimini ve denetimini saÄŸlamaktadırlar. EndüstrileÅŸme ise geleneksel bilgi ve denetimin önemini azaltmaktadır doÄŸal olarak. Ancak, modern endüstri toplumlarında yaÅŸlıların yüksek statülerde bulunduklarını gösteren istisnalar da vardır (Rusya, Japonya gibi). Toplumsal deÄŸiÅŸtokuÅŸ kuramı yaÅŸlıların bir toplumdaki konumunu etkileyen deÄŸiÅŸtokuÅŸ ögelerine dikkati çekse bile, tam bir açıklama getirmekten çok uzaktır (Vander Zanden, 1981). e) Süreklilik kuramı (continuity theory). İliÅŸki kesme ve etkinlik kuramlarının sınırlılıkları, yaÅŸlılığın karmaşık süreçlerine daha geniÅŸ bir açıdan bakmayı gerektirmiÅŸtir. R. C. Atchley tarafından geliÅŸtirilen süreklilik kuramı, yaÅŸlılıkta bazı rollerle iliÅŸkinin kesilmesi, bazı rollerdeki baÅŸarının sürdürülmesi bileÅŸimine dayanmaktadır. Atchley'e göre, bireyler yetiÅŸkin olma sürecinde birtakım alışkanlıklar, baÄŸlantılar, tercihler geliÅŸtirirler ve bunlar giderek kiÅŸiliÄŸin bir parçası haline gelir. Birey yaÅŸlandıkça söz konusu bu özelliklerin sürekliliÄŸini korumaya yönelir. Süreklilik kuramı yaÅŸlılığın karmaşıklığını vurgulayan bir kuramdır. ::::::::::::::::: İV. YAÅžLILIKTA RUH SAÄžLIÄžI Daha önce de söz edildiÄŸi gibi, yaÅŸlılık dönemiyle ilgili birtakım kalıpyargılar vardır. Butler'e göre bunlardan birincisi doÄŸrudan doÄŸruya yaÅŸlılığın kendisi ile ilgilidir: Kronolojik yaÅŸlanma, bir insanın yaşını yaÅŸadığı yılların sayısıyla ölçme. Oysa fizyolojik, kronolojik, psikolojik ve toplumsal yaÅŸlanma derecelerinde bireyden bireye deÄŸiÅŸen büyük farklılıklar olduÄŸu bilinmektedir. İkinci kalıpyargı üretim dışı olmakla ilgilidir. Oysa hastalık ve toplumsal sorunlar olmadığında yaÅŸlı kiÅŸilerin de üretken olma ve yaÅŸama etkin olarak katılma eÄŸiliminde oldukları görülmektedir. Önceki kalıpyargıya baÄŸlı bir üçüncüsü, iliÅŸkisizlik, yani yaÅŸlı kiÅŸilerin yaÅŸamdan kopmayı, yalnız ya da kendi yaşıtları arasında yaÅŸamayı yeÄŸledikleri biçimindedir. Ancak, toplumdan kopmanın yaÅŸlılığın doÄŸal bir yanı olduÄŸu görüÅŸünü destekleyen yeterli sayıda bulgu yoktur. Dördüncü kalıpyargı esnek olmama savıyla ilgilidir. Bir insanın deÄŸiÅŸme ve uyum saÄŸlama yeteneÄŸi yaşından çok, yaÅŸamboyu taşıdığı kiÅŸiliÄŸiyle ilgilidir. BeÅŸinci sorun bunaklık (kocama= senility) kavramıyla ilgilidir; bu kavram yaÅŸlıların kaçınılmaz olarak bunayacağını ifade eder. YaÅŸlı kiÅŸiler de tıpkı genç kiÅŸiler gibi anksiyete, keder, depresyon ve paranoid durumlar yaÅŸayabilirler. Benjamin Rush bunamanın yaÅŸlanma sürecinden ayrı, farklı bir hastalık olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Kötü beslenme, uyuÅŸturucu kullanımı, alkolizm, fiziksel bir hastalığın tanılanmaması gibi sorunlar bunama nedeni olabilir. Altıncı kalıpyargı huzur (serenity) kavramıyla dile gelir. Buna göre yaÅŸlılık göreli bir barış ve huzur çağıdır. Gerçekte