Ana Menü
Media Bölümü
Faydalı Linkler
| Özel Eğitim Forumu |
| Özel Eğitim Kulübü |
| Facebook Özel Eğitim Grubu |
| Türkiye Özel Eğitim Derneği |
| Özel Eğitim Makaleleri |
| Site Haritası |
| Kas Hastaları ve Psikolojik Özellikleri |
|
|
Bir çocuÄŸa baktığımızda, anne ve babasına hatta büyükanne ve büyükbabasına benzer yönleri olduÄŸunu görürüz. Saç rengi, göz rengi, diÅŸ yapısı, fiziksel görünümü, kiÅŸiliÄŸi çocuÄŸa kalıtım yolu ile geçen kiÅŸisel özelliklerdir. Fakat çocuÄŸa bu kiÅŸisel özelliklerinin yanı sıra bazı hastalıklarda kalıtım yoluyla geçer. Bunlara örnek bazı kan, damar, kas ve iskelet hastalıkları, diyabet ve akıl hastalıklarının bir kısmını sayabiliriz.EÅŸlerden birisinin ailesinde bir kalıtsal hastalık olması durumunda, çocuÄŸun bu hastalığa yakalanma olasılığı artar. Tıptaki geliÅŸmeler artık pek çok hastalığın veya sakatlığın nedenini açıklayabilmektedir. Hatta risk grubunda olan yani çocuklarına hastalık taşıyacak olan anne ve babalar, aileler bile belirlenebilmektedir. Özellikle eÅŸlerin akraba evliliÄŸi yapması durumunda çocukların kalıtsal hastalıklara yakalanma olasılığı çok yüksektir. Birde anne ve babanın hastalıkları taşıyıcı olma durumu vardır. Genelde Toplumun davranış, duygu, düÅŸünce ve kiÅŸiler arası iletiÅŸimde belirli beklenti ve normları vardır. Ancak çeÅŸitli nedenlerden ve yönlerden farklılıkları olan bireylerde bu toplumda yaÅŸamlarını sürdürmek durumundadırlar. Toplumun bu farklılıklara bakışı, onların toplum içersinde yaÅŸamlarını sürdürebilmeleri ve potansiyellerini geliÅŸtirebilmeleri bakımından çok önemlidir. Buradaki farklılık bireyin kendine özgülüÄŸü, zayıflıkları ve güçlü yönleridir. Bireyin farklılığı o kiÅŸinin ailesini, iletiÅŸimde olduÄŸu sosyal grupların farklılığı nasıl algıladıkları, nasıl tepki gösterdikleri ile anlam kazanır. Herkes çocuklarının saÄŸlıklı olmasını ister. Bazı çocuklar doÄŸumlarında çok saÄŸlıklı görünürler, daha sonradan hastalıkları ortaya çıkabilir. Genellikle aileler hasta çocuklarının olmasını kendi iÅŸledikleri suçlara karşı verilmiÅŸ bir ceza olarak düÅŸünürler. Bu durumun bir üzüntüden, korkudan, alay ettikleri birisinden ortaya çıktığına inanırlar. Ailelerin farklı özellikleri olan çocukları olduÄŸunu ilk öÄŸrendiklerinde yaÅŸadıkları duygular çok karmaşıktır. Ailenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı, aile bireylerinin kiÅŸilik özellikleri, ailenin aldığı sosyal destek ailelerin yaÅŸadıklarını hem farklı hem de benzer kılar. Ailelere çocuklarının durumuna iliÅŸkin ilk bilgilerin nasıl verildiÄŸi, ne gibi ÅŸart ve durumlarda ailenin bilgilendirildiÄŸi ailenin uyum sürecini belirleyen önemli nedenlerden birisidir. Anne ve babalara doÄŸru bilgiler vererek uygun bir yaklaşımla iletiÅŸim kurulduÄŸunda, ailenin bu beklenmedik ve hazır olmadıkları duruma uyum saÄŸlamada çok olumlu bir baÅŸlangıç yaptıkları düÅŸünülmektedir. İlk anda, ilk günlerde ve aylarda hatta yıllarda yaÅŸanılan duygular uzmanların ailelerle ilk iletiÅŸiminin nasıl olduÄŸu ile çok yakından iliÅŸkilidir demiÅŸtik. Bu etkileÅŸime baÄŸlı olarak anne baba kızgınlık, yalnızlık, çaresizlik duygularını yoÄŸun ve sürekli olarak yaÅŸayabilir ya da kendini çocuÄŸunu geliÅŸtirme yönünde daha güdüleyici ve destekleyici bir yaklaşımla mücadele