|
5. Gelişim Kuramları
Gelişimin araştırılmasında kuramların rolünün ne olduğu konusunda çeşitli yanıtlar vardır. Kuramlar, her şeyden önce olguların düzenlenmesi ve yoğunlaştırılması için temel sağlayan betimleyici- açıklayıcı bir rol oynarlar. Kuramlar ayrıca gelecek olayları kestirme olanağını da sağlarlar. Ancak bir kuramın "sınanabilir" ve dolayısıyla "reddedilebilir" ya da "yanlışlanabilir" olması da gerekir. Bir psikoloji kuramının diğer psikoloji kuramlarıyla ve disiplinleriyle bütünleşmesi de önemli bir noktadır. Dolayısıyla, kapsamlı bir gelişim kuramının oluşturulmasmda aşağıdaki ilkelerin önemi vurgulanmaktadır: - "Genel bir psikolojik gelişim kuramı, başlangıçta içinde diğer kuramsal ve amprik yönelimlerin bütünleşebileceği halen varolan bir kurama dayanır". Örneğin bir gelişim kuramı, felsefe, sosyal psikoloji, matematik, uygulamalı psikiyatri, psikopatoloji, psikoterapi, eğitim gibi birçok bilgi alanıyla ilişkilendirilebilir. - "Bir psikolojik gelişim kuramı, insan gelişiminin bir alanını odak noktası olarak kabul edip içindeki ve çevresindeki diğer gelişim alanlarıyla bütünleşerek güvenilir biçimde ortaya çıkabilir". Örneğin Piaget'in kuramı bilişsel bir kuramdır, psikolojinin diğer alanlarından (gelişim psikolojisi, öğrenme psikolojisi, sosyal psikoloji) bilişsel alana doğru bir yönelme vardır. - "Bir psikolojik gelişim kuramı geniş sayıdaki disiplinlerden süzülerek ortaya çıkar". Disiplinlerarası bir yaklaşım, genel bir psikoloji kuramı için gerekli daha derin araştıımalara olanak verir. Değişik disiplinler de aynı alan üzerine eğilebilirler, disiplinlerin bir araya gelmesi kuramların birbiri içinde erimesini sağlar, sonuçta kesitsel ve birçok alanı kapsayan ve derinliğe ulaşmayı sağlayan teknikler elde edilebilir. - "Bir psikolojik gelişim kuramı, bireyin öznel olarak yaşadığı tüm psikolojik çevreyi içine alır". Böylece bir gelişim kuramı düşünce, duygu, benlik, ahlak, yaratıcılık, toplumsallaşma gibi gelişim alanlarını, bireyin okul, toplum, kültür gibi ortamlardaki durumunu inceleyebilir. - "Bir psikolojik gelişim kuramı, bir insanın tüm psikolojisi ile ilgili olan mevcut kavramların hepsiyle ilgilenir." Örneğin bir kuram, doğa-kazanım gibi tartışma konularıyla, kritik dönemler, çocuk yetiştirme teknikleri, anksiyetenin gelişimsel işlevi gibi sorunlarla ilgilenir. - "Bir psikolojik gelişim kuramı, sentez ve bütünleştirme özelliğinin yanısıra, bazı uzlaşmaz öğeleri reddetmek zorunda kalabilir". Örneğin, davranışçılığın Piaget'in kuramıyla ters düştüğü açıktır. Ancak, değişik bir yaklaşımla öyle bir reddetme yolu izlemeyebilir ve davranışçı yaklaşımlar safdışı edilmeyebilir. - "Bir psikoloji kuramı belirli uygulamalar için özel bağlantı süreçleri geliştirebilir". Örneğin, bir gelişim kuramının eğitim programları geliştirmede önemli katkıları olabilir. - "Bir psikoloji kuramı bir gelişim evreleri taslağı içerebilir". Evrelerin varlıkları ve özellikleri tartışma konusu olmakla birlikte betimleyici ve açıklayıcı rolleri kabul edilmektedir. - "Bir psikoloji kuramı bütün kültür ve alt kültürlerle ilişkilidir." - "Bir psikolojik gelişim kuramı toplumsal normdan ayrılan bireyin gelişimine de yer vermelidir". Amaç, daha kapsamlı bir insan gelişimi için birçok kaynak ve içgörüden ürün alabilmektir. Karl Popper'in dediği gibi, kuramlar dünyayı bilimsel olarak avlayabilmek için ağ olarak kullanılırlar, bütün çaba ağı daha ince örebilmek olmalıdır (S. ve C. Modgil, 1980). Modern gelişim araştırmalarının çoğu kuramların yol göstericiliğinde yapılmış ve yapılmaktadır. Özellikle dört büyük psikoloji kuramı bütün araştırmaları