ise yaÅŸlı kiÅŸiler baÅŸka herhangi bir yaÅŸ grubundakilerden daha fazla stres yaÅŸarlar, üstelik bu stresler çoÄŸu zaman yıkıcıdır. YaÅŸlının bu bunalımlara direnme gücü dikkat çekicidir; böyle durumlarda sakinlik, beklenmeyen ve uygun olmayan bir tepki olacaktır. Depresyon, anksiyete, psikosomatik hastalıklar, paranoid durumlar dış streslere karşı içsel tepkilerdir. Keder yaÅŸlıya sık sık eÅŸlik eden bir duygudur. Apati ve boÅŸluk, yakınların yitirilmesini izleyen ilk ÅŸokun ortak bir kalıntısıdır. Fiziksel hastalık ve toplumsal yalıtılma yasın ardından gelebilir. Anksiyete birçok biçimde kendini gösterebilir: DüÅŸünmede ve davranışta katılık, çaresizlik, huzursuzluk, kuÅŸkuculuk ve bazen paranoya. Butler, yaÅŸlılıkla ilgili bütün kalıpyargıların ve söylencelerin kısmen bilgisizlikle, kısmen de yaÅŸlılarla gündelik ya da profesyonel iliÅŸkinin yetersiz olmasıyla açıklanabileceÄŸini düÅŸünmektedir. Butler'e göre hepimizin içinde bulunan bir baÅŸka güçlü etken de "yaÅŸ ayırımı" diye adlandırılabilecek etkendir. Irk ayırımcılığı (racism) ve cinsiyet ayırımcılığı (sexism) nasıl insanları derilerinin rengine yada cinsiyetine göre ayırıyorsa, yaÅŸ ayırımcılığı da (ageism) insanları sırf yaÅŸlı oldukları için sistemli bir ayırıma tabi tutma ve kalıplara sokma sürecidir. YaÅŸlı insanlar bunak, düÅŸüncede ve davranışta katı, ahlak ve denetim açısından eski moda gibi kategorilere konulmaktadırlar. YaÅŸ ayırımcılığı genç kuÅŸaklara yaÅŸlı insanları kendilerinden farklı görme yolunu açar. Böylece üstü kapalı biçimde yaÅŸlıları insan olarak tanımama eÄŸilimi doÄŸar. Toplum daha dengeli bir yaÅŸlılık anlayışına nasıl kavuÅŸabilir ve ileri yaÅŸların sorunlarını gözeterek insanlara baÅŸarlı bir yaÅŸlılık nasıl saÄŸlanabilir? Toplumun daha duyarlı bir yaÅŸlılık kavramına sahip olması için alınabilecek önlemler (toplumsal refah politikalarının oluÅŸturulması, kitle iletiÅŸim araçlarının iÅŸletilmesi, vb.) uzun erimlidir. YaÅŸlılara psikolojik yardım ve destek saÄŸlamaya yönelik teknikler içinde, yaÅŸamı gözden geçirme terapisi ve yaÅŸam döngüsü grup terapisi sayılabilir. YaÅŸamı gözden geçirme terapisi (life review therapy) yaÅŸlı kiÅŸiden ve diÄŸer aile üyelerinden geniÅŸ bir özyaÅŸam öyküsü alınmasına dayanır. YaÅŸlı kiÅŸiler geçmiÅŸ yaÅŸamlarına baktıklarında çoÄŸu zaman yaptıklarından deÄŸil, yapmadıklarından esef duyarlar. YaÅŸlıların geçmiÅŸlerinden sık sık söz etmeleri ve geçmiÅŸteki yaÅŸantılarını yineleyerek anlatmaları aslında geçmiÅŸi düÅŸünme ve gözden geçirme eÄŸiliminin dışavurması sayılabilir. GeçmiÅŸi gözden geçirme eyleminde yalnızca geçmiÅŸi anımsama deÄŸil, aynı zamanda geçmiÅŸi çözümleme boyutu da vardır; dolayısıyla geçmiÅŸi gözden geçirme amaçlı ve etkin bir süreçtir. Bu süreçte yaÅŸantıları bütünleÅŸtirmek ve yorumlamak söz konusudur. Butler'a göre bu süreçte