OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Ana Menü

Faydali Olmasi Dilegi ile...:
Logo-Terapi Yazdır

LOGOTERAPİ


    Viktor E. Frankl (1905-1997)
     Biyografi*
    Logoterapi'nin kurucusu olan Viktor Emil Frankl 1905 yılında Viyana' da, Yahudi bir ailenin çocuÄŸu olarak dünyaya geldi. İlk ve ortaöÄŸretim yıllarında tıp ve felsefeye ilgi duydu. Almanya'da Hitler'in iktidarı ele geçirmesi ile birlikte yayılan faÅŸizm ve Yahudi düÅŸmanlığı, Almanlar tarafından iÅŸgal edilen topraklarda da etkisini aynı ÅŸiddette gösterdi ve Frankl bu geliÅŸmelerden yakından etkilendi. EÅŸi, annesi, babası, kız ve erkek kardeÅŸi ile birlikte Frankl, Naziler tarafından tutuklanarak, filmlere de konu olan Auschwitz ve Dachau ölüm kamplarına gönderildiler. Nazi toplama kamplarında 1943-1946 yılları arasında kız kardeÅŸi dışında bütün aile üyeleri Naziler tarafından gaz odalarında öldürülen Frankl, kendi deyiÅŸiyle bu cehennemden saÄŸ çıkmayı baÅŸardı.
    Frankl, insanın düÅŸünebileceÄŸi en kötü koÅŸullara bile direnerek ve mücadele ederek, göÄŸüs gerebileceÄŸini söyler. Freud ve Adler'den sonra "3. Viyana Okulu" olarak adlandırılan Logoterapi ekolünü, toplama kampı deneyimlerine dayanarak geliÅŸtirdi. Çağımızda insanın en önemli psikolojik sorununun, yaÅŸamda anlamsızlık ve varoluÅŸsal boÅŸluk olduÄŸunu ileri sürmektedir. Eserleri dünya dillerinin bir çoÄŸuna çevrildi ve satış rekorları kırdı. Auschwitz Toplama Kampı'nda tutuklu olarak kaldığı süre içinde on binlerce Yahudinin gaz odalarında ya da iÅŸkence ve ağır çalışma ÅŸartları altında nasıl öldürüldüÄŸünü gözlemledi. İnsanın ölüm ve acı karşısında aldığı tavır Logoterapi ekolünü geliÅŸtirmesinde etkili oldu. SavaÅŸ sonrasında birçok ülkede logoterapi seminerleri verdi ve öÄŸrenci yetiÅŸtirdi.


    Nazi toplama kamplarında 1946 yılında özgürlüÄŸüne kavuÅŸan Frankl, 1946-1970 yılları arasında Viyana Nöroloji PolikliniÄŸi'nde görev yaptı. Bu yıllar Frankl'ın en üretken olduÄŸu yıllar olarak nitelendirilmektedir. Kalp rahatsızlığı nedeniyle 1997 yılında ölünceye kadar otuz civarında kitap ve onlarca makale yazdı. Eserlerinden, "İnsanın Anlam Arayışı" ve "Duyulmayan Anlam çığlığı" isimli kitapları Türkçe'ye çevrilmiÅŸtir.
     
    * Karahan, T., F. & SardoÄŸan, M., E. (2004) Psikolojik Danışma ve Psikoterapide Kuramlar. Samsun: Deniz Kültür Yayınları
 
        1. İnsanın DoÄŸası
        Birey üç boyutu ya da yönü olan bir bütünlüktür: somatik ya da bedensel, zihinsel (mental) ya da psikolojik ve ruhsal. Sözü edilen ilk iki boyut (fiziksel ve zihinsel) kalıtsal faktörleri ve doÄŸuÅŸtan getirilen dürtüleri içermektedir. Freud, Adler ve Jung psikoanalitik kuramlarında bu boyutların, özellikle de psikolojik boyutun, anlaşılmasına önemli katkıda bulunmuÅŸlardır. Ancak insanın ayırt edici özelliÄŸi olan ruhsal boyutu ihmal etmiÅŸlerdir (Patterson ve Watkins, 1996).
        Logoterapi üçüncü boyut üzerinde durur. Ruhsal boyut, insanı diÄŸer canlılardan ayıran bu üç özelliÄŸin ilkidir. Ruhsal boyut fenomonolojik olarak anlık öz farkındalıklarda ortaya çıkmakla birlikte kaynağı ruhsal bilinçdışıdır. Vicdan, aÅŸk ve estetik bilinç ruhsal boyutun ürünüdür (Patterson ve Watkins, 1996).


         2. Temel Kavramlar
Logoterapi Yunanca ‘anlam’ anlamına gelen ‘logos’ ve terapi sözcüklerinin bileÅŸiminden oluÅŸmaktadır (Frankl, 1997). Logoterapistin görevi danışana yaÅŸamında bir anlam ve amaç bulmasına yardımcı olmaktır (Ivey, Ivey ve Simek-Downing, 1987). Logoterapi anlam yoluyla terapi anlamına gelmektedir. Bu düÅŸünce diÄŸer terapi yöntemlerinin savunduÄŸu “terapi yoluyla anlam” düÅŸüncesinin tamamen tersi bir anlayışa sahiptir. Logoterapiyi, Rogers’ın dinleme becerileri ve Perls’in etkileme becerilerinin dengelendiÄŸi bir terapi yöntemi olarak tanımlamak mümkündür (Ivey, Ivey ve Simek-Downing, 1987).
 2.1. İstek ÖzgürlüÄŸü (Freedom of will)
Frankl varoluÅŸsal terimini üç ÅŸekilde kullanmaktadır. Birincisi var olmanın insana özgü tarzını, yani varoluÅŸu anlatmak için, ikincisi varoluÅŸun anlamı için, üçüncüsü ise kiÅŸisel varoluÅŸta somut bir anlam bulmaya yönelik arayışı, yani anlam istemi içindir (Frankl, 1997).
İnsanlar istek özgürlüÄŸüne sahiptirler. İnsanlar kendi kiÅŸiliklerini belirlemekte özgürdürler ve kendilerinden ne yaptıklarından sorumludurlar (Nelson-Jones, 1995).
 