etkilemektedir. Gelişim psikolojisine yön veren temel kuramlardan biri olgunlaşma kuramı (maturational theory)'dir. Bu kuramın dayandığı temel düşünce, çocukta zaman içinde görülen değişimlerin çoğunun bedendeki özel ve önceden belirlenmiş bir şema ya da plana göre ortaya çıktığıdır. Bu görüşe göre olgunlaşma bu planın doğal açılımının ortaya çıkmasıdır. Bütün gelişimlerin doğal süreçlerin ve biyolojik planların açılımıyla kendi kendine düzenlendiğini savunan bu görüş Arnold Gessell tarafından geliştirilmiştir. Gessell, öncelikle çocukların fiziksel ve devinimsel gelişimini incelemiş ve -çok az bir muhalefete karşı- pek çok kabul görmüştür. Buna karşılık, kişilik ve zihin gelişimine ilişkin olgunlaşmacı görüş şiddetle eleştirilmektedir. Sigmund Freud'un geliştirdiği psikanalitik kuram (psychoanalytic theory), insanın psikolojik bakımdan evrensel ilkelere uygun olarak geliştiğini kabul eder. Ancak Freud bir bireysel kişiliğin işlevsel yönlerinin toplumsal bir bağlam içinde biçimlendiğine de inanır. Freud'un gelişimciIere en önemli katkısı, tüm yaşam boyunca sürecek örüntülerin oluşmasında erken yaşam deneyimlerinin önemini vurgulamasıdır. Toplumsal öğrenme kuramı (social learning theory) geleneksel davranışçılığı aşarak, kişisel ve çevresel etkenlerin hepsinin birbiri içine girmiş belirleyiciler olarak etkide bulunduğunu savunur. Davranışın çevreden etkilendiği doğrudur, fakat çevre de kısmen bizim tarafımızdan yaratılır. Bu yaklaşım son derece etkili olmuştur, çünkü toplumsal gelişim süreçlerinin etkisiyle doğrudan ilişkilidir. Psikolojik gelişimi kavramanın bir başka yolu da düşünme ve bilme süreçlerinin gelişimini araştırmaktır. Bilişsel gelişim kuramı (cognitive-developmental theory)'nın en önemli adı Jean Piaget'tir. Piaget'in çalışmaları toplumsal ve ahlaksal gelişimin de bilişsel temelleriyle anlaşılabileceğini göstermiştir. Bilişsel gelişim kuramı, temeldeki yapı ile yaşantı arasındaki dinamik etkileşimi vurgular; bilişsel yeteneklerin gelişimine ve zihnin simgesel tasarımları anlama ve kullanma becerisine önem verir. Gelişim, ilerleyici (progressive), sırasal (sequential) ve kuşaklar boyunca aynı örüntüyü izleyen bir oluşumdur; aynı zamanda döngüsel (circular)dir, çünkü her kuşak olgunlaştıkça gelecek kuşağı büyütür. Yaşam döngüsünün doğası konusunda yazarlar, filozoflar, toplumbilimciler çeşitli görüşler ortaya atmışlardır. Yaşam döngüsünün ilerleyen ve sırasal değişimleri konusunda, bu değişimlerin neden bir sıra ile meydana geldiği, ne kadarının biyolojik ne kadarının toplumsal ya da psikolojik etkenlerle belirlendiği, bu değişimlerin bütün kültürlerde ve bütün bireylerde aynen ortaya çıkıp çıkmadığı... sorunlarını açıklayan tek bir kuram henüz ortaya atılabilmiş değildir. Bununla birlikte, özellikle evrelere dayalı gelişim kuramlarının tüm yaşam döngüsünü kapsayacak biçimde kuruldukları söylenebilir. Sigmund Freud, Erik Erikson ve Jean Piaget insan gelişimini evrelere ayırarak inceleyen en önemli evre kuramcılarıdır. Daha önce belirtildiği gibi, evre kuramcıları gelişimi, görece sırasal, ani ve sabit bir değişimler dizisi olarak görürler. Evre kavramı, insan gelişimi çizgisinin aşamalı düzeylere bölündüğü görüşüne dayanır. Freud, her insanın oral, anal, fallik, lalent ve genital olmak üzere bir dizi psikoseksüel evreden geçerek geliştiğini, ancak bu gelişmede özellikle yaşamın ilk yıllarının önemli olduğunu kabul eder. Her evre, bireyin bir sonraki Tablo 4 Yaşam Süresinde Gelişim Evreleri EVRE: DOĞUM ÖNCESİ EVRE Yaş dönemi: Gebelikten doğuma Temel özellikler: fiziksel gelişim Bilişsel evre PİAGET: - Ruhsal-cinsel