yaÅŸamı gözden geçirme içsel, anımsama ise davranışsal boyutu oluÅŸturmaktadır. YaÅŸam döngüsü grup terapisi (life-cycle group therapy), tedavi gruplarına 15 yaÅŸtan 80 yaşına kadar bireyleri birlikte alma temeline dayanır. YaÅŸ ayırımının kuÅŸaklar arasındaki duygu, deneyim ve destek alışveriÅŸini önlediÄŸi inancı bu yaklaşımın temelidir. Bu gruplarda yalnızca içsel psikiyatrik bozuklukların tedavisi deÄŸil, yaÅŸam döngüsündeki deÄŸiÅŸikliklerden doÄŸan sorunların çözülmesi de amaçlanmaktadır. Gruba girmenin ölçütü, etkin bir psikozu olmamak, buna karşılık akut ya da kronik yaÅŸam bunalımı geçiriyor olmaktır (Butler, 1977). Günümüzde, yaÅŸlı insanların mutlaka geçmiÅŸe bağımlı, yaÅŸamın dışına düÅŸmüÅŸ kiÅŸiler olduÄŸu düÅŸünülmemektedir artık. Tam tersine, bugün yaÅŸlıların kendini yenileme yeteneklerine daha fazla inanç ve güven duyulmaktadır. YaÅŸlılar kendilerine özgü sorunlara karşın, ulaÅŸtıkları olgunluk, birikim ve doyum düzeyi ölçüsünde yaÅŸama baÄŸlanma ÅŸansına sahiptirler. Bunun için de yaÅŸlıların, yaÅŸama ve kendilerine gereken ilgiyi ve özeni göstermeleri yetmektedir. Bu açıdan, bakım kurumlarının yaÅŸlılara verdiÄŸi edilgin destek yeterli deÄŸildir, yaÅŸlıları edilgin bırakmayacak önlemlere gerek vardır. Bütün gün televizyon izlemek, hiç spor yapmamak, sürekli ilaç tüketmek gibi durumlar yaÅŸlıları edilginliÄŸe itmektedir. Oysa yaÅŸlılara uygun spor, grup psikoterapisi gibi etkinlikler onları daha etkin kılabilmektedir: Bu düzenli destekler de yaÅŸlıların kendini yenileme yeteneklerini harekete geçirmektedir. Öte yandan, yaÅŸlıların ruh saÄŸlığıyla yakından ilgili olduÄŸu için yaÅŸam doyumu olgusunu da incelemekte yarar var. Neugarten'e göre yaÅŸam doyumu (life satisfaction), kiÅŸinin yaÅŸamda ne istediÄŸi ile ne elde ettiÄŸinin karşılaÅŸtırılmasından elde edilen sonuçtur. YaÅŸam doyumu ile yaşın iliÅŸkisini araÅŸtıran araÅŸtırmaların genel bulgusu yaÅŸ arttıkça yaÅŸam doyumunun azaldığı biçimindedir. BaÅŸka bir deyiÅŸle, yaÅŸlı grupta yaÅŸam doyumunun genç gruptakine oranla daha düÅŸük olduÄŸu görülmektedir. Ancak, yaÅŸlı insanların saÄŸlık durumlarının, ekonomik koÅŸullarının, etkinlik düzeylerinin yaÅŸam doyumunda önemli bir belirleyici olduÄŸu bilinmektedir. Öte yandan, yaÅŸam doyumunun yaÅŸla azaldığını ileri süren genel kanıyı bazı çalışmaların desteklemediÄŸi de görülmektedir. Clemente yaÅŸlanmayla birlikte belirli bir doyumun daha yerleÅŸik duruma geldiÄŸini savunmaktadır. Diener, yaÅŸam doyumunun çok genç ve çok yaÅŸlılarda farklı olmadığını, en önemli farkın 45 yaÅŸ dolaylarında ortaya çıktığını, asıl bu yaÅŸ grubundaki insanların diÄŸer iki gruba oranla daha doyumsuz olduÄŸunu bildirmektedir. Sonuç ne olursa olsun, yaÅŸam doyumu ile yaÅŸ arasındaki iliÅŸkinin nedensel bir iliÅŸki olmadığı söylenebilir. YaÅŸlı insanların yaÅŸam doyumu düzeyi