sürecine olumlu bir baÅŸlangıç yapabilir. Bu ilk etkileÅŸim aslında anne ve babanın çocuÄŸa karşı temel tutumlarının oluÅŸmasında çok önemlidir. Farklı Bir ÇocuÄŸa Sahip OlduÄŸunu ÖÄŸrendiÄŸinde, Ailelerin Tepkileri Nasıl Olmaktadır? Bazı aileler çeÅŸitli aÅŸamalardan geçerek kabul ve uyum saÄŸlayabilirler. Farklı özelliÄŸi olan çocuÄŸu olduÄŸunu öÄŸrenen anne ve babalar, ilk olarak duygusal bir karmaşıklık içine girerler; davranışlar, düÅŸünceler karmaşıktır, yaÅŸanan yoÄŸun bir ÅŸok, karmaşıklık ve ÅŸaÅŸkınlıktır. Daha sonra yas, aşırı üzüntü, hayal kırıklığı, kaygı, red, suçluluk ve savunma mekanizmalarının yoÄŸun çalıştığı tepkisel bir süreç yaÅŸanır. Bunun ardından; "Ne yapabilirim?" sorusunun sorulduÄŸu duruma uyum aÅŸaması baÅŸlar. Bunun ardından aileler bilgi ve becerilerini geliÅŸtirmeye, çocukları ve kendileri için planlar yapmaya ve geleceÄŸi düÅŸünmeye baÅŸlarlar. Bazı aileler, aile içi yaÅŸantıları, çocuÄŸun farklılıkları veya toplumsal tepkilere baÄŸlı olarak sürekli üzüntü ve kaygı içinde bir yaÅŸamı seçebilirler. ÇocuÄŸun farklılıklarının kabulü ve üzüntü bir arada yaÅŸanır, anne baba çocuÄŸun durumuna üzülürken bir yandan da çocuÄŸun geliÅŸimi için çabalıyorsa bu patolojik deÄŸildir. Anne ve babalar hamilelik döneminde geçmiÅŸ yaÅŸantılarının deneyimi, gelecekle ilgili beklentileri doÄŸrultusunda bir bebek modeli oluÅŸtururlar. Farklı özellikleri olan bir çocuÄŸa sahip olmayla, ideale uymayan bir ÅŸeylere sahiplik yoÄŸun bir kaygı yaÅŸanmasına neden olur. Bunun ardından aile tekrar yapılanmaya, gelecek için uygun planlar yapmaya kendilerine ve çocuklarına iliÅŸkin farklı yapılar oluÅŸturmaya baÅŸlarlar. Bazen de farklı bir çocuÄŸa sahip olan anne ve babalar yakın çevrenin tepkileriyle durumu olumsuzluk, çaresizlik içinde algılamaya baÅŸlarlar. Kısaca, yakın çevrenin çocuÄŸa karşı tepkileri anne-babanın tepkilerinin, duygularının ÅŸekillenmesinde temeldir. Farklı Özelliklere Sahip Bir Çocuk Anne ve Babanın YaÅŸantısında Ne Gibi DeÄŸiÅŸiklikler Yaratır? Her çocuÄŸun doÄŸumu ailede bir çok yeniliÄŸe ve deÄŸiÅŸikliÄŸe yol açar. Ailenin geliÅŸimsel aÅŸamaları, çocuÄŸun geliÅŸimsel aÅŸamalarıyla paralel gider. Ancak, farklı bir çocuÄŸun doÄŸumu, geliÅŸimi, ailelerde çok çeÅŸitli deÄŸiÅŸikliklere neden olur. Anne- babaların, kardeÅŸlerin kiÅŸilik özelikleri, birbirlerinden, yaÅŸamdan, mesleklerinden, yakın çevreden ve toplumdan beklentileri farklılaşır. Bu farklılıklar aileden aileye deÄŸiÅŸmekle birlikte, anne-babaların kiÅŸilik özellikleri, eÅŸlerin birbirlerine olan yakınlıkları ve destek oluÅŸları, yakın çevre ile toplum tepkileri ve desteÄŸi bu deÄŸiÅŸikliklerin nitelik ve niceliÄŸini etkilemektedir. Aslında devletin bu tip çocuklara sunduÄŸu hizmet ailelerde meydana gelen deÄŸiÅŸiklikleri etkiler. Aile üyelerinin kendilerindeki ve yaÅŸamlarındaki tüm bu deÄŸiÅŸiklikler, bir geliÅŸim sürecidir. Farklı özelliÄŸi olan bir çocuk anne-babanın ve kardeÅŸlerin kendilerine bakışlarını, kendilerini tekrar deÄŸerlendirme ve keÅŸfetme yollarını baÅŸlatır. Aile üyeleri kendi yeterlilik ve yetersizliklerini, neleri baÅŸarıp baÅŸaramadıklarını deneme, görme ve kanıtlama olanağı bulurlar. Anne-baba; ebeveyn olmayı öÄŸrenme, sorumluluklarının farkına varma, karar verme becerilerini geliÅŸtirme