Faydali Olmasi Dilegi ile...:
| DERDE DERMAN MÜZİK |
|
|
ESKİ TÜRKLERDE MÜZİK İLE TEDAVİ Yard. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç Müzik bütün insanlık tarihinde duygu ve bilgilerin anlatım biçimi olarak bilinir. Müzikal sesleri diÄŸer seslerden ayıran en önemli özellik, belirli bir ritim kalıbı içinde, birbirleriyle uyumlu sesler yumağı veya topluluÄŸu olarak algılanmasıdır. ÇeÅŸitli insan toplulukları, sosyal oluÅŸuma paralel olarak kültür deÄŸerlerinin ulaÅŸtığı vasata göre, müziÄŸin etkilerini keÅŸfetmiÅŸler ve pek çok konuda müzikten ve onun çok yakın öÄŸeleri olan ritim ve danstan yararlanmışlardır. Tarih belgelerine baÅŸvurarak Türk kültürünün eski devirlerdeki oluÅŸumuna yöneldiÄŸimizde oldukça eski sayılacak bilgilere ulaÅŸmaktayız: " Proto-Türk Kültürü: ... Çin kaynaklarından öÄŸrenildiÄŸine göre, bu kültürün merkezi Shensi ve Kansu eyaletleridir ve bu kültürü yaÅŸatanlar, bilhassa yüksek düzlük yerlerde oturmaktaydılar. Bu kültürü getirenlerin, sonraki Türklerin ataları olduÄŸuna ÅŸüphe yoktur. Onlar ilk göründükleri zamanlar, yani M.Ö. 3'üncü bin yılın ortalarında bile, sonraları da taşıdıkları vasıflara haiz bulunuyorlardı." " M.Ö. 3 binden itibaren Altay -Türk kültürü, aynı zamanda Altay -Türk müzik kültürünün de belirleyicisidir. Altay -Türk kültürü biraz olsun dış tesirlere açıktı. Bunların kuzeyinde kapalı olan iki bölge vardı ki , bunlar da Hakas ve Tuva bölgeleri gibi, eski Türk kültürünün çok deÄŸerli hazineleriydi. Bu her iki kültür çevresi de Altay -Türk kültür çevresi ile iliÅŸki halindeydiler.Bu devrin Altay kültürünün baÅŸlıca özelliÄŸi ise, Güney Sibirya Kültür Karakterine girmesidir. Bunun sonucu müziklerinde benzer özellikler bulunmaktadır. Altaylılar, Orhun kıyıları, MoÄŸol bozkırları ve İrtiÅŸ boylarına etkide bulunarak ve M.Ö. II. binden itibaren de ilk yurtlarından ayrılarak gelecekteki Orta Asya Türk müzik kültürünün temellerini hazırlamışlardır." M.Ö. II. bin ve III. bin yıllarında DoÄŸu Türkistan'daki Kalıntılarda flüt görülmekte. Özbekistan'ın orta bölgesinde bulunmuÅŸ, M.Ö. I. yüzyıla ve M.S. I. yüzyıla ait heykelciklerin elinde çalgı vardır. Fergana vadisi bölgesinde ise zurna çok sıkça kullanılmıştır. Tambur , Dutar, Çapraz Flüt, Balaban, Dombra topluluklarda en çok kullanılan enstrümanlardandır. " M.Ö. II. yüzyılda Türkler, Orta Asya'nın Kuça, Balasagun gibi önemli merkezlerinde yaÅŸarlarken buraya görevli olarak gelen Çin generalinin, dönüÅŸünde Türklerden götürdüÄŸü çalgılarla Çin Sarayında bir müzik takımı kurup Türk ezgileri çaldırdığı ve bu çalgıların Hunlara ait olduÄŸu, o çağın tarihçileri tarafından günlük saray kayıtlarına geçirildiÄŸi bilinmektedir. Bu sazlardan birinin "houkya" adında, ileriden boynu dönük, üzerinde perde delikleri bulunan ve sesinin gücü ile bilinen bir boru