yalnızca yaÅŸlanmalarına deÄŸil, daha çok dış koÅŸullara baÄŸlı görünmektedir. ÖrneÄŸin Birren yaÅŸlılığa baÄŸlı ruhsal sorunların kentlerde kırsal kesimlerdekinden daha fazla görüldüÄŸünü söylemektedir. Sonuç olarak, dış koÅŸullarla daha etkin biçimde baÅŸedebilen yaÅŸlıların yaÅŸam doyumu düzeyinin daha yüksek olacağı düÅŸünülebilir. Son olarak, yaÅŸlıların stresle baÅŸa çıkmalarında karşılaşılan sorunlardan söz etmemiz gerekmektedir. YaÅŸlı kiÅŸilerin karşılaÅŸtığı streslerin çoÄŸunun (saÄŸlığın bozulması, gelirin azalması, eÅŸin ölümü gibi) öncelikle olumsuz olduÄŸu bilinir. YaÅŸlanan bağışıklık sistemi de yaÅŸlı kiÅŸileri stresin etkilerine daha açık duruma getirmektedir. Olaylar arttıkça ve yaÅŸlının denetim duygusu azaldıkça stres daha da yıkıcı olmaktadır. Denetim duygusu ile saÄŸlık durumu arasındaki iliÅŸkinin insanlar yaÅŸlandıkça arttığı bilinmektedir. Denetim duygusu stresin yıkıcı etkisini çeÅŸitli yollarla azaltabilmektedir. İnsanlar çaresiz olmadıklarına, belirli bir denetime sahip olduklarına inandıklarında hoÅŸa gitmeyen olayların yaÅŸamları üzerindeki yıkıcı gücü azalmaktadır. Öte yandan, denetim duygusu strese karşı gösterilen fizyolojik tepkileri azaltmaktadır (denetlenemeyen stresin bağışıklık sisteminin kanserle savaÅŸma yeteneÄŸini zayıflattığı saptanmaktadır). Son bir nokta da, çevreleri üzerinde belirli bir denetim duygusuna sahip olan kiÅŸilerin saÄŸlıklarını koruma konusunda daha etkin olmalarıdır; saÄŸlıkla ilgili bilgileri daha fazla ediniyorlar, kendilerine iyi bakıyorlar, tıbbi kontrollerini yaptırıyorlar, vb. BilindiÄŸi gibi, stresin etkisini azaltmayı saÄŸlayan etkenlerden biri de toplumsal destektir. Aile ve arkadaÅŸ çevresi yaÅŸlı kiÅŸilere hem toplumsal kimliÄŸin sürdürülmesi olanağını, hem de duygusal destek, maddi yardım, bilgi ve hizmet saÄŸlamaktadır. Özellikle geleneksel toplumlarda bu desteÄŸin çok güçlü olduÄŸu, geliÅŸmiÅŸ toplumlarda ise daha fazla kurumsallaÅŸtığı bilinmektedir. Toplumdan yalıtılmak yaÅŸlı kiÅŸiler için son derece yıkıcı bir duygudur. Sonuç olarak denetim duygusunun ve toplumsal desteÄŸin aynı derecede önemli olduÄŸu söylenebilir (Hoffman ve ark., 1994). ::::::::::::::::: V. ÖLÜM Doç. Dr Meral Çileli GeliÅŸmiÅŸ Batı toplumlarında yakın zamanlara kadar ölüm "tabu" konulardan biri olarak görülmüÅŸtür. Kimi bilim adamları, örneÄŸin Amerikan kültürünü "ölümü yadsıyan kültür" olarak tanımlamışlardır. Sosyal antropolog Benedict'e göre, Amerikan toplumunda çocuklar, cinsellik, doÄŸum ve ölüm gibi doÄŸal olaylara tanık olmamakta, bu da bireyin geliÅŸiminde süreksizlik yaratmaktadır. Son yirmi yılda bu örüntü deÄŸiÅŸmiÅŸ, Batı toplumları ölümü yeniden keÅŸfetmiÅŸlerdir. Tanatoloji, yani ölüm incelemesi son yıllarda gittikçe geliÅŸmiÅŸtir. Aynı zamanda, kitle iletiÅŸim araçlarında da "ölüm cezası", "ölme hakkı", "klinik