2.2. Anlam İstemi (Will to meaning)


         YaÅŸamda anlam arayışı, insan davranışlarını yönlendiren temel güdüdür (Nelson-Jones, 1995). Bu anlam, sadece bireyin kendisi tarafından bulunabilir. Bunun yanı sıra insan kendi idealleri ve deÄŸerleri için yaÅŸayabilme ve hatta ölme yetisine de sahiptir (Frankl, 1997).
        İnsanın anlam arayışı “içgüdüsel dürtülerin ikincil bir ussallaÅŸtırılması” deÄŸil yaÅŸamdaki temel bir güdüdür (Frankl, 1997). Logoterapi, birey tarafından gelecekte yerine getirilecek olan anlam üzerinde odaklanmaktadır. Özgürlük, sorumluluk ve sevgi logoterapinin üzerinde durduÄŸu ve bireye yüklediÄŸi deÄŸerler arasında yer almaktadır. İnsanı kurtaran ve yaralarını saran tek ÅŸey sevgidir. İnsan özgürdür, kendi seçimine dayalı olarak kabul ya da reddedebilir. Logoterapide insan olmak sorumlu olmak demektir (Karahan ve SardoÄŸan, 2004).


    Frankl, Auschwitz Toplama Kampı'na tutuklu olduÄŸu dönemlerde geleceÄŸe yönelik hedefleri ve yerine getirilmesi gereken görevleri olduÄŸunu düÅŸünen tutukluların, yaÅŸlı ve güçsüz olmalarına raÄŸmen hayatta kalmayı baÅŸarabildiklerini görmüÅŸtü.YaÅŸlı ve güçsüz tutuklular açlık, aşırı soÄŸuk, iÅŸkence ve ağır çalışma ÅŸartlarına mucizevi bir ÅŸekilde direnirken, diÄŸer taraftan genç ve atletik görünümlü ancak yaÅŸama dair hedefleri olmayan tutukluların kamptaki ÅŸartlara dayanamadıklarını intihar ettiklerini veya öldüklerini gözlemlemiÅŸtir. Frankl'a göre acı da yaÅŸama anlam katan bir durumdur ve eÄŸer acıdan kaçınmak mümkün deÄŸil ise acıyı yaÅŸamın bir parçası olarak görmek, insanları intihardan kurtarıyordu ve direnç kazandırıyordu.


         2.3. VaroluÅŸsal Engellenme (Existential frustration)
        Frankl’a göre insan varoluÅŸunun anlamı kadar, insanın yaÅŸamında anlam bulmaya yönelik arayışı da insan davranışını etkileyen temel bir güçtür. İnsanlar uÄŸruna yaÅŸayacakları bir amaç ve anlama ihtiyaç duyarlar ve insanın bu yöndeki  anlam arayışı engellendiÄŸinde ‘varoluÅŸsal engellenme’ ortaya çıkar ve bu durum nevroza neden olabilir (Frankl, 1997).
        Bu tip nevrozlar için Frankl, geleneksel anlamdaki, yani ruhsal kökenli (psikojenik) nevrozlara karşıtlık içinde,  noöjenik nevroz terimini kullanmaktadır (Frankl, 1997). Noöjenik nevrozlar, varoluÅŸsal sorunlardan kaynaklanmakta olup, altında anlam arayışının engellenmesi yatmaktadır. Anlam arayışının engellenmesi aynı zamanda bir çatışmayı da yaratmaktadır.


         2.4. Noöjenik Nevrozlar
        Neojenik Nevrozlar, itkilerle içgüdüler arasındaki çatışmalardan deÄŸil, daha çok varoluÅŸsal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu tür sorunlar arasında anlam isteminin engellenmesi büyük bir rol oynamaktadır.
    Frankl’a göre her çatışma zorunluluk gereÄŸi nevrotik deÄŸildir. Bir ölçüde çatışma normal ve saÄŸlıklıdır. Benzer bir ÅŸekilde acı çekmek her zaman için patolojik bir olgu deÄŸildir, acı nevrotik bir semptom olmaktan çok, özellikle varoluÅŸsal engellenmeden kaynaklanıyorsa, insanca bir baÅŸarı da olabilir. VaroluÅŸsal engellenme kendi içinde patolojik olmadığı gibi, patojenik de deÄŸildir. Bir insanın yaÅŸamın yaÅŸamaya deÄŸer oluÅŸuna iliÅŸkin kaygısı, hatta umutsuzluÄŸu, varoluÅŸsal bir bunaltıdır. Ama kesinlikle bir ruh hastalığı deÄŸildir. Böyle bir durumda terapistin görevi, varoluÅŸsal geliÅŸim ve geliÅŸme krizi boyunca danışana yol göstermektir (Karahan ve SardoÄŸan, 2004).
     2.5. Ortak Nevrozlar
    Çağımız kaygı çağı olarak tanımlamakla birlikte bugün kaygının geçmiÅŸ zamanlara oranla daha yaygın olduÄŸu da kesin deÄŸildir. Ancak modern insanın belirli bazı özellikleri vardır ki bunlar nevroza benzemektedir. Bu özelliklerden ilki II. Dünya Savaşı ve atom bombasının geliÅŸimi ile iliÅŸkili gibi görünen insanların uzun dönem hedeflerinin olmadığı, yaÅŸam karşısında plansız ve günlük bir tutumdur. İkincisi ise insanların yaÅŸam karşısında kaderci bir tutum sergilemeleridir. Frankl bu tutumu da II. Dünya Savaşına baÄŸlamaktadır. Bu tutum kiÅŸinin kendi yaÅŸamını planlamasının imkansız olduÄŸu düÅŸüncesine dayanmaktadır (Patterson ve Watkins, 1996).
    Üçüncü belirti ortak (kolektif) düÅŸünmedir. İnsanlar bu ÅŸekilde kitleler içinde kaybolmaktadırlar. Dördüncü belirti ise fanatizmdir. Kolektif düÅŸünme eÄŸilimde olan kiÅŸi kendi düÅŸüncesini yok sayarken fanatik olan kimse diÄŸer insanların düÅŸüncelerini yok saymaktadır. Ona göre yalnızca kendi fikri deÄŸerlidir. Sonuç olarak bu dört belirti insanın sorumluluk korkusu ve özgürlükten kaçışına kadar dayanmaktadır (Patterson ve Watkins, 1996).
     2.6. Noö-Dinamikler ve Psikolojik SaÄŸlık,
     Frankl’a göre insanın anlam arayışı içsel denge yerine içsel gerilim yaratabilir. Aslında psikolojik saÄŸlığın vazgeçilmez önkoÅŸulu da bu gerilimdir (Frankl, 1997). İnsanın, en ağır kamp ÅŸartlarında bile yaÅŸamını sürdürebilmesi, yaÅŸamında bir anlam olduÄŸunu bilmesine baÄŸlıdır.
     Psikolojik saÄŸlık, bireyin ulaÅŸtığı ile ulaÅŸması gereken arasındaki ya da bireyin o anda ne olduÄŸu ile olması gereken arasındaki gerilime dayalıdır. Bu gerilim insanın yapısında bulunmaktadır. İnsanın gerçekte ihtiyaç duyduÄŸu ÅŸey, gerilimsiz bir durum deÄŸil, daha çok uÄŸruna çaba göstermeye deÄŸen bir hedef ve özgürce seçilen bir amaç için mücadele etmektir. Frankl bu durumu "noö-dinamikler" olarak tanımlamaktadır. Yani bir tarafında yüklenecek anlam, diÄŸer tarafında anlamı verecek bireyle temsil edildiÄŸi iki kutuplu bir gerilim alanındaki varoluÅŸsal dinamikler olarak açıklamaktadır. Bu nedenle terapistler, problemli bireyin ruh saÄŸlığını güçlendirmek istediklerinde, kiÅŸinin kendi yaÅŸamında anlam bulma doÄŸrultusunda belli ölçülerde gerilim yaratmalıdırlar (Frankl, 1997).
      2.7. VaroluÅŸsal BoÅŸluk (Existential Vacuum)
    VaroluÅŸsal boÅŸluk yirminci yüzyıl ve sonrasında görülen yaygın bir olgudur. Bunun nedeni insanlık tarihinin baÅŸlarında insanın, bir hayvanın davranışlarını belirleyen ve güvence altına alan bazı hayvanca içgüdülerini kaybetmiÅŸ olmasıdır. Buna ek olarak insan, davranışlarını yönlendiren geleneklerin hızla azaldığı son geliÅŸme döneminde bir baÅŸka kayıpla daha yüz yüze gelmiÅŸtir. Hiçbir içgüdü ona ne yapacağını söyleyemez. Hiçbir gelenek ona ne yapması gerektiÄŸini söyleyemez; bazen gerçekte neyi istediÄŸini bile bilemez. Bu durumda ya diÄŸer insanların yaptığı ÅŸeyleri yapmayı arzulayacak (komformite) ya da diÄŸer insanların kendisinden yapmasını istedikleri ÅŸeyleri yapacaktır (itaat).