ve baÅŸkalarını da düÅŸünmeyi öÄŸrenme geliÅŸim sürecinin önemli bir bölümünü yaÅŸar. Anne-baba ve çocuklar birlikte hayal kırıklıklarını, kabul görmemeyi, yanlışlıklar yapmayı, uygun olmayan karar verip soncuna katlanmayı öÄŸrenirler; tüm bu deneyimlerden nasıl yararlanacaklarına iliÅŸkin çeÅŸitli baÅŸa çıkma becerilerini geliÅŸtirirler. Aile olarak, "farklı olduklarını, farklı mücadele ve geliÅŸim süreci içinde olduklarını görürler." Zaman zaman yalnızlık duygularını, çaresizlik duygularını yaÅŸarlar ve bunlarla nasıl baÅŸa çıkacaklarını deneye yanıla bularak, kendilerinin ve çocuklarının geliÅŸimlerine katkıda bulunurlar. Ailelerin çocuÄŸun yetersizlikleri hakkında bilgi aldıkları ilk kurumlar hastanelerdir. ÇocuÄŸa hastalığın tanısı konulan hastanelerde anne ve babalar çocuk hakkında yeterince bilgilendirilememekte ve yardım alabilecekleri kurumlar hakkında yeterince yönlendirilmemektedirler. Bu da aileleri çaresiz bırakmaktadır. Halbuki hasta yakınlarının duygusal ve maddi yüklerini azaltmanın önemli bir boyutu aileleri hastalık ile ilgili bilgilendirmektedir. Hasta ailesi ile iÅŸbirliÄŸi kurabilmenin en önemli noktası sempati duyabilmek, hastanın tedavisinde ve güçlerinin geliÅŸtirilebilmesinde ailenin yanında olduÄŸumuzun hissettirilmesidir. Kas Hastalıkları ve Çocuklar Hastalığın olmadığı döneme saÄŸlıklı dönem denir. Çocuklarda saÄŸlık baÅŸarılı uyum sürecini, büyüme ve geliÅŸme döneminin göstergesidir. Hastalık ise uyumda yetersizlik veya dengeyi saÄŸlama çabasında yıkılma göstergesi olup bu sürede büyüme ve geliÅŸmede bozukluklar ve yetersizliklerin görülebildiÄŸi bir dönem olarak kabul edilebilir. Hastalığın etkisi çocuÄŸa, aileye, hastalığa, çevreye baÄŸlı birbirini etkileyen deÄŸiÅŸkenlere baÄŸlıdır. ÇocuÄŸun okul yaÅŸantısını etkileyen herhangi bir hastalık önemli bir stres kaynağıdır. Erkekler atletik yeteneklerini, kızlar ise arkadaÅŸ gruplarından farklı kılan hastalıklara daha çok tepki gösterirler. Kas hastalıklarında çocuklarda yeti kaybı söz konusudur. Bu yeti kayıpları bazı çocuklarda engelleme oluÅŸturur. ÖrneÄŸin, hareket kısıtlılığı olan bir çocuk okul aktivitelerine ve oyunlara katılamaz. Dolayısıyla bu engelleme çocuÄŸun fiziksel ve sosyal çevresi ile olan iliÅŸkilerini, uyumunu bozucu nitelikte olur. Özellikle duygusal problemlerin oluÅŸumunu da çocuÄŸun kiÅŸilik yapısı önemli rol oynar. Kaygısız, dışadönük, dert etmeyen ve hemen yıkılmayan çocuklar içekapanık, kendini beÄŸenen ve narsistik çocuklara göre daha az problemle karşı karşıya kalır. Çocuktaki farklı yetenek ve beceri zenginliÄŸi sorun oluÅŸumunu azaltırken, çekici olmamak gibi belirgin özellikleri artırmaktadır. Hastalığa uyum saÄŸlayamayan çocuk ve adölesanlar da üç farklı davranış biçimi gözlenebilir. Birincisi; Korku, durgunluk, dış dünyaya ilginin azalması ve özellikle anneye olan aşırı bağımlılıkla karakterizedir. Bu çocukların anneleri yoÄŸun üzüntü ve çocuklarına karşı aşırı koruyucu bir tutum içindedirler. Beslenme, vücut bakımı, uyku düzeni ve ilaç kullanımı annesinin kontrolü altındadır. Bu tutum çocuÄŸun bağımsızlığını kazanmasını engeller. İkincisi; Fazlaca bağımsız, yasaklara karşı cesur ve riskli aktivitelere giren çocuklardan oluÅŸur. Böyle çocuklar gerçek korku ve tehlikelere karşı