ölüm" gibi sorunlar gitgide daha fazla iÅŸlenir olmuÅŸtur. Günümüzde ölümü seçme hakkının yasallaÅŸtırılması yönünde güçlü akımlar vardır ve ölüme mahkum hastalara ölme hakkının tanınması savunulmaktadır. Amerikada 1980'de kurulan ve ölümcül hastaların ölme hakkına sahip olması gerektiÄŸi düÅŸüncesini savunan Hemlock DerneÄŸi, ilgili yasalarda deÄŸiÅŸiklik istemekte ve bu giriÅŸim acı çeken hastalar ve yakınları tarafından ÅŸiddetle desteklenmektedir. Böylece Batı kamuoyu ölümü yeniden yaÅŸamın bir gerçeÄŸi olarak benimseme aÅŸamasına ulaÅŸmış görünmektedir. Nitekim, The Lancet 1966'da yayınladığı bir baÅŸmakalede ÅŸöyle yazıyordu: "Tarihin birçok döneminde, hiç olmazsa ideal olarak, ölüme ve ölmeye karşı olumlu, metin ve gerçekçi bir tutum yaygındı. Biz bugün bunu yitirmiÅŸe benziyoruz... Artık kendimizi ölüme ve ölmeye karşı yeni bir açıdan bakmaya inandırsak nasıl olur?" Günümüzde psikoloji bu yeni bakış açısını saÄŸlamaktadır bize. GeliÅŸim psikolojisi insan yaÅŸamını doÄŸumdan ölüme dek bir bütün olarak ele almaktadır. Rowland, Kastenbaum ve Costa, Kastenbaum, Meyers, Marshal, Kalish 70'li ve 80'li yıllarda bugün yol gösterici varsayımlar kurmaya olanak veren araÅŸtırmalar gerçekleÅŸtirmiÅŸlerdir. ::::::::::::::::: 1. YaÅŸam Süresince Beklentiler Birey ve toplum olarak geliÅŸim konusunda belirli bir beklentimiz vardır, dolayısıyla büyümeye iliÅŸkin bilgilerimiz gerileme konusundaki bilgilerimizden daha çok ve daha kesindir. ÖrneÄŸin, zamanında yürüyüp konuÅŸamayan bir çocuk, zekası zamanından önce kuruyan bir yetiÅŸkinden daha çok dikkat çeker. Her insan kendi geliÅŸim ve gerileyiÅŸini kiÅŸisel beklentisiyle karşılaÅŸtırdığı gibi, diÄŸer insanların geliÅŸim durumlarıyla da karşılaÅŸtırır. KiÅŸisel ve kiÅŸilerarası beklenti çerçeveleri insanın yaÅŸam boyunca ölümle ve yitirmeyle olan iliÅŸkilerini de etkiler. Robert Kastenbaum'a (1985) göre bellibaÅŸlı temel beklentilerin bazıları ÅŸunlardır: (a) Sürekli büyüme beklentisi ilk yıllar için yüksek ve tutarlıdır. GeliÅŸim uzmanı, anababa ve çocuk, büyüme ve olgunlaÅŸma olarak bilinen deÄŸiÅŸimi beklerler. (b) YaÅŸamın ilk yıllarında gerileme, yitirme ve ölüm beklentileri düÅŸük ve tutarlıdır: Bu durum yirminci yüzyılda bebek ve çocuk ölümlerindeki sürekli düÅŸüÅŸün sonucu olarak geliÅŸmiÅŸtir. (c) YaÅŸamın ileri yaÅŸlar için büyüme, gerileme ve yitirme beklentileri karışık ve tutarsızdır. (d) Büyüme, gerileme, yitirme ve ölüm beklentileri bireyin zihinsel geliÅŸim düzeyinden etkilenir. Büyüme ve gerileme bireyin genel referans çerçevesine baÄŸlıdır, bu da geliÅŸim düzeyiyle iliÅŸkilidir. Genellikle yaÅŸamın ilk yıllarındaki büyümeye ayarlanmış olan insanoÄŸlu için bu dönemde gerileme, yitirme ve ölüm onun beklentisi dışında ortaya çıkan olgulardır. Söz gelimi, çocuk ölümünü tanımaktan kaçınır ve bu olay için hep "zamansız" sıfatını kullanırız. Çocuklara verdiÄŸimiz deÄŸer onların ölümünden duyulan kederi arttırmaktadır. Çocuk ölümü ile çocuÄŸa verilen deÄŸer arasında iliÅŸki vardır. Dindar anababaların ne kadar yaÅŸayacağını bilmedikleri için çocuklarına baÄŸlanmaktan kaçındıklarına iliÅŸkin örnekler tarihte oldukça çoktur. Ölümü abartılı bir biçimde sadece ileri yaÅŸlarla düÅŸünmemiz, ölüm ve diÄŸer türden yitimleri kendimizden uzak tutmayı istememizden de kaynaklanmaktadır. Feifel ölüm korkusuna bilinçli tepkinin, sınırlı korku, fantazi düzeyinde ambivalans, bilinçsiz düzeyde nefret biçimlerinde olduÄŸunu belirtmektedir. Ölümün sadece yaÅŸlıları ilgilendiren bir konu olduÄŸu beklentisi, toplumun kaynaklarını en iyi biçimde örgütlemede yararlı olmaktadır. Genellikle yaÅŸlı insan ölme sırası açısından en uygun kiÅŸi olarak görülür, keder duyulsa da beklentinin gerçekleÅŸmiÅŸ olması psikolojik güven saÄŸlar: Ölüm, var olduÄŸuna inanmak istediÄŸimiz bir oyunu "kurallarına uygun" olarak oynamıştır! Bu beklentilere katkıda bulunan iki kaynak söz konusudur. Tarihsel boyut, toplumun yaÅŸlılara her zaman biraz ambivalansla baktığını ortaya koymaktadır. YaÅŸlılara karşı saygı duyma ve duygusal baÄŸlar geliÅŸtirme ile, sınırlı kaynakları gençlere ayırma isteÄŸi her zaman birlikte var olmuÅŸtur. YaÅŸlı insanı, yitiren, acı çeken ve ayrılan kiÅŸi olarak görerek bir rakipten kurtulmak söz konusudur. Bilim alanında bile yaÅŸlılar için "görevler" belirleyen psikososyal geliÅŸim kuramları hep yaÅŸamın gözden geçirilmesi ve ölüme hazırlanma görevleri üzerinde yoÄŸunlaÅŸmışlardır. Bu görevlerin ne kadarının doÄŸru olduÄŸu bir yana, bu kuramların yaÅŸamın gençler için uygun olduÄŸu, ölümün de yaÅŸlılara uygun düÅŸtüÄŸü beklentisini pekiÅŸtirdikleri bir gerçektir. Bu tutum toplumsal ve ekonomik kaynakların ayrılmasında da ortaya çıkar; bütçe kısıntıları hep yaÅŸlılara yönelik hizmetlerde yapılır. Watson ve Maxwell, "gerileyici müdahale"yi, yani toplumsal katkı sıklığının azalmasını ve giderek bu alana ayrılan uzmanların ve diÄŸer kaynakların azaltılmasını gözlemlediklerini belirtmektedirler. Bu süreç kiÅŸinin hastalığının iyileÅŸmez olduÄŸu kararıyla baÅŸlamaktadır; kiÅŸinin ölümün eÅŸiÄŸinde olmasına gerek yoktur, yaÅŸlılık zaten kronik hastalık olarak görülmektedir. İleri yaÅŸ, tıbbi ve kurumsal çerçeve içinde bireyi gerileyici müdahale için aday durumuna getirmektedir. Gerileyici müdahalenin sonucu olarak ölme de hızlanmaktadır; nedensiz ve ani ölümler bu sonucu destekler niteliktedir. "YaÅŸlı", "ihtiyar" gibi sıfatlar insanları korkutmakta, toplum da onları kendinden uzak tutmaya çalışmaktadır. YaÅŸam süresini bir bütün olarak algılamak, büyümenin yalnızca erken yıllara yakıştırılması ve ileri yılların gerileme ve ölümle bir tutulması yüzünden çok güç olmaktadır. Süreklilik bilimsel ve nesnel