    VaroluÅŸsal boÅŸluk; can sıkıntısı, durgunluk ve boÅŸluk duygusu olarak yaÅŸanır (AltıntaÅŸ ve Gültekin, 2003).
    YaÅŸamlarında anlamsızlık duygusu ağır basan bireyler, uÄŸruna yaÅŸamaya deÄŸer bir anlam bilincinden yoksun kalarak, iç dünyalarında oluÅŸan boÅŸluk duygusuna yani varoluÅŸsal boÅŸluÄŸa yakalanmışlardır.
    Yirminci yüzyılın ortalarında ilerleyen otomasyon ve geliÅŸen teknolojiyle birlikte insanların boÅŸ zamanlarında ciddi bir artış olmuÅŸtur. İnsanlar yeni kazandıkları bu boÅŸ zamanlarda ne yapacaklarını pek bilememektedirler (Frankl, 1997). Frankl, bu konuya "pazar günü nevrozunu" örnek vermektedir. Hafta içinin yoÄŸun temposundan sıyrılan ve kendi iç dünyalarındaki boÅŸluÄŸu fark eden bireyler, tatil depresyonu yaÅŸamaktadır. Depresyon, saldırganlık, madde bağımlılığı ve intihar gibi olguların altında varoluÅŸsal boÅŸluk yatmakta olup, emekli bireylerde ve yaÅŸlılık dönemi krizlerinde de bu durum gözlenmektedir.
    Ayrıca varoluÅŸsal boÅŸluÄŸun kendini gösterdiÄŸi çeÅŸitli maske ve kılıflar da söz konusudur. Bazen engellenen anlam istemi, en ilkel güç istemi olan para istemi de dahil olmak üzere, bir güç istemi ile temsili bir yoldan dengelenir. DiÄŸer durumlarda engellenen anlam isteminin yerini haz istemi alır. VaroluÅŸsal engellenmenin bir çok durumda cinsel dengeleme ile sonuçlanmasının nedeni budur. Bu tür durumlarda cinsel libidonun, varoluÅŸsal boÅŸlukta serpilip yayıldığını gözlemleyebiliriz (Frankl, 1997).
 2.8. YaÅŸamın Anlamı (Meaning of Life)


    Logoterapi, yaÅŸamda anlam arayışının insan davranışlarını yönlendiren temel bir güdü olduÄŸu düÅŸüncesine dayanmaktadır. Frankl'a göre yaÅŸamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık göstermektedir. Önemli olan genelde yaÅŸamın anlamı deÄŸil, daha çok belli bir zaman diliminde insan yaÅŸamının özel anlamıdır. Nasıl ki, satrançta "en iyi hamle" diye bir ÅŸey yok ise, aynı ÅŸey insan varoluÅŸu içinde geçerlidir. Bireyin, soyut bir anlam arayışına girmemesi gerekir (Frankl, 1997). Her bireyin yaÅŸamında özel bir mesleÄŸi, özel dostları, özel hobileri ve uÄŸruna mücadele edeceÄŸi idealleri bulunmaktadır. Frankl, yaÅŸamdaki her durumun insana meydan okuduÄŸunu ve çözülecek bir dizi sorun ile insanı karşı karşıya bıraktığını ileri sürmektedir. Her birey yaÅŸam tarafından sorgulanmakta ve sorumlu olarak yaÅŸama karşılık vermektedir. Bu nedenle logoterapi insan varoluÅŸunun özünü sorumlulukta görmektedir.