evre FREUD: - Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: - Ahlak evresi KOHLBERG: - EVRE: BEBEKLİK Yaş dönemi: Doğumdan yaklaşık 18'inci aya Temel özellikler: Gelişmiş hareket; basit dil; toplumsal bağlanma Bilişsel evre PİAGET: Duyusal devinimsel Ruhsal-cinsel evre FREUD: Oral; anal Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: Güven/Güvensizlik Ahlak evresi KOHLBERG: Ahlak-öncesi (Evre 0) EVRE: ERKEN ÇOCUKLUK Yaş dönemi: Yaklaşık 18'inci aydan yaklaşık 6'ıncı yıla Temel özellikler: İyi gelişmiş dil; cinsel tip; grup oyunu; okula hazırlığın bitişi Bilişsel evre PİAGET: İşlem-öncesi Ruhsal-cinsel evre FREUD: Fallik; Oedipal Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: Özerklik/Kuşku; Girişim/Suçluluk Ahlak evresi KOHLBERG: İtaat ve ceza (Evre 1); Karşılıklılık (Evre 2)
EVRE: GEÇ ÇOCUKLUK Yaş dönemi: Yaklaşık 6'ıncı yıldan yaklaşık 13'üncü yıla Temel Özellikler: Birçok bilişsel süreç yetişkin düzeyinde (işlem hızı hariç); oyun grubu Bilişsel evre PİAGET: Somut işlem Ruhsal-cinsel evre FREUD: Örtülü dönem Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: Çalışkanlık/Aşağılık duygusu Ahlak evresi KOHLBERG: İyi çocuk (Evre 3) EVRE: ERGENLİK Yaş dönemi: Yaklaşık 13'üncü yıldan yaklaşık 20'inci yıla Temel özellikler: Erinlikle başlar, olgunlukla biter; yüksek bilişsel düzeylere ulaşma; anababadan bağımsızlık; cinsel ilişki evreye geçmeden önce çözmek zorunda olduğu bir çatışma içerir. Bilişsel evre PİAGET: Soyut işlem Ruhsal-cinsel evre FREUD: Genital evre Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: Kimlik/Rol karışıklığı Ahlak evresi KOHLBERG: Yasa ve düzen (Evre 4) EVRE: GENÇ YETİŞKİNLİK Yaş dönemi: Yaklaşık 20'inci yıldan yaklaşık 45'inci yıla Temel özellikler: Meslek ve aile gelişimi Bilişsel evre PİAGET: - Ruhsal-cinsel evre FREUD: - Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: Yakınlık/Yalıtılmışlık Ahlak evresi KOHLBERG: Toplumsal anlaşma (Evre 5) EVRE: ORTA YAŞ Yaş dönemi: Yaklaşık 45'inci yıldan yaklaşık 65'inci yıla Temel özellikler: Meslekte en yüksek düzey; kendini değerlendirme; "boş yuva" bunalımı; emeklilik Bilişsel evre PİAGET: - Ruhsal-cinsel evre FREUD: - Ruhsal-Toplumsal evre ERİKSON: Üretkenlik/Kendine dönüklük Ahlak evresi KOHLBERG: İlkeli evre (Evre 6 ve 7, ikiside ender) EVRE: İLERİ YAŞ Yaş dönemi: Yaklaşık 65'inci yıldan ölüme Temel Özellikler: Aileden, başarılardan tad alma; bağımlılık; dulluk; kötü sağlık Bilişsel evre PİAGET: - Ruhsal-cinsel evre FREUD: - Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: Bütünlük/Umutsuzluk Ahlak evresi KOHLBERG: - EVRE: ÖLÜM Yaş dönemi: - Temel özellikler: Özel anlamda bir "evre" Bilişsel evre PİAGET: - Ruhsal-cinsel evre FREUD: - Ruhsal-toplumsal evre ERİKSON: - Ahlak evresi KOHLBERG: - Kaynak: Ph. G. Zimbardo, Psychology and Life, 1979. Psikanalitik geleneğe bağlı bir kuramcı olan Erikson sekiz psikososyal evre ayırt eder; birey bunların her birinde başarıyla çözmek zorunda olduğu temel bir çatışma yaşar. Erikson'un kuramı, kişinin yaşam süresi (life span) boyunca yer alan sürekli bir kişilik gelişimi sürecinden söz ederek Freud'un kuramını aşar. Piaget, büyümekte olan çocuğun içinde yaşadığı dünyaya nasıl uyum sağladığı sorununu temel olarak alır ve dört bilişsel gelişim evresi saptar. Kohlberg, Piaget'i izleyerek, ahlak alanında altı evreli bir gelişim kuramı oluşturmuştur. Tablo 4'te, yaşam süresinde ortaya çıkan gelişim evreleri belli başlı kuramlar açısından, bu evrelerin yaklaşık yaşları ve temel olayları belirtilerek gösterilmektedir; Tablo 5 kuramları karşılaştırmaktadır. Tablo 5 Gelişim Kuramları BİYOLOJİK