inkar mekanizmasını kullanırlar. O zaman gerçeklik duygusu bozulur ve adeta meydan okurcasına korkulan durumları aramaya baÅŸlarlar. Bu çocuklar fazlaca meraklı ve suçu gizleyen anneler tarafından yetiÅŸtirilmiÅŸlerdir. Üçüncüsü; Konjenital anomaliye sahip çocuk ve adölesanlardır. Bunlar utangaç görünümlü, yalnız çabuk içerleyen ve normal insanlara karşı düÅŸmanca tavır sergileyebilen ve uyumsuzluÄŸun daha az göründüÄŸü çocuklardır. Bu çocukların anneleri genellikle özrü nedeniyle çocuÄŸu sosyal çevreden soyutlama çabasında olan annelerdir. Kronik hastalıklar çocuÄŸun olduÄŸu kadar ailesinin de yaÅŸam kalitesini etkiler. ÇocuÄŸun fiziksel hastalığı aile içinde fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlar doÄŸurur. Bu çocuklar da kardeÅŸlerine karşı agresif davranışlar, depresif tepkiler ve sosyal geri çekilme görülmektedir. ÇocuÄŸun kronik hastalığa vereceÄŸi psikolojik tepkiler bazı yazarlar tarafından depresyon, agresyon, özellikle erkek çocuklarda görülen karşı cins gibi davranma, bunaltı, bağımlılıkta artma, aÅŸağılık duygusunu yaÅŸama ve sosyal geri çekilme olarak sınıflandırılmıştır. Çocuk bu hastalıkla birlikte yaÅŸamayı öÄŸrenmek zorundadır. İnsan davranışları yaÅŸamı sürdürme ve kendini gerçekleÅŸtirme eÄŸiliminden kaynaklanır. Birey yok olmaya ve bozulmaya karşı direnir ve tüm kalıtsal olanaklarını kullanma bilme ve geliÅŸtirme yolunda çaba harcar. Bu çaba insanda gerek bedensel ve gerekse psikolojik düzeyde birlikte görülür. ÖrneÄŸin, fizyolojik düzeyde bakıldığında kan ÅŸekeri çıktığında veya düÅŸtüÄŸünde bunun normal düzeye getirilebilmesi için çabalar. Psikolojik düzeyde bir örnek vermek gerekirse birey belirli bir dengeyi korumak için çaba gösterir. Bedensel deÄŸiÅŸim gibi psikolojik dengenin bozulması da bireyin iÅŸlevlerinde önemli aksaklıklar yaratır. YaÅŸamı sürdürme ve kendini gerçekleÅŸtirme çabaları baÅŸarılı olamazsa uyumsuz davranışlar görülür. Sizlerin hastalığı ilerleyici kas erimesi ve kuvvet azlığı ile seyreden ve eklem hareketlerinde kısıtlama, kas kısalıkları, solunum kapasitesinde azalma, omurga ve ekstremitelerde ÅŸekil bozukluklarına yol açar. Tüm bunlar aile ve hasta üzerinde ruhsal travmaya neden olur. İlerleyici özellikteki kas hastalıkların ÅŸiddeti ve etkilediÄŸi alanlara göre deÄŸiÅŸik tiplerde fonksiyonel yetersizliklere yol açmaktadır. Bu yetersizlikler hasta kiÅŸinin normal bir yaÅŸam sürmesini engellemektedir. Bireyin varoluÅŸunu ve geliÅŸimini sürdürebilmesi için bazı temel gereksinimlerinin karşılanması gerekir. İnsanın temel gereksinimleri, bedensel ve psikolojik olarak iki ana grupta toplanır. Bizim konumuz psikolojik gereksinimlerdir. İnsanın psikolojik gereksinimlerini tanımlamak bedensel gereksinimlerinde olduÄŸu kadar kolay deÄŸildir. Bir insandan diÄŸerine deÄŸiÅŸebilen psikolojik gereksinimlerin her insanda ortak olan bazı yönleri de vardır. İnsan, bir parçası olduÄŸu evrendeki düzeni kendi yaÅŸamında da arar. Kendi yaÅŸamında denge ve düzeni yaratamamışsa, içine girdiÄŸi yeni durumları ve eylemlerinin sonuçlarını deÄŸerlendirmede güçlüÄŸe düÅŸer. İnsan karşılaÅŸtığı sorunlarla baÅŸ edebilecek yeterlilikte olmak ister. Yeterlilik duygusu kiÅŸinin bedensel, zihinsel, duygusal ve toplumsal alanlarda geliÅŸtirebildiÄŸi yeteneklerine