    Logoterapi hastanın kendi sorumluluklarının tam olarak farkına varmasını saÄŸlamaya çalışır; bu nedenle kiÅŸiye, neye karşı, ne için ya da kime karşı sorumlu olduÄŸunu anlaması seçeneÄŸinin bırakılması gerekir. Frankl’a göre (1997) psikoterapistler arasında, hastalarına deÄŸer yargıları empoze etmeye en az eÄŸilimli olanlar logoterapistlerdir. Çünkü logoterapide hastanın yargılama sorumluluÄŸunu doktora yüklemesine kesinlikle izin verilmez.
    Logoterapi öÄŸretmediÄŸi gibi vaaz da vermez. Mantık yürütmeden olduÄŸu kadar ahlaki deÄŸerleri canlandırmaktan da uzaktır. Logoterapistin rolü bir ressamdan ziyade bir göz uzmanının oynadığı roldür. Ressam bize dünyayı kendi gördüÄŸü haliyle aktarmaya çalışır; göz uzmanı ise dünyayı gerçeke olduÄŸu gibi görmemizi saÄŸlamaya çalışır.
    Frankl’a göre yaÅŸamın gerçek anlamı kiÅŸinin kendi içinde ya da kendi ruhunda deÄŸil, dünyada keÅŸfedilmelidir. Bu temel özelliÄŸi “insan varoluÅŸunun kendini aÅŸkınlığı” olarak adlandırmaktadır. Bu, insan olma gerçeÄŸinin, her zaman için, bu ister bir anlam ya da karşılaÅŸacak bir insan olsun, kiÅŸinin kendi dışındaki bir ÅŸeye ya da birisine yöneldiÄŸi anlamına gelmektedir. KiÅŸi hizmet edeceÄŸi bir davaya ya da seveceÄŸi bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleÅŸtirir (Frankl, 1997). 


    YaÅŸamda anlam her zaman deÄŸiÅŸebilir, ancak hiçbir zaman yok olmamaktadır. Birey yaÅŸamın anlamını üç farklı yoldan bulabilir.
* Bir eser yaratarak ya da bir iÅŸ yaparak,
* Bir insanla etkileÅŸime girerek ya da bir ÅŸey yaÅŸayarak ve
·        Kaçınılmaz olan acı durumuna karşı bir tavır geliÅŸtirerek.
2.9. Sevginin Anlamı (Meaning of love)
         Frankl, yaÅŸamda anlam bulmanın temelinde bireyin sorumluluklarını almasını görmekte, anlam bulmanın diÄŸer yolu olarak sevgiyi göstermektedir. Bir baÅŸka insanın kiÅŸiliÄŸinin en derinindeki çekirdeÄŸinden kavramanın tek yolu sevgidir.  Ä°yilik, doÄŸruluk, doÄŸayı sevmek ve insanı sevmek, yaÅŸama anlam katan önemli deÄŸiÅŸkenlerdir. Frankl, insan kiÅŸiliÄŸini kavramanın tek yolu olarak sevgiyi görmekte ve insanın sevmediÄŸi sürece, baÅŸka insanlarının özünün farkına yaramayacağını ifade etmektedir. Sevgi yoluyla birey, sevdiÄŸi insanın sahip olduÄŸu potansiyelleri görebilir ve potansiyellerini gerçekleÅŸtirmesine yardımcı olabilir.
    Logoterapide sevgi, yüceltme anlamında cinsel dürtülerin ve içgüdülerin bir yan olgusu olarak yorumlanmaz. Sevgi de cinsellik kadar temel bir olgudur. Normalde cinsellik sevginin bir dışavurum biçimidir (Frankl, 1997).
     2.10. Acının Anlamı (Meaning of suffering)


    YaÅŸamda anlam bulmanın bir baÅŸka yolu ise kaçınılmaz olan acıya karşı bir tavır geliÅŸtirmektir. Frankl’a göre, birey umutsuz bir durumla karşılaÅŸtığında ya da deÄŸiÅŸtirilemez bir kaderle yüz yüze geldiÄŸinde bile yaÅŸamda bir anlam bulabilir. Birey ancak böyle bir durumda, kiÅŸisel bir trajediyi kiÅŸisel bir zafere dönüÅŸtürebilir, bu sadece insana' özgü bir durumdur. Birey bu durumu deÄŸiÅŸtiremeyecek bir noktaya geldiÄŸinde, kendini deÄŸiÅŸtirme yoluna gidebilir ve acıyı göÄŸüsleyebilir. Birey deÄŸiÅŸmeyen kaderi karşısında kaderine yönelik tutumunu deÄŸiÅŸtirebildiÄŸi anda, çektiÄŸi acıda bir anlam bulabilir. İnsanın temel uÄŸraşı haz almak ya da acıdan kaçınmak deÄŸil, yaÅŸamda bir anlam bulmaktır. Acının da bir anlamı vardır.
    KiÅŸinin kendi iÅŸini yapma ya da yaÅŸamından zevk duyma fırsatından mahrum edildiÄŸi durumlar vardır; ancak hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacak olan ÅŸey, acının kaçınılmazlığıdır. Cesurca acı çekmeyi kabul edince, yaÅŸam da son ana kadar bir anlama sahip olur ve bu anlamı kelimenin tam anlamıyla sonuna kadar korur. BaÅŸka bir deyiÅŸle yaÅŸamın anlamı koÅŸulsuzdur, çünkü kaçınılmaz acının potansiyel anlamını bile kapsar.


     Frankl yaÅŸamda anlam bulmak için acı çekmenin gerekli olmadığını, acıya raÄŸmen insanın yaÅŸamında anlam bulabileceÄŸini (acının kaçınılmaz olması koÅŸuluyla) belirtmektedir. EÄŸer acı kaçınılabilir bir durum ise, o zaman acıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması gerekir (Frankl, 1997).


 3. Terapötik Süreç ve Teknikler
        Daha önce de deÄŸinildiÄŸi gibi logoterapistin görevi danışana yaÅŸamında bir anlam ve amaç bulmasında yardımcı olmaktır. Logoterapistler danışanın nasıl bir dünya görüÅŸü oluÅŸturduÄŸunu dikkatlice keÅŸfetmeye çalışırlar. Bunu baÅŸardıktan sonra danışanı deÄŸiÅŸim için desteklemeye niyetli ve hazır olurlar. İnsanlar yaÅŸamlarında anlamı farklı ÅŸeylerde bulabilirler. Bir kimse diÄŸerlerine yardım etmekte, bir diÄŸeri bir boÅŸ zaman etkinliÄŸinde bir baÅŸkası ise günbatımını izlemekte anlam bulabilir. Logoterapinin kendisi için oluÅŸturduÄŸu zor ve önemli görev ise danışanları anlam arayışına sevk etmektir (Ivey, D’Andrea, Ivey & Simek-Morgan, 2002).
Logoterapinin dinleme ile ilgili bölümü Rogers’ın yaklaşımına, etkileme ile ilgili bölümü ise Perls’in yaklaşımına çok yakındır. Daha önce de belirtildiÄŸi gibi Logoterapiyi, Rogers’ın dinleme becerileri ve Perls’in etkileme becerilerinin dengelendiÄŸi bir terapi yöntemi olarak tanımlamak mümkündür (Ivey, Ivey ve Simek-Downing, 1987).