KURAMLAR: Gelişimin Doğası: Doğa Rehber Süreç: Olgunlaşma Birey: Etkin Gelişimin Biçimi: Evre Odak: Yapıda ve davranışta gözlenebilir değişimler PSİKODİNAMİK KURAMLAR: Gelişimin Doğası: Doğa ve kazanım Rehber Süreç: Olgunlaşma Birey: Etkin Gelişimin Biçimi: Evre Odak: Kişilik yapısında içsel değişimler KOŞULLANMA KURAMLARI: Gelişimin Doğası: Kazanım Rehber Süreç: Öğrenme Birey: Edilgin Gelişimin Biçimi: Sürekli Odak: Davranışta gözlenebilir değişimler BİLİŞSEL TOPLUMSAL ÖĞRENME KURAMLARI: Gelişimin Doğası: Kazanım Rehber Süreç: Öğrenme Birey: Ilımlı etkin Gelişimin Biçimi: Sürekli Odak: Davranışta gözlenebilir değişimler BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMLARI: Gelişimin Doğası: Doğa ve kazanım Rehber Süreç: Olgunlaşma Birey: Etkin Gelişimin Biçimi: Evre Odak: Zihinsey yapıda içsel değişimler BİLGİ-İŞLEM KURAMLARI: Gelişimin Doğası: Kazanım Rehber Süreç: Öğrenme Birey: Etkin Gelişimin Biçimi: Sürekli Odak: Davranışta gözlenebilir değişimler KÜLTÜREL-BAĞLAMSAL KURAMLAR: Gelişimin Doğası: Doğa ve kazanım Rehber Süreç: Olgunlaşma ve öğrenme Birey: Etkileşimci Gelişimin Biçimi: Sarmal Odak: birey ile toplum arasındaki ilişki Kaynak: Hoffman ve ark., 1994
Gelişim alanında "olgunlaşma kuramı" (A. Gesell) ve "etolojik kuram" (K. Lorenz ve N. Tinbergen) genellikle biyolojik kuramlar olarak adlandırılır. Freud'un "psikoseksüel kuramı" ve Erikson'un "psikososyal kuramı" psikodinamik kuramlar çerçevesinde yer alır. Bilişsel kuramlar grubunda Piaget'in "bilişsel gelişim kuramı", Kohlberg'in "ahlak gelişimi kuramı" ayrıca "toplumsal biliş kuramları", "bilgi-işlem kuramları" bulunur. Öğrenme kuramları içinde "koşullanma kuramları" (Pavlov, Watson, Skinner) geleneksel kuramlardır, bunları "toplumsal öğrenme kuramları" (Dollard, Miller) izler; bu grupta en yeni akım "bilişsel toplumsal öğrenme kuramı" (Bandura) olarak ortaya çıkar. Gelişim alanında son olarak kültürel-bağlamsal kuramlar'ı buluyoruz; Vygotsky'nin "toplumsal-tarihsel kuramı" ve Bronfenbrenner'in "ekolojik kuramı" bu grupta yer almaktadır (bk. Tablo 5). Bütün bu kuramlar insan gelişiminin düzenli olduğu, dolayısıyla davranışın önceden kestirilebileceği sayıltısına dayanırlar. Bir ayrıksılık dışında bütün kuramlar bireyi etkin bir varlık olarak görürler. Bir kuramın insanın doğasını, gelişimin özünü nasıl gördüğü sorusu kuramların değerlendirilmesinde en önemli noktadır (bu temel görüşler aşağıda kuramlar karşılaştırılırken açıklanmaktadır). Kuramların Karşılaştırılması Önceki sayfalarda kısaca özetlediğimiz gelişim kuramlarını burada daha ayrıntılı biçimde ele alacak ve aralarındaki ilişkileri de araştıracağız. Böylece, gelişimin duygusal, bilişsel, toplumsal boyutları arasındaki ihmal edilemez bağları da görmüş olacağız. Bu arada kuramlara yöneltilen temel eleştiriler de ortaya konmuş olacaktır. Ancak bu ayrıntılara girmeden önce kuramların gerisinde yer alan dünya görüşlerini incelemekte yarar görüyoruz. Perlmutter ve Hall'ın (1992) belirttiği gibi, gelişimciler, gelişme süreçlerini açıklamaya yönelik kuramlarını kurarken insanın doğasına ve davranış süreçlerine ilişkin değişik modellere dayanırlar. Her model farklı bir dünya görüşünü temel alır ve gelişimi temsil edecek farklı bir analoji kullanır. Böylece, gelişimciler tarafından temel alınan dünya görüşü onların gelişimin değişik yönlerini tanımlama, araştırma ve yorumlama yollarını etkiler. Perlmutter ve Hall bellibaşlı üç model olduğunu söylemektedir: Mekanistik, organizmik, diyalektik (başka yazarların başka sınıflamalar yaptığı gözden kaçırılmamalı). Onlara göre bu modellerin hiçbiri ne doğru ne de