baÄŸlıdır. Yeterlilik ve yeteneklilik insana gerekli olan güveni saÄŸlar. İnsanın temel psikolojik gereksinimlerinden biri de, diÄŸer insanlarla sevgi alışveriÅŸinde bulunmak ve dostça iliÅŸkiler kurabilmektir. Bunun yanı sıra kiÅŸi içinde yaÅŸadığı grup üyeleri tarafından kabul edilme ve onaylanma gereksinimini de duyar. Yeterlik ve toplum tarafından onaylanma kiÅŸide öz deÄŸer duygusunu güçlendirir ve kimlik kavramının geliÅŸmesini saÄŸlar. İnsan bu temel üzerine kendi gizil güçlerini olumlu bir biçimde kullanma ve gerçekleÅŸtirme olanağını bulur. Ne var ki, toplumun kendi deÄŸerlerine göre koymuÅŸ olduÄŸu sınırlar vardır ve bazı alanlarda üyelerini destekleyen toplum, diÄŸer bazı alanlarda onları engeller. Farklılığı olan insanların karşılaÅŸtıkları en büyük sorun, kendileri için saptadıkları umut düzeyinin gerçek dışı olmasıdır. İnsanlar ulaÅŸmak istedikleri amaçlarını kendi gizil güçlerine göre ya çok yüksek veya çok alçak bir düzeyde tasarlarlar. Dolayısıyla, geliÅŸtirdikleri ve uyguladıkları yöntemlerde de gerçek dışı olduÄŸundan, geliÅŸim dönemlerinden birinde saplanıp kalır, umut ettikleri düzeye hiçbir zaman ulaÅŸamazlar. Kas hastasında, tanı aÅŸamasından baÅŸlayarak tedavi aÅŸamasının tümünde deÄŸiÅŸik emosyonel ve davranışsal tepkiler ortaya çıkar. Bu tepkilerin tümünün psikopatolojik olarak deÄŸerlendirilmesi veya hepsinin normal olarak kabul edilmesi yanlıştır. Toplumun kas hastalıklarını algılaması, hekimin hastalığı algılaması, hastanın kendini ve hastalığı algılamasını etkiler. Hastanın ve ailelerinin hastalık konusunda bilgilendirilmiÅŸ olmaları, tedavi yöntemlerini bilmeleri, sessiz tutumun aşılmasında ve hastanın uyum çabasının geliÅŸtirilmesinde katkı saÄŸlamaktadır. Hastanın kiÅŸilik yapısı, emosyonel olgunluk düzeyi, baÅŸ etme potansiyeli, hastanın yaÅŸam dönemi önemlidir. Hastalığın tanısı, organ tutumu, hastalığın geliÅŸimi, yapılan tedaviler, tedavilerden alınan sonuçlar hasta ve hastalığın prognozu açısından deÄŸerlidir. Tanıyı öÄŸrenmek, sevilen birinin ani kaybı ile aynı etkiyi yapar. Hastada yarattığı korku odakları ÅŸöyle sıralanabilir: Özsaygının azalması Kas Hastaları Tanı Konduktan Sonra Neler Hisseder: Öfke Fiziksel hastalığın tanısı ne olursa olsun, tanının ardından hasta kendini yetersiz, aciz, beceriksiz biri olarak görür. Bu bakış açısı "Ben baÅŸkaların muhtaç olacak birisi miyim?" türünden negatif düÅŸünceler ortaya çıkar. Depresif fiziksel hasta, çevresini; onu reddeden, ondan aşırı beklentileri olan, onda yoksunluk yaratan negatif düÅŸüncelerle deÄŸerlendirilebilir. "Beni kimse anlamıyor?", "Bana yardımcı olamıyorlar.", "Herkes beni terk etti."....gibi. GeleceÄŸe iliÅŸkin olumsuz beklentiler içindedir. GeleceÄŸi ümitsiz, deÄŸersiz ve anlamsız görür. Kas hastalıklarının herhangi birisiyle yüz yüze kalan birey sıklıkla bilinmeyen belirsiz bir gelecekle karşı karşıya olmanın yarattığı tehdidin yanı sıra, hastalığa karşı savaÅŸamayacağı gibi inançlar da taşır. Bu durumdaki pek çok insan kendisiyle ilgili bir ön kestirimde bulunarak kendisini adeta kitler ve ölüme terk eder. Hastanın olabildiÄŸince iyi yaÅŸamasına, yüz yüze geldiÄŸi ÅŸey neyse onunla karşılaÅŸmasına yardımcı olmak önemlidir. Bu hastalar için ümit, bakım, destek, sevilmek ve sevmek çok