Frankl’ın geliÅŸtirdiÄŸi üç teknik, -düÅŸünce odağını deÄŸiÅŸtirme, paradoksik niyet ve tutumların deÄŸiÅŸtirilmesi- güncel ve popüler metodoloji ve araÅŸtırma alanlarıdır. Frankl’ın “düÅŸünce odağını deÄŸiÅŸtirme” ve “tutumların deÄŸiÅŸtirilmesi” teknikleri ile ilgili kavramlarının izlerini biliÅŸsel-davranışçı, akılcı duygusal terapilerde ve yapısal/sistemsel aile teorilerinde görmek mümkündür. “Paradoksik niyet” ise Frankl onu ilk olarak 1929’da kullanmış olsa da hızlı deÄŸiÅŸim için kullanılabilecek yeni bir anahtar metottur.
    Logoterapi terapi sürecinde kullanılan teknikler açısından ele alındığında, nevrotik bireylerde sık sık gözlenen "beklentisel kaygı" durumunu baÅŸlangıç noktası olarak ele almaktadır. Bu korku durumunun en tipik özelliÄŸi, korkunun tam olarak bireyin korktuÄŸu ÅŸeyin olmasına yol açmasıdır. ÖrneÄŸin, topluluk içinde konuÅŸurken terlemekten veya kekelemekten korkan birey, gerçekte topluluk içinde konuÅŸurken terlemeye veya kekelemeye daha yatkın olacaktır. Burada korku, korkulan ÅŸeye yol açmaktadır.
DiÄŸer bir bakış açısı ise, zoraki bir niyetin, zorla arzulanan ÅŸeyi imkansız kılmasıdır. Bu aşırı niyete, Frankl, "hiper-yüksek-niyet" demektedir. ÖrneÄŸin; bir insan mutlu olmak için ne kadar çok uÄŸraşırsa, mutsuz olma olasılığı da o kadar yükselecektir. Burada mutluluk bir sonuç ya da yan ürün olmalıdır. Mutluluk amaç yapıldığında yok edilmiÅŸ olacaktır ya da ulaşılması imkansız duruma gelecektir. Burada açıklanan aşırı niyete ek olarak, aşırı dikkat ya da aşırı düÅŸünme de patojenik olabilmektedir.
Frankl’ın öÄŸrencilerinden olan Elisabeth Lukas (1984) danışanların geliÅŸimine ve daha anlamlı bir yaÅŸama doÄŸru yönelmelerine yardımcı olacak dört temel teknikten söz etmektedir (Akt., Ivey, D’Andrea, Ivey & Simek-Morgan, 2002)


    3.1. Tutumların Biçimlendirilmesi (Modification of Attitudes): Oldukça açık olumlu yaÅŸam koÅŸullarına raÄŸmen danışanlar kendileri ile ilgili olumsuz tutumlara sahip olabilirler. Ya da birey gerçekten çok ciddi sorunlara sahip olabilir ve bu durumda elinden hiçbir ÅŸey gelmiyor olabilir. Her iki durumda da logoterapinin amacı danışanın durumla ilgili düÅŸünce biçimini deÄŸiÅŸtirmektir. Tutumların deÄŸiÅŸtirilmesi çoÄŸunlukla, danışanın düÅŸüncelerinin paylaşılması, onunla tartışılması ve olumlu öneriler gibi doÄŸrudan yollarla gerçekleÅŸtirilir. Amaç danışanın durumla ilgili yeni bir bakış açısı kazanmasını saÄŸlamaktır. BiliÅŸsel yaklaşımlardaki deÄŸiÅŸim tekniklerine oldukça benzemektedir. GeçmiÅŸ geçmiÅŸtir ancak kiÅŸinin geçmiÅŸ hakkındaki düÅŸünce ÅŸeklini ona yaklaşımını deÄŸiÅŸtirebilir. GeçmiÅŸ hakkında olumsuz bir biçimde düÅŸünmek “geçmiÅŸ için bir karar vermektir”. GeçmiÅŸ yorumlamalarının sorgulanmasının bir sonucu olarak danışan, gelecek için bir karar verir.


    Örnek:
Danışman: (Bataklıkta ölümden kurtarılan bir danışanın korku ve suçluluk duygularını dinledikten sonra – “Neden ben? - ) Olumlu olan bir ÅŸey var mı? Bütünüyle olumsuz bir deneyim gibi göründüÄŸüne eminim. Olan bitenle ilgili olumlu gördüÄŸünüz herhangi bir ÅŸey var mı?
Danışan:Eeee, Aslında kurtulduÄŸumda kendimi iyi hissettim. KorkmuÅŸtum, kendimi suçlu hissediyordum. Ama nihayetinde gelip beni kurtarmışlardı.
Danışman: Yani korkmuş olmanıza rağmen yardım almıştınız.
Danışan: Ve biliyor musunuz ne oldu? Beni kurtaran kiÅŸilerden biri beni hiç sevmediÄŸini düÅŸündüÄŸüm biriydi.
 
    3.2. Paradoksik (ÇeliÅŸik) Niyet (Paradoxical Intention): Frankl, paradoksik niyeti 1929' dan beri kullanmaktadır. Ancak bu tekniÄŸin terimsel tanımını 1939'da yayınlamıştır. Daha sonra bu teknik geliÅŸtirilerek bir metodolojiye dönüÅŸtürülmüÅŸ ve logoterapi sistemiyle bütünleÅŸtirilmiÅŸtir. O günden bu yana giderek artan çalışmalar, paradoksik niyetin obsesif-kompülsif ve fobik olaylarda etkili bir psikoterapi tekniÄŸi olduÄŸunu göstermiÅŸtir (Frankl, 1998).