yanlıştır; ama herbiri gelişimi anlamada rehber olarak kullanılabilir (bk. Tablo 6. Okuyucunun Tablo 5 ile Tablo 6'yı birlikte incelemesi yararlı olacaktır). Tablo 6 Gelişime İlişkin Dünya Görüşleri BENZETME: Mekanistik: Makina Organizmik: Organizma Diyalektik: Orkestra müziği BİREY: Mekanistik: Genel olarak edilgin Organizmik: Etkin Diyalektik: Etkileşimsel ODAK: Mekanistik: Davranışta gözlenebilir değişimler Organizmik: Yapıda içsel değişimler Diyalektik: Birey ile toplum arasında ilişki DEĞİŞİM TÜRÜ: Mekanistik: Niceliksel Organizmik: Niteliksel Diyalektik: Niceliksel ve niteliksel Kaynak: Perlmutter ve Hall, 1992. Mekanistik modeller makina benzetmesini kullanır ve gelişimin de makinanın işleyişini yöneten yasalar gibi düzenli yasalara bağlı olduğunu kabul eder. Gelişimi dış güçler etkiler; davranış geçmişteki deneyimlerle ve şimdiki durumlarla biçimlenir. İnsanların duyguları, düşünceleri ve eylemleri değişir, ama yapıları değişmez (otuz yaşındaki biriyle yedi yaşındakinin bilişsel yapıları farklı değildir). Bu modelde davranış uyarılmanın sonucudur, dolayısıyla insanların eylemleri çevreye tepkiler doğrultusunda açıklanır. Öğrenme kuramcıları davranışı açıklarken ve bazı biliş kuramcıları zihnin işleyişini açıklarken bu modeli kullanırlar. Bu yaklaşımda insan edilgin bir varlıktır (ancak, bu modelden kaynaklanan "toplumsal biliş kuramı"nda birey akılcı bağlamda etkin sayılmaktadır). Organizmik modeller insanı etkin ve değişen organizmalar olarak görürler. İnsanlar çevreyle etkileştikleri için köklü bir biçimde değişirler. Düşüncedeki gelişme deneyimin basit bir sonucu değildir, yapıdaki biyolojik temelli özel bir değişimi yansıtır (otuz yaşındaki birinin bilişsel süreçleri yedi yaşındaki birininkinden niteliksel olarak farklıdır). Organizmik yaklaşım gelişimin hedefiyle ve davranışın örgütlenme biçimiyle ilgilenir; davranışın dışsal nedenini değil, bireyin içindeki değişim kurallarını tanıma ve tüm sistemi betimleme amacını güder. Bu yaklaşımda birey etkindir, etkinliğinin kaynağı da kendisidir. Diyalektik yaklaşım insanın sürekli değişen bir çevreyle etkileşim içinde olduğunu kabul eder. Gelişim, aralarında hiçbir zaman yetkin bir uyum bulunmayan biyolojik, fiziksel, psikolojik ve toplumsal boyutlara sahiptir. Diyalektik yaklaşım birey ile toplum arasındaki ilişkiye odaklanır; bireyin gelişimi büyük ölçüde tarihsel andaki olaylardan etkilenir (bu nedenle, yüzyılımızda doğmuş birinin gelişimi geçen yüzyılda doğmuş birininkinden farklı olacaktır). Diyalektik yaklaşımın mekanistik ve organizmik yaklaşımların kavramlarını bütünleştirebileceğini ileri süren gelişimciler vardır (Perlmutter ve Hall, 1992). Şimdi, daha önce sözünü ettiğimiz gelişim kuramlarını birbiriyle karşılaştırarak inceleyebiliriz. Olgunlaşma kuramı insanoğlunun sırasal bir büyüme (sequential growth) gösterdiği ilkesini embriyoloji çalışmalarından almıştır. Embriyonun epigenetik olarak bazı evrelerden geçerek büyüdüğü ve bu sıranın her zaman sabit olduğu bu çalışmalarda ortaya konmuştur. İşte bu embriyolojik modeli çocuk gelişimine uygulayan kişi Arnold Gesell (1880-1961) olmuştur. Gesell'e göre, olgunlaşma mekanizması doğumdan önce olduğu gibi sonra da gelişimi yönlendirmeyi sürdürür. Gelişim hızları açısından çocuklar arasında farklılık olmakla birlikte hepsi aynı sırayı izler. Çocuklar, sinir sistemleri yeterli derecede olgunlaştığında, oturur, yürür ve konuşurlar. Bu gelişmede öğrenmenin çok az katkısı vardır. Ancak Gesell normal gelişim için belirli çevresel koşulların da gerekli olduğunu kabul eder. Olgunlaşma süreci herhangi bir biçimde zarar gördüğünde