önemlidir. Zorlanma – Stres İnsan gereksinimlerini her zaman kolaylıkla gideremez. Doyum ararken kendi içinden ya da çevresinden gelen engellerle karşılaşır ve zorlanır. Zorlanma ulaşılmak istenilen amaca doÄŸru yol alırken bir engellenme ile karşılaÅŸma sonucu ortaya çıkabilir; günlük yaÅŸamda engellerle sürekli olarak karşılaşır. Zorlanma, bir engellenme ile karşılaÅŸma yerine, iki amaç ya da gereksinim arasında bir seçim yapma zorunluluÄŸunun yarattığı çatışma ÅŸeklinde belirebilir. Böyle bir durumda bir amacın seçilmesi, diÄŸer amacın engellenmesi ile sonuçlanır. Üçüncü bir zorlanma türü, kiÅŸinin belirli bir amaca ulaÅŸma çabasının sürekli bir baskı altında olmasıdır. Baskı çevreden geldiÄŸi gibi içsel kaynaklıda olabilir. Herhangi bir durumda bu üç tür zorlanmadan yalnız biri, bazen ikisi ya da üçü birden görünür. Zorlanma durumları insanda bazı duygular yaratır. Bireyin engellenmeye karşı KiÅŸi zorlanma ile karşılaÅŸtığında durumla baÅŸ edebilme gücünü kendisinde bulursa çabaya yönelik bir davranış biçimini gösterir ve içinde bulunduÄŸu duruma uyum yapmaya çalışır. Kendini yetersiz bulduÄŸu durumlarda ise, savunmaya yönelik tepkiler geliÅŸtirir. Çabaya yönelik tepkiler zorlanma durumunun yarattığı koÅŸullarla baÅŸa çıkma amacını güder. Bu tepkiler genellikle atılım, çekilme ya da uzlaÅŸma biçimindedir. Atılım; amaca ulaÅŸabilme yolundaki engelleri ortadan kaldırmaya yönelinir ve normal koÅŸullarda kiÅŸiye yapıcı bir nitelik katar. Kızgınlık ve düÅŸmanlık duyguları ile birlikte geliÅŸtirilen bir atılım genellikle toplumun onaylamadığı saldırgan ve yıkıcı davranışlara yol açar. Bazen böyle zorlanma durumları ortaya çıkabilir ki bu durumdan çekilme en gerçekçi çözüm yoludur. Zorlanma ile karşılaşılan alan terk edilir ve yenilgi kabul edilir veya varolan duruma duygusal katılım oranı azalır. Atılım ya da çekilme tepkileri ile çözümlenemeyen durumlarda kullanılan bir diÄŸer tepki biçimi uzlaÅŸmadır. UzlaÅŸma yolu seçildiÄŸinde, zorlanma yaratan duruma yaklaşım biçimi deÄŸiÅŸir ya da ilk amacın yerine geçecek baÅŸka bir amaç bulunur. Böylece ilk tasarlanmış olan farklı bir yolda doyum saÄŸlanmış olur. Genellikle insanlar uzun süre ortadan kaldırılamayan engellerle karşılaÅŸtıklarında ilk isteklerinden giderek vazgeçer ve onun yerine geçecek amaçları kabul etme eÄŸilimi gösterirler. Bir zorlanmanın ağırlığı, bireyin yeni duruma uyumu için yapması gereken deÄŸiÅŸikliklerin niteliÄŸine ve zorlanmanın ortaya çıktığı çevrenin koÅŸullarına baÄŸlıdır. Zorlanmanın çokluÄŸu bireyin uyum yapma yeteneÄŸini kısıtlar. İnsan bazen aynı dönemde çok sayıda sorunla birden karşılaşırsa bu olayların her biri ile aynı zamanda karşılaÅŸtığında ulaÅŸabileceÄŸinden daha fazla bir zorlanma altında kalır. Anksiyete Anksiyete, gerçeklikle baÄŸlantısı olmayan korku olarak basitçe tanımlanır. ÖrneÄŸin, bir anne çocuÄŸunun yüzünde çıkan bir sivilceden öleceÄŸini düÅŸünürse bu anksiyete, ama yüksek ateÅŸli bir hastalıktan bu endiÅŸeyi duyarsa korkudur. Anksiyete ye eÅŸlik eden diÄŸer belirtiler genellikler, dikkat toplayamama, karar verme güçlüÄŸü, aşırı duyarlılık, umutsuzluk, uyku bozuklukları, aşırı terleme ve sürekli kas gerilimidir. Anksiyete kiÅŸinin sürekli bir gerilim, üzüntü ve tedirginlik içinde yaÅŸamasına neden