        ÇeliÅŸik niyet adı verilen logoterapi tekniÄŸi, korkunun, korkulan ÅŸeyi yarattığı ve aşırı niyetin, arzulanan ÅŸeyi imkansızlaÅŸtırdığı gerçeÄŸine dayanmaktadır. (Bir ÅŸeyden ne kadar kaçınırsanız o kadar onun etkisinde kalırsınız; o kaçınmak istediÄŸiniz ÅŸeyi ne kadar arzularsanız o kadar da ondan uzaklaÅŸmış olursunuz). Daha açık anlaşılması için basit bir örnek: "diyelim ki, hıçkırığa yakalandınız. Hıçkırmaya devam etmeye çalışırsanız, hıçkırık ortadan kalkacaktır!"
     Paradoksik niyetin nasıl çalıştığını anlamak için beklenti kaygısı denen mekanizmayı baÅŸlangıç noktası olarak ele almak gerekmektedir. Belli bir semptom, bireyde tekrar ortaya çıkabileceÄŸi konusunda bir beklenti yaratır. Ancak korku, her zaman için korkulan ÅŸeyi yaratma eÄŸilimi gösterir. Bu nedenle beklenti kaygısı, bireyin olmasından korktuÄŸu ÅŸeyi tetikleme eÄŸilimi gösterir. Böylece kendini sürdüren bir kısır döngü oluÅŸur. Bir semptom fobiyi uyandırır, karşılık olarak fobi semptomu kamçılar ve semptomun yeniden ortaya çıkması fobiyi pekiÅŸtirir.


    Korkunun bir nesnesi de korkunun kendisidir, danışanlar sık sık "kaygı konusunda kaygıdan" söz ederler. Korku korkusu bir çok durumda danışanın kaygı nöbetlerinin potansiyel sonuçlarından duyduÄŸu korkudan kaynaklanmaktadır. Birey bu kaygılar nedeniyle düÅŸmekten, bayılmaktan ya da kalp krizi geçirmekten korkmaktadır.
    Korku korkusuna yönelik temel tepki korkudan kaçmaktır. Birey kaygısını alevlendiren durumlardan kaçınmaya baÅŸlar, yani korkusundan kaçar. Kaygı nevrozlarının baÅŸlangıç noktası budur. Fobiler kaygının yükseldiÄŸi durumlardan kaçma çabasından kaynaklanmakta olup, fobinin devamını saÄŸlayan ÅŸey de, kaçınma yoluyla kaygıyı azaltma mekanizmasıdır. Korku korkusuna tepki olarak korkudan kaçış, fobik yapıyı oluÅŸturmaktadır. Fobik bozuklukta bireyin korku korkusunu sergilemesine karşılık, obsesif-kompülsif birey kendinden korkmakta, yani intihar edebileceÄŸinden ya da cinayet iÅŸleyebileceÄŸinden korkmaktadır. Çünkü bunlar düÅŸünce düzeyinde saplantı haline gelmiÅŸtir. Obsesif kompülsif birey, obsesyon ve kompülsiyonlarına karşı mücadele etmektedir. Ne kadar çok mücadele ederse obsesyon ve kompülsiyonlar da o kadar çok güçlenmektedir. Baskı, karşıt bir baskı yaratmakta, bu karşıt baskı da tekrar baskıyı artırmakta ve bir kısır döngü ve bir geri-besleme mekanizması oluÅŸmaktadır. Bu geri-besleme mekanizması nasıl kırılabilir ve korkular nasıl ortadan kaldırılabilir? İşte paradoksik (çeliÅŸik) niyet tekniÄŸinin iÅŸlevi burada ortaya çıkmaktadır. Danışan fobik belirtiler sergiliyor ise korktuÄŸu ÅŸeyi yapmaya, obsesif-kompulsif belirtiler sergiliyor ise korktuÄŸu ÅŸeyin olmasını arzulamaya yönlendirilmektedir. Böylece danışanın korkularından kaçmasına ya da korkularıyla mücadele etmesine son verilmiÅŸ olur. Böylelikle hastalık yaratan (patojenik) korkunun yerini, paradoksik (çeliÅŸkili) bir niyet ya da arzu alır, sonuç olarak da beklenti kaygısının kısır döngüsü kırılmış olur.


    Paradoksik niyet tekniÄŸi uygulanırken insana özgü mizah yeteneÄŸini harekete geçirmek önemlidir. Mizah insana özgüdür ve insandan baÅŸka hiçbir canlı kahkaha atamaz. İnsan kendisiyle eÄŸlenme, kendine gülme ve kendi korkularıyla dalga geçme gibi özelliklere de sahiptir. Terlemekten korkan bir danışan kendisini izleyenlere terlemenin gerçekten neye benzediÄŸini göstermekten ve giysilerini ıslatacak kadar terlediÄŸini düÅŸünmekten zevk alacaktır.
    KiÅŸi saplantılarıyla boÄŸuÅŸmaktan vazgeçtiÄŸi ve bunun yerine saplantılarını alaycı bir tavırla ele alıp, espri konusu yaptığı anda, kısır döngü kesilmektedir. Birey kendi nevrotik korkularıyla alay etmekle kalmayacak, zamanla korkularını görmezlikten gelmeye baÅŸlayacaktır.
    Özetlemek gerekirse paradoksik niyet danışandan korkulan ortamlardan kaçınmak yerine, davranışının korkulan sonuçlarını istekli olarak yaratmaya çalışmasını isteyerek, kiÅŸiyi korkulan durumla karşı karşıya getirme ÅŸeklinde uygulanmaktadır. ÖrneÄŸin, yalnız yürüdüÄŸü zaman bayılmaktan korkan bir danışandan, yalnız yürüyerek bayılmak için çaba göstermesi istenebilir. KiÅŸi bunu yapamadığını anlar ve bu fobik durumla baÅŸa çıkabilecek düzeye gelebilir.