normal gelişim de engellenecektir. Örneğin embriyo oksijen yokluğuna uğrarsa organların gelişiminde ciddi sorunlar görülür. Doğum sonrası gelişimde de çevrenin belirli koşulları taşıması gerekmektedir. Örneğin, çevrelerinde yeterli derecede uyaran olmayan, yeterli bakım görmeyen kurum çocukları iyi gelişemezler. Gesell en önemli çalışmalarını devinim gelişimi alanında yapmış, ancak olgunlaşma mekanizmasının bütün gelişimi belirlediğini kabul etmiştir. Gesell'e göre çocuk yetiştirmek de olgunlaşma ilkesinin tanınmasıyla başlamalıdır. İnsanoğlu dünyaya biyolojik evrimin ürünü olan bir programla gelir; anababa belirli kurallara zorlamadan, çocuğu kendisinden alacağı doğal ipuçlarına göre eğitmeyi bilmelidir. Gesell'i eleştiren kuramcılara göre, çocuğun gelişiminde dış çevre iç plandan daha etkilidir. Gesell ayrıca, gelişimdeki yaş normlarını çok kesin biçimde verdiği, olabilecek değişiklikleri dikkate almadığı için de eleştirilmektedir. Buna karşılık Gesell'in, özellikle bebeğin devinim gelişimine ilişkin normları hala çok değerlidir; çocuğun kendini ayarlaması, anababanın da buna duyarlı olması ilkesi de geçerliğini korumaktadır. Psikanalizin gelişim psikolojisine belli başlı katkısı evre kavramıdır. Freud (1856-1939) insan gelişiminin çeşitli evrelerini tutarlı bir sistem halinde betimleyen ilk bilim adamıdır. Son olarak psikanaliz, insanın eylemlerinin ve düşüncelerinin ilk bakışta görüldüğünden daha karmaşık olduğunu öğretmiştir bize. Psikanaliz kuramı gelişim alanını etkilemiş olmakla birlikte, çağdaş gelişimciler genellikle birçok psikanalitik görüşü yetersiz ya da yanlış bulmaktadırlar. Örneğin, ilk üç psikoseksüel evrenin yetişkinlikteki kişilik gelişimini belirlediği görüşü normal çocukların araştırılmasında pek az destek bulmuştur. Ayrıca, yetişkinlikteki kişilik özelliklerinin ve davranışların çoğunun sosyo-kültürel çevreden ve gündelik yaşamdan etkilendiği konusunda görüş birliği vardır. Psikanalizin tarihsel önemi bütün bu tartışmaları başlatan ilk kuram olmasıdır. Toplumsal öğrenme kuramının en önemli adı olan Bandura insan yaşamında "gözlem yoluyla öğrenme"nin önemini savunur. Gözlemsel öğrenme dört süreç içinde gelişir: Dikkat etme, akılda tutma, davranışı tekrarlama, pekiştirme ve güdüleme. Aslında bu dört süreç birbirinden ayrı değildir, birlikte işler. Bandura bu dört sürece dayanan "model alarak öğrenme" olgusunu, daha geniş bir çerçeve içinde asıl "toplumsallaşma" süreci açısından değerlendirir. Toplumsallaşma süreci içinde bir toplumun üyelerine toplumsal kabul gören davranışlar, cinsiyet rolleri öğretilir. Kişi toplumsallaştıkça dış ödül ve ceza sistemlerine bağımlı kalmadan kendi iç denetim örüntülerini geliştirir. Kişi kendini değerlendirme standartlarını oluştururken gözlemlediği modellerin standartlarını örnek alır. Toplumsal öğrenme kuramcıları paylaşma, yardımlaşma, işbirliği gibi olumlu toplumsal davranışların da bu modellerden etkilendiğini kabul ederler. Sonuç olarak bu yaklaşımda, model davranışlar aracılığıyla insana her tür davranışın öğretilebileceği ilkesi benimsenmektedir. Toplumsal öğrenme kuramcısı Banduranın görüşleri ile bilişsel gelişim kuramcısı Piaget'in görüşleri arasında birleşen ve ayrılan noktalar vardır. Her iki kuramcı da çocuğu öğrenme süreci içinde oldukça etkin ve bilişsel bir varlık olarak kabul eder. Ancak Bandura dış çevrenin etkilerini savunurken, Piaget iç güçlerin önemini vurgular. Piaget'e göre gelişim, dışardan öğretilenden bağımsız olarak, çocuğun içsel ilgi ve merakı sonucu kendi kendine ilerleyen bir süreçtir. Bu süreç bazı içsel değişikliklerle evrelerin ortaya