olarak elde edilebilir, ama bu bulgular bile bireyin ve çevresindekilerin algıladıkları özel süreklilik kavramı konusunda hiçbir ÅŸey vermez. Bireyin kendini hangi koÅŸullarda yaÅŸlı olarak sınıflandırdığı -gerileme, yitirme ve ölüme uygun olarak sınıflandırdığı- konusunda hiçbir ÅŸey bilmiyoruz. ÖrneÄŸin, bir birey elli yaşına kadar yaÅŸlılığı kiÅŸilerarası çerçevede algılamış olabilir. Bu birey toplumun beklentisi çerçevesinde yaÅŸlı sıfatını hep baÅŸkaları için kullanmış olabilir. Bu alışkanlık yaÅŸlı sıfatıyla çaÄŸrıştırılan olumsuz koÅŸullarla da güçlenmiÅŸtir. Yine de bu durum yaÅŸlıların yaÅŸam sevinci ve yeterliÄŸi olmadığı anlamına gelmez. Burada önemli olan, koÅŸulların bireyin kendini zorunlu olarak yaÅŸlı diye nitelendirmesine yol açmasıdır. Bu doÄŸrultuda kendi beklentilerimiz de etkili olmaktadır. ÖrneÄŸin, ergenler ve genç yetiÅŸkinler tatsız olayları uzak bir geleceÄŸin olayları olarak düÅŸünürler; yetiÅŸkinliÄŸin ilk yılları bireyi orta ve ileri yılların sonlarına hazırlamakta yetersizdir: Bireyin, gerileme, yitirme ve ölüm engeline geçerli bir çözüm bulması burada temel sorundur. Birey, bu psikolojik engeli aÅŸmak için uygun bir yol bulamazsa, yaÅŸam süresini tümüyle kapsayan bir benlik duygusu geliÅŸtirmekte güçlük çekecektir. Algılanan sürekliliÄŸi feda ederek, yaÅŸlı, zayıf ve ölümlü olma kimliÄŸine atlanabilir; koÅŸulların zorlaması (emeklilik, hastalık vb.) ile yeterli bir psikolojik köprü kuramadan geçmiÅŸ ve ÅŸimdi arasındaki engeli atlamak zorunda kalınabilir. Sonuç olarak, bireyin kendini yaÅŸlı olarak kabul etmesinden daha önemli olan nokta, "süreklilik" duygusunun korunup korunmadığıdır. YaÅŸamın zaten parlak olmayan ileri yıllarma toplumun daha karanlık beklentiler eklemesinin altında yatan ilke "ödünleme ilkesi" olabilir. Ödünleme ilkesine göre insanın payına düÅŸen bir adalet olması gerektiÄŸi kabul edilir. ÖrneÄŸin, kötüler ödüllendiriliyor olsa bile, yine de eÅŸitlik ilkesine göre davranmak yeÄŸ tutulur. YaÅŸlı ve ölümcül olanın yitirdiÄŸine karşılık birÅŸeyler alabilmesi genel kuraldır. Sonsuzluk inancı ödünleme ilkesinin sonuçlarından biridir. Sonsuzluk kavramının iÅŸlevleri ÅŸöyle sıralanabilir: Ölenin ve kalanların ortak bir referans çerçevesini paylaÅŸmalarını saÄŸlar; diÄŸerlerinin, çevredekilerin anksiyetesini azaltır; ölenin hakkını aldığı düÅŸüncesiyle çevreyi rahatlatır; gerileyici müdahale için pekiÅŸtirme saÄŸlar ("Yapacak bir ÅŸey kalmamıştı!"); ölen ve ölüm yüzünden doÄŸabilecek toplumsal kesintiyi engeller ("Yas tutacak vakit yok, o ÅŸimdi çok daha mutlu!"). Ancak, bu tür ödünlemenin gitgide azaldığı, ölüm sonrası yaÅŸam düÅŸüncesine gitgide daha az yaÅŸlının sarıldığı görülmektedir. Dolayısıyla, psikoloÄŸun görevi kalıpyargılardan ve temelsiz ödünleme mucizelerinden uzak durarak, yaÅŸlı ve ölen bireye eÄŸilmek olmalıdır.
|