    Paradoksik niyet tekniÄŸi uyku bozukluklarında da kullanılmaktadır. Uyuyamama kaygısı uyumaya yönelik aşırı bir niyete yol açmakta ve bireyin uyumasını engellemektedir. Bu durumda bireyden, yataÄŸa yattığında uyumaya çalışmak yerine yatakta olabildiÄŸince uyanık kalmaya çalışması istenmektedir. Frankl, paradoksik niyet tekniÄŸinin, her sorunun çözümünde uygun bir teknik olmadığını, özellikle altta yatan beklentisel kaygılı durumların tedavisinde etkili olduÄŸunu vurgulamaktadır.
        ÇeliÅŸik niyet tekniÄŸi genellikle saplantlı-zorlanmalı ve fobik olaylarda etkili olmaktadır. Bununla birlikte Frankl bu tekniÄŸin bütün bu tür problemleri yüzde yüz çözen sihirli bir deÄŸnek de olmadığını vurgulamaktadır.
Örnek: 1
"Dün bir sınava girmek gerekiyordu ve sınavdan yarım saat önce, kelimenin tam anlamıyla korkudan donup kaldığımı hissettim. Notlarıma baktım, kafamın içi boÅŸalmış gibiydi. Uzun süre çalıştığım konular bana tamamen yabancı geliyordu; bu nedenle paniÄŸe kapıldım: "Hiç bir ÅŸey hatırlamıyorum! Sınavı geçemeyeceÄŸim!" Dakikalar ilerledikçe korkumun arttığını, notlarımın daha çok yabancı gözüktüÄŸünü, terlediÄŸimi, notlara her baktığımda korkumun arttığını söylemeye gerek yok!
Sınavdan beÅŸ dakika önce, bu ruh halimin sınavda da devam etmesi halinde baÅŸarısızlığın kesin olduÄŸunu biliyordum; sonra sizin paradoksal niyet teorinizi hatırladım. "Nasıl olsa baÅŸarısız olacağım için, baÅŸarısız olmak için elimden geleni de yapabilirim!" dedim kendi kendime. "Bu profesöre öylesine kötü bir kağıt vereceÄŸim ki, günlerce kafası karışacak! Kağıdı tam bir laf salatasıyla dolduracağım ve sorulara kesinlikle ilgisiz cevaplar yazacağım! Ona, bir öÄŸrencinin sınavda gerçekten nasıl baÅŸarısız olabileceÄŸini göstereceÄŸim! Bu, onun meslek hayatında aldığı en aptalca kağıt olacak!"
Bu düÅŸüncelerle oyalanırken sınav saati gelmiÅŸti ve ben kahkahalarla gülüyordum. İster inan, ister inanma, her soru bana çok anlamlı gelmiÅŸti; rahatlamıştım ve garip gelebilir ama, havam müthiÅŸti! İyi bir not alarak sınavı geçtim!"
Örnek: 2
"Kırk yaşındayım ve en az on yıldır bir nevrozdan muzdaripim. Psikiyatrik yardım aldım, ama aradığım rahatlamayı bulamadım (on sekiz ay terapi gördüm). 1968 yılında verdiÄŸiniz bir konferanstan sonra, birisinin size uçak korkusunu nasıl yeneceÄŸini sorduÄŸunu duydum. Benim de böyle bir fobim olduÄŸu için dikkatle dinledim. "Parodoksal niyet" tekniÄŸi sandığım teknikle, ona, uçağın infilak ederek düÅŸtüÄŸünü ve kendisini param parça olduÄŸunu hayal etmesini söylediniz!
Bir ay kadar sonra 4000 km.lik bir yolu uçmam gerekiyordu ve her zamanki gibi korkuyordum. Ellerim terliyor, kalbim çarpıyordu; o adama verdiÄŸiniz öÄŸüdü hatırladım. Uçağın infilak ettiÄŸini; bulutlardan aÅŸağı doÄŸru süzüldüÄŸümü hayal ettim. Fantezimi bitirmeden, birdenbire, çok sakin olduÄŸumu ve sonuçlandırdığım bazı iÅŸleri düÅŸündüÄŸümü fark ettim. Fanteziyi bir kaç kere daha denedim ve kendimi yerde bir kan birikintisinin içinde görene kadar devam ettim. Uçak indiÄŸinde sakindim, hatta yeryüzünün kuÅŸ bakışı manzarasından zevk almıştım.”
Örnek: 3
"Bir adam gece yataÄŸa girmeden önce ön kapıyı kontrol etme zorlanımından ÅŸikayetle toplum ruh saÄŸlığı merkezine gelmiÅŸti. İki dakika içinde, ön kapıyı on kere kontrol etmeye zorlandığı noktaya gelmiÅŸti. Bundan kurtulmak için kendine telkin verdiÄŸini, ama iÅŸe yaramadığını söylüyordu. Ondan, iki dakika içinde kapıyı kaç kere kontrol edebileceÄŸini görmesini, yeni bir rekor kırmaya çalışmasını istedim! ilk önce aptalca buldu, ama üç gün sonra zorlanım diye bir ÅŸey kalmamıştı."
Örnek: 4
"İsterik teÅŸhisi konan kırk sekiz yaşındaki Bayan N., titreme nöbetleri geçiriyordu. Bir fincan kahveyi dökmeden tutamayacak kadar fazla titriyordu. Yazamıyor, kitabı okuyabilecek kadar sabit tutamıyordu. Bir sabah odama geldi; masanın karşı tarafında oturduÄŸu yerde titriyordu. Çevrede baÅŸka hasta olmadığı için, paradoksal niyeti gerçekten mizahi bir tarzda kullanmaya karar verdim.
Danışman: Titreme konusunda benimle yarışabilir misiniz Bayan N.?
Danışan: (şoke olmuş durumda): Ne?
Danışman: Bakalım kim daha hızlı ve daha uzun süre titreyecek?
Danışan: Siz de mi titremekten ÅŸikayetçiniz?
Danışman: Hayır, böyle bir rahatsızlığım yok, ama istersem titreyebilirim.(Titremeye baÅŸladım.)
Danışan: Ah! Daha hızlı titriyorsunuz. (Hızlanmaya çalışıyor ve gülümsüyor.)
Danışman: Daha hızlı, Bayan N., hadi, daha hızlı.
Danışan: Yapamıyorum. (Yorulmaya baÅŸlıyor.) Bırakalım. Artık yapamayacağım. (AyaÄŸa kalktı, salona gitti ve kendine bir fincan kahve aldı; ve tek damla dökmeden içti.)
Danışman: Eğlenceli değil mi?
Daha sonra, ne zaman onu titrerken görsem, "Hadi Bayan N., gel yarışalım", diye takılıyordum, o da "Tamam. İşe yaradığı kesin", diye karşılık veriyordu."
 