çıkmasını sağlar. Daha çok çevreci olan Bandura ise Piaget'in görüşlerini iki açıdan eleştirir. Bandura ya göre çocuklar çevreye içsel bir merak duydukları için değil, pekiştiricilerle özendirildikleri için öğrenir, daha sonra bu dış değerlendirmeleri içselleştirirler. Yine Bandura'ya göre çocukların ne öğrendiklerini evreler değil izlenen modeller belirler; hatta toplumsal öğrenme yöntemleriyle Piaget'in evrelerini değiştirmek bile olanaklıdır. Bilişsel gelişimciler dış çevrenin çocuk üzerindeki etkisinin önemini kabul etmekle birlikte çocuktan kaynaklanan gelişime de yer vermek istemektedirler. Dolayısıyla gelişimciler, Bandura'nın kendiliğinden öğrenme olgusunu ihmal edişini eleştirmektedirler. Gelişimcilere göre Bandura çok fazla çevrecidir ve bu tutum dikkatimizin çocuktan uzaklaşmasına yol açmaktadır (W. Crain, 1980). Piaget'e göre zeka gelişimi "sürekli ve ilerleyici bir dengelenme sürecidir" ve "gelişimin evreleri ya da düzeyleri birbirini izleyen dengelenme basamaklarından oluşur." Gelişim sırasında birbiri ardına ortaya çıkan farklı bütünsel yapılar doğuştan değildir, derece derece kurulurlar, bir oluşumun sonucudurlar. Zeka esas olarak etkin bir doğaya sahiptir. Ruhsal yaşamın hareket noktası bilinç değil, etkinliktir ve ruhsal gelişim eylemin derece derece zihinselleşmesinden ibarettir. Piaget'e göre, "eylem düşünceden önce gelir." Eylem işlemde içselleşir. Pratik zeka kavramsal zeka haline gelir. Bilişsel gelişim kuramının belirlediği evreler ile psikanalizin belirlediği evreler arasında karşılaştırma yapmak yararlı olacaktır. Piaget (1896-1980) daha başlangıçtan itibaren ve araştırmaları boyunca kendi bulgularını psikanalizin bulgularıyla karşılaştırmaya çalışmıştır. Sonunda Piaget, 1933'deki psikanaliz kongresinde kendi zeka psikolojisi ile psikanaliz arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Piaget, duygusal gelişimle bilişsel gelişim arasında koşutluk olduğuna, ikisinin de evre sistemi aracılığıyla belirlenebileceğine inanmaktadır. Piaget zihinsel ve duygusal evreleri sistemleştirmekte ve her zihinsel evreye karşılık olan duygusal görünümleri belirtmektedir. Piaget'e göre iki alan arasındaki koşutluk açık ve kesindir: Duygusal alan, yapısı zihinsel olan davranışın enerji kaynağını oluşturur. Bu düzenleme Piaget'in evre sistemini genelleştirmekte ve evre anlayışı kişiliğinin evreleri anlayışı haline gelmektedir. Piaget'e göre Freud'un temel keşiflerinden biri, çocuğun duygusal alanın iyi belirlenmiş evrelerinden geçerek gelişmesi, evreler arasında yetkin bir sürekliliğin olması olgusudur. Piaget'in Freud'a yönelttiği temel eleştiri ise, keşfettiği duygusal olguları yorumlamasının yetersiz kalması yönündedir. Piaget'e göre bu yetersizliğin nedeni Freud'un hala geleneksel çağrışımcı psikoloji çerçevesinde düşünmesidir. Piaget Freud'un keşfettiği temel duygusal olguların kendi evre anlayışıyla ve sistemiyle kolayca bütünleştirilebileceği inancındadır. Piaget'e göre, gelişimde bilişsel ögeler ile duygusal ögeler birbirinden ayırt edilemez. Duygusal alan, zekanın yapılarının değil işleyişinin tabi olduğu bir enerji kaynağı rolünü oynar. Gerçekte enerjisiz bir yapı ve yapısız bir enerji olamayacağı için, her yeni yapıya bir enerji düzenleme biçimi, her duygusal davranış düzeyine de belirli bir bilişsel yapı tipi denk düşmelidir. Bu açıdan bakıldığında, Piaget'in sistemindeki farklı evreler onlara denk düşen duygusal görünümlerle tamamlanabilir. Piaget'e göre gerçeklikte duygusal ve bilişsel davranıştan ayrı ayrı söz etmek olanaksızdır; her davranış "aynı zamanda hem o, hem öbürü"dür. Bunu kavramak için yapının