olur. Anksiyeteli kiÅŸi diÄŸer kiÅŸilerle olan iliÅŸkilerinde aşırı duyarlıdır, kendini yetersiz bulur ve kolayca çöküntüye girer, dikkatini toplayamadığı ve yanlış yapmaktan korktuÄŸu için karar vermek ona çok güç gelir. Özellikle boyun ve omuz bölgelerinde daha çok duyulan kas geriliminden, sık idrar yapmadan, uyku güçlüÄŸünden ve kötü rüyalardan yakınılır. Sürekli terlenir, avuç içleri ıslak ve soÄŸuktur, görünür bir neden ortada yokken kan basıncı ve nabız hızı artabilir, kalp çarpıntıları olabilir. KiÅŸinin iÅŸleri yolunda gitse de kaygılıdır. Belirsiz kaygılar ve genel duyarlık onun sürekli sıkıntı ve tedirgin olmasına, umudunu kolayca yitirmesine yol açar. Büyük güçlükle karar verebilse dahi, bu kararın sonuçları, yapmış olabileceÄŸi yanlışlar ve bunların doÄŸuracağı olumsuz etkiler üzerinde aşırı bir kaygı yaratır. Bu insanların üzüntü konusu yaratmada ki imgelem güçleri sonsuzdur; bir üzüntü konusu ortadan kalktığı an, yeni bir sorun bulunur. Üzüntüler gece yataÄŸa girdikten sonrada bitmez. Günlük olaylar gibi kaygılara, geçmiÅŸte yapılmış yanlışlara ve gelecekte ortaya çıkabilecek güçlükler eklenir. Tüm düÅŸünceler sona erip de uykuya dalındığında, silahlı adamlar tarafından kovalanma, yüksek yerden düÅŸme, düÅŸmanlardan kaçarken bacakların yavaÅŸ hareket etmesi gibi anksiyete rüyaları görülür. EÄŸer kiÅŸi bu duygularda kurtulabilmek amacıyla aşırı derecede uyku ilacı alırsa ya da alkol kullanırsa durum daha karmaşık bir durum alır. Nevroz Bir insan çevresindeki olayları sürekli olarak yanlış yorumlamakta ise, çoÄŸu kimsenin olaÄŸan karşıladığı durumlarda kaygıya kapılıyorsa ve sorunları çözmek için çaba göstereceÄŸi yerde onları görmezlikten geliyorsa, davranışları nevrotik olarak nitelendirilir. İlginç yön, çoÄŸu kez böyle bir kiÅŸinin kendisinin de davranışlarını mantık dışı ve uyumsuzluÄŸunun farkında oluÅŸudur. Nevrotik davranışlar uyumsuz niteliklerine karşın, kiÅŸinin dünyayı algılamasında önemli sapmalar ve ileri derecede bir kiÅŸilik bozulması yaratmaz. Nevrotikler daha çok kaygılı, mutsuz çevresi ile olan iliÅŸkilerinde etkisiz ve genellikle bir hastanede yatmalarını gerektirecek denli ağır olmasa da çoÄŸu kez bir hekime baÅŸvurmaları gerekir. Nevrotik davranışlar bireyde yerleÅŸmiÅŸ bir kısır döngü sürecinin ürünüdür. Bu sürecin içinde birey, yetersizlik ve aÅŸağılık duyguları içindedir; günlük, olaÄŸan sorunları ürkütücü bulduÄŸundan sık sık anksiyete duygularına kapılır, zorlanma durumlarını yenmek için çaba göstereceÄŸi yerde savunma yöntemlerini kullanarak onlardan kaçınmak ister, kendi çıkarlarına karşıt olan davranışlarının ve yedek çözüm yollarını gösterebilmesini engelleyen katılığının farkında deÄŸildir. Ben merkezciÄŸi nedeniyle yakın iliÅŸkiler kuramaz. Sorunlarını çözme çabası gösterememesinin yarattığı suçluluk duyguları yaÅŸamında aradığını bulamama ve mutsuzluk varlığına egemendir. Bir insanda tüm nevrotik özellikler birlikte bulunmaya bilir ve nevrotik davranışlar bir kiÅŸiden diÄŸerine oldukça büyük farklılıklar gösterebilir. KiÅŸilerin taşıdığı özelliklerinin doÄŸal bir sonucu olarak, kiÅŸi sürekli olarak diÄŸer insanlardan destek aramaya yönelir. Yenilgi gibi baÅŸarıda getirdiÄŸi sorumluluktan ötürü, kiÅŸide yetersizlik duygularına ve yetersizliÄŸin ortaya