        3.3. DüÅŸünce Odağını DeÄŸiÅŸtirme (de-reflection) TekniÄŸi
        Aslında paradoksal niyet tekniÄŸine benzer bir tekniktir. Paradoksal niyette asıl yapılması istenenin tersi istenirken, düÅŸünce odağını deÄŸiÅŸtirmede asıl yapılması istenenin dışında baÅŸka bir ÅŸey istenir.
        Frankl bu tekniÄŸin dayanağını ÅŸöyle anlatmaktadır. Bir durum niyetin hedefi olduÄŸunda, dikkatinde hedefi olur. Frankl bunlara “hiper (aşırı) niyet” ve “hiper (aşırı) düÅŸünce” (Bkz. Åžekil 1) adlarını veriyor. Bu iki olgu sürekli birbirini pekiÅŸtirerek bir döngü oluÅŸturur. Bu döngüyü kırabilmek için de niyeti yada düÅŸünceyi deÄŸiÅŸtirmek gerekir. Aşırı niyet ve aşırı düÅŸünmeye karşı, düÅŸünce odağının dağıtılması iÅŸlemi devreye konulmakta ve böylece problem bu uygulamayla aşılmaya çalışılmaktadır. DüÅŸünce odağını deÄŸiÅŸtirme tekniÄŸi, daha çok cinsel nevrotik yapıda kullanılmaktadır. Cinsel iliÅŸkide, cinsel güç ve orgazm niyetin hedefi yapıldığı anda dikkatin de hedefi olmaktadır. Böylece bir geri-besleme mekanizması oluÅŸmaktadır. Birey, gücünü ve orgazmı garantilemek için bütün dikkatini gücüne ve performansına yöneltir. Bu döngüyü kırmak için, birey güç ve orgazm aramak yerine yani kendini gözlemek yerine kendini unutmalıdır.
        Bireyin hiper düÅŸünmesine karşı harekete geçmek ve düÅŸünce odağını deÄŸiÅŸtirerek, haz arayışını veya orgazmı merkez düÅŸünce olmaktan çıkararak, kendisi olmaya çalışmasını saÄŸlamak gerekmektedir. Bu yaklaşımla bireyin cinsel haz için mücadele etmesi engellenerek, cinsel iliÅŸkide kendisi olmasına yardımcı olunmaktadır. Bireyin dikkati problemi üzerinden baÅŸka bir noktaya çekilmekte ve böylece danışanın problemi düÅŸünmemesi saÄŸlanmaktadır.

         Åžekil 1. Hiper Niyet- Hiper DüÅŸünce
 Frankl bu tekniÄŸi iktidarsızlık, soÄŸukluk, acılı birleÅŸme gibi cinsel sorunlarda kullanılabilecek bir teknik olarak kullanmıştır ve cinsel sorunların oluÅŸumunu ÅŸu ÅŸekilde açıklamaktadır:
         Birey gücünü ve orgazmı garantilemek için kendine ve performansına dikkat eder. Aynı ölçüde dikkat eÅŸten ve bireyi cinsel yönden uyaracak uyarımlardan uzaklaşır. Sonuç olarak cinsel güç azalır. Bu da bireyin danışanın hiper niyetini arttırır ve böylece döngü devam eder gider.
        Bu döngüyü kırmak için danışanın güç ve orgazmı aramak yerine kendi olmalı, kendini vermelidir. Birey kendini gözlemek yerine kendini unutmalıdır.
        Örnek:
        “DüÅŸünce odağının deÄŸiÅŸtirilmesi konusunda verdiÄŸim bir dersten sonra, katılanlardan birisi erkek arkadaşının iktidarsızlık sorunu olduÄŸunu dile getirdi ve  bu tekniÄŸi erkek arkadaşına uygulayıp uygulayamayacağını sordu.
Erkek arkadaşına, tedavi gördüÄŸü için, doktorun kendisine ilaç verdiÄŸini ve bira ay süreyle cinsel iliÅŸkiden kaçınmasını tembihlediÄŸini söylemesine karar verdik. Ertesi hafta öÄŸrenci müdahalenin iÅŸe yaradığını bildirdi.”
 3.4. Çekici Teknik (The Appealing Technique): Lukas yukarıda tanımlanan üç tekniÄŸin uygulanabilmesi için danışmanın danışanı dikkatlice dinleyip dünyaya bakış açısını anladıktan sonra, durumun nesnel anlamda ne anlama geldiÄŸini keÅŸfetmeye çalışmayı gerektirdiÄŸini belirtmektedir (Ivey, Ivey ve Simek-Downing, 1987). Lukas’a göre bu teknik alkol ve uyuÅŸturucu tedavisi gören danışanlarda ya da diÄŸer tekniklerle ulaşılamayan danışanlarda kullanılabilir. Bu teknik Adsız Alkoliklerin (AA) ve bazı uyuÅŸturucu tedavi gruplarının kullandığı yönteme benzemektedir. Danışman, danışanın durumunun umutsuz olmadığı düÅŸüncesine varır ve danışanın da benzer bir farkındalığa sahip olmasını saÄŸlar. ÖrneÄŸin uyuÅŸturucu bağımlısı olan bir danışandan “Çaresiz deÄŸilim, kendi kaderimi kontrol edebilir ve yönlendirebilirim” cümlesini yüksek sesle söylemesi istenilebilir.
        Bu teknik, anlayışlı ve destekleyici bir danışman eÅŸliÄŸinde faydalı olabilir. Psikoanalizin ve davranışçılığın “sofistike” tekniklerinden oldukça farklıdır. Bazı danışmanlar bu tekniÄŸi kullanmayı utandırıcı bulabilmektedirler. Çünkü kuramsal anlamda çok derin görünmemektedir. Ancak danışman kendisi inanırsa bu teÅŸvik edici tekniÄŸin bazı danışanlar için iÅŸe yaradığını görecektir. Benzer teknikler kullanan Adsız Alkolikler ve benzeri grupların baÅŸarıları ortadadır (Ivey, Ivey ve Simek-Downing, 1987).
         KAYNAKÇA
1. AltıntaÅŸ, E., & Gültekin, M. (2003) Psikolojik Danışma Kuramları. İstanbul: Alfa Yayıncılık
2. Frankl, V. E. (1997) İnsanın Anlam Arayışı. Ankara: Öteki Yayınevi
3. Frankl, V. E. (1998) Duyulmayan Anlam Çığlığı. Ankara: Öteki Yayınevi
4. Ivey, A., E., D’Andrea, M., Ivey, M., B. & Simek-Morgan, L. (2002) Counseling and Psychotherapy. Allyn & Bacon
5. Ivey, A., E., Ivey, M., B. & Simek-Downing, L. (1987) Counseling and Psychotherapy. Prentice-Hall, Inc.
6. Karahan, T., F., & SardoÄŸan, E., S. (2004) Psikolojik Danışma ve Psikoterapide Kuramlar. Samsun: Deniz Kültür Yayınları
7. Nelson-Jones, R. (1995) Theory and Practice of Counseling. Redwood Books
8. Patterson, C., H., & Watkins, C., E. (1996) Theories of Psychotherapy. Harper Collins

 

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile


SEO by AceSEF
Eðitim Web Siteleri
Site Haritasý