ve enerjinin dilini öğrenmek gerekir. Piaget'in yaklaşımında duygusal gelişim zihinsel gelişime bağlıdır. Fakat zeka ile duygu arasında bir doğa farkı vardır: "Davranışın enerjisi duygusal alanı ortaya çıkarır; davranışın yapıları ise bilişsel işlevleri ortaya çıkarır." Duygusal alan zekanın işleyişine müdahale eder, ama yapılar yaratamaz. Piaget'e göre, "Duygusal işlev, ona araçlarını sağlayan ve onun hedeflerini aydınlatan zeka olmadan hiçbir şey değildir." Bilişsel gelişim ile toplumsal gelişim arasında da ilişki kurulabilir; bu ilişkiyi belirten en genel kavram "toplumsal biliş" (social cognition) kavramıdır. Toplumsal bilişin gelişimi, insani, toplumsal dünyaya ilişkin bilişlerin gelişimidir. Bu gelişim, ben'in ben-olmayan'dan, kişinin kişi-olmayan'dan ve bir kişinin başka bir kişiden gitgide ayrılması, farklılaşması süreci olarak tanımlanabilir. Piaget'e göre çocuğu çevre ile ilişkiye sokan etkinlik özümleme ve uyma süreçlerini içerir, zeka da bu özne-nesne ilişkisiyle tanımlanır. Özne ile nesne arasındaki ilk ilişki ikili olmayan (adüalistik) bir farklılaşmamışlık ilişkisidir; bu ilişkide ben ile ben-olmayan arasında hiçbir ayırım yoktur. Sonra iki yönlü bir hareketle, yani deneyimin değerlendirilmesini sağlayan dışsallaştırma hareketiyle ve zihinsel işleyişin bilincini kazandıran içselleştirme hareketiyle, kendi özerklikleri ve etkileşimleri içinde öznenin kurulması ve dünyanın kurulması gerçekleşir. Piaget'e göre, "zeka ne benin bilinciyle başlar, ne de nesnelerin bilinciyle; zeka bunların etkileşiminin bilinciyle başlar ve bu etkileşimin iki kutbunun aynı anda birbirine yönelmesiyle, zeka kendi kendini örgütlerken dünyayı da örgütler." Başlangıçta her şey özne ve onun eylemi üzerinde odaklaşmıştır; sonra derece derece merkezden ayrılma (decentration) gerçekleşir, böylece özne diğer nesneler arasında bir nesne olur. Piaget'e göre bu gelişimi belirleyen ilke şudur: Bütünsel bir benmerkezlilikten nesnelliğe geçiş (Tran-Thong, 1978). Flavell'e göre, toplumsal biliş, insani nesnelerin ve onların yaptıklarının bilişi anlamına gelmektedir. Bu bilişin içinde ben'e, diğer insanlara, toplumsal ilişkilere, örgütlere ve kurumlara, genel olarak insani, toplumsal dünyamıza ilişkin algı, düşünme ve bilgi vardır. Toplumsal biliş insanları ve insanın yaptıklarını konu edinir. Örneğin makinalar, matematik, ahlaksal yargılar insani bilişin konuları ve ürünleridir; ama yalnızca sonuncusu insani toplumsal bilişin konusu sayılabilir. Toplumsal biliş kesinlikle toplumsal dünyayı ele alır, fiziksel ve mantıksal-matematiksel olanı değil. Böylece toplumsal biliş alanındaki özel gelişim eğilimleri şu alanlarda ortaya çıkmaktadır: Algılar, duygular, düşünceler, niyetler, ben, kişilik, ahlak. Bilindiği gibi, Piaget'in kuramı öncelikle çocukların bilişsel gelişimiyle ve onların fiziksel dünyanın işleyişini anlayışlarıyla ilgilidir. Kuramın temel sayıltısı, insanları ve toplumsal ilişkileri anlamada etkili olan bilişsel etkenlerin fiziksel dünyayı anlamada rolü olan etkenlerle aynı olduğudur. Piaget toplumsal dünyanın çocuğu fiziksel dünyayla aynı biçimde etkilediğini kabul etmektedir. Bu temel kabulleri nedeniyle Piaget'in modeli -toplumsal deneyimi gelişimin kaynağı olarak kabul etse bile- toplumsal alanla çok az ilgilenmektedir. Günümüzün bilişsel kuramcıları ise Piaget'in toplumsal deneyimle ilgili görüşünü pek paylaşmamaktadırlar. Onlara göre toplumsal deneyimin çocuk üzerindeki etkisi Piaget'in sandığından hem daha farklı, hem de daha önemlidir. Toplumsal biliş kavramının ortaya çıkması da işte bunun sonucu olmuştur (Vasta ve ark., 1992).
|