çıkacağı korkularına yol açabilir. Nevrotik kiÅŸinin temel yaÅŸam biçimi, günlük yaÅŸamın sorunları ile uÄŸraÅŸmaktan çok, onlardan kaçınmaya yöneliktir. ÇoÄŸu kez bedensel yakınmalar baÅŸarısızlıklara neden olarak gösterilir. Tüm düÅŸünce ve davranışlar, anksiyete ve yetersizlik duyguları ile karşılaÅŸmayı saÄŸlayacak bir yapıdadırlar. Ne var ki bu kaçınma davranışları, çoÄŸu kez geliÅŸimi engellediÄŸi gibi, temelde var olan güçlüklerin giderek daha fazla pekiÅŸtirilmesi ile sonuçlanır. Depresyon Depresif duygu durum ve ilgi kaybı ya da zevk alınan etkinliklerden artık zevk alınamıyor olması, depresyonun anahtar semptomlarıdır. Hastalar kendilerini hüzünlü, kederli, umutsuz ya da deÄŸersiz hissettiklerini söyleyebilirler. Hasta için depresif duygu durum, çok olaÄŸan kabul edilebilecek üzüntü duygusundan çok ayrı bir niteliÄŸi vardır. Hastalar çoÄŸu kez depresif duygu durumu "IZDIRAP VEREN DUYGUSAL BİR AÄžRI" imiÅŸ gibi tanımlarlar. Hastalar bazen aÄŸlayamadıklarından yakınırlar. DiÄŸer yandan, depresyondaki kimi hastalar bazen depresyonun farkında deÄŸillermiÅŸ gibi görünürler, ancak bununla birlikte ailelerinden, arkadaÅŸlarından ve daha önce ilgilendikleri etkinliklerinden uzak dururlar. Depresyondaki hastaların hemen hepsi (%97) görevlerini yapmada zorluk doÄŸuran, okulda ve iÅŸte baÅŸarısızlıkla sonuçlanan bir enerji azlığından ve yeni tasarılar kurmak için istek azlığından yakınırlar. Depresyondaki hastaların yaklaşık üçte ikisi intihar etmeyi düÅŸünür ve %10-15'i intihar giriÅŸiminde bulunur. Hastalar genellikle düzelmeye baÅŸladıkları ve intiharı tasarlayabilecek ve bunu uygulayabilecek gücü kendilerinde buldukları zaman intihar giriÅŸiminde bulunurlar. Depresyonun genel belirtileri ÅŸöyle sıralanabilir: * Depresif duygu durumun varlığı, hastanın kendisini, üzgün, kederli, Bu belirtileri kendimizde gözlüyorsak, bunların kendi başına geçmesini beklemeden veya kendi kendimize savaÅŸmaktan vazgeçip bir uzmana baÅŸvurmak en doÄŸru yoldur. Öneriler – Neler Yapabiliriz? Hastalığınızın tanısı kondu, medikal tedavisi planlandı, doktorunuz hastalık konusunda size, sizin hastalığı tanımanıza yardımcı olacak tüm bilgileri verdi. Artık birlikte yaÅŸayacağınız hastalığınızı, yeni arkadaşınızı tanıyorsunuz. Åžimdi sizler neler yapacaksınız? Var olan kapasitemizle yaÅŸamımızı en kaliteli hale getirmek sizim evimizde, önce yaÅŸamımızı kolaylaÅŸtıracak düzenlemeler yapmalıyız: * Uygun yatak, tekerlikli sandalye seçimini yapmalıyız. Kaynak: Uzm. Psk. Gülden UMURTAK
|
SEO by AceSEF
En Çok Okunanlar
- Yağmur Adam' filmi İzmir'de gerçek oldu.
- 2 bin 378 özürlü personel alınacak.
- Görme Engelliler Hakkında Kaynak
- Kas Erimesi ve Kas Hastalıkları
- Çocuklarda Gelişim Dönemleri
- Gece Tuvalet EÄŸitimi
- Gebelikte Tarama Testleri
- Kadınlar Adet Döneminde Bambaşka
- Rehber Öğretmenler Özel Eğitimde Yönetici Olamayacak
- Sözleşmeli personel nerden çıktı
- 2010-2-Sözleşmeli Özür Grubu Yerdeğiştirme Sonuçları
- DİSLEKSİ
- Disleksi Öğretmene öneriler
- Hangi ses nasıl çıkar
- 2009-2010 Eğitim öğretm yılı bitti
- Rehabilitasyonda şüheli ölüm
- Sözleşmeli Öğretmenler İçin Boş Pozisyonların İller Bazında Sayısal Dağılımı
- Sözleşmeli Öğretmenlerin Özür Durumuna
- 55 Bin Özürlüye İş
- Otizmin genetiÄŸi