olduÄŸu yine aynı kayıtlardan öÄŸrenilmektedir." Türk müzik ve dans tarihi bilgileri, Türklerde müzik ve dans ile tedavi konusunun önemli malzemesi olmaktadır. Bu konuda ilgi çekici bazı belgelerden söz etmek gerekmektedir. DoÄŸu Türkistanlı yazar Abdulhekim Baki ( Çin Halk Cumhuriyeti Azınlık Milletler Yazarları Cemiyeti'nin üyesi, Urumçi Yazarlar BirliÄŸinin BaÅŸkan Yardımcısı ve Genel Sekreteri, TanrıdaÄŸ Edebiyat Mecmuasının BaÅŸyazarı) tarafımıza ulaÅŸan bir araÅŸtırma makalesinde ÅŸu bilgileri vermektedir: " Yazılı kaynaklara göre Uygur Türklerinin bilinen en eski müzik numuneleri günümüzden 6000-8000 yılları öncesine kadar dayanmaktadır. 'Åžincang (DoÄŸu Türkistan) Medeniyet Numuneleri' adlı araÅŸtırma dergisinin 1985 yılında yayınlanan 1. sayısında yer alan bir incelemede Hoten vilayetine baÄŸlı Çerçen kazasındaki Mülçe Irmağı mecraında bulunan Mingyarkaya resminde dans eden figürlere rastlanılmıştır. Arkeologların ilmi tetkiklerine göre bu kaya resimleri zamanımızdan 6000-8000 yıl öncesine aittir. Uygur Türklerinin 3000 yıl önce Åžaman dinine mensup olduÄŸu çaÄŸlarda Åžaman, Pirhon ve Bahşılar ÅŸarkılar söylemek ve dans etmek sureti ile hasta tedavi seansları ve merasimleri icra ederlerdi. Uygur Türkleri eski zamanlarda ölülerini ÅŸarkı söyleyerek ve dans ederek uÄŸurlarlardı. 401 yılında ünlü Uygur Türk Alimi Kumuraciva DoÄŸu Türkistan'ın KuÅŸen ÅŸehrinden Çin'in tarihi BaÅŸkenti Çangen'e giderek, dil, edebiyat, müzik ve heykeltıraÅŸlık konularında dersler vermiÅŸ ve bu sahalarda 800 kadar öÄŸrenci yetiÅŸtirmiÅŸtir." Melodi ve ritim birliÄŸi müzikal olgunun gereÄŸi olarak görülür. Türklerde dans, melodi ve ritim birçok amaç için kullanılıyordu. Özellikle ÅŸamanik inanç çerçevesinde ayinlerin en önemli malzemeleri melodi, ritim ve danstı. Bu ayinler sırasında kullanılan müzik aletleri kutsal kabul edilirdi. Müzik eÅŸliÄŸinde icra edilen danslar genellikle bazı kutsal figürlerin taklidi ÅŸeklinde olurdu. Kazak ve Kırgız Türklerinde müzik ve dans ile tedavi örneÄŸi olarak, çok eskiden beri devam eden bir dans olan "Karacorga" bir atın yürüyüÅŸünü simgelemektedir. Kartal, kurt, ayı, geyik, kuÄŸu, 7 evliya, at, kaz bu simgelerden bazılarıdır. Eski inanışa göre bu figürler Ataruhunu temsil etmektedirler. Adı geçen at yürüyüÅŸünü temel alan ve günümüze kadar gelebilmiÅŸ tedavi dansı örneÄŸi olan Karacorga (Baksı Dansı)nın benzer örneklerini Azerbaycan Gobustan kayalıklarındaki figürlerde görmekteyiz. Yazılı kaynaklardan bu konuda ÅŸu bilgilere ulaÅŸmaktayız: " Baku'dan doÄŸu istikametine gidilirse, bir saat kadar sonra karşınıza bir kadim insanın daha resmi çıkacaktır. Kobustan'da karmakarışık kaya yığınları arasında ansızın kayalar üzerine çizilmiÅŸ resimler göze çarpıyor: Av sahneleri, tören dansları oynayan bir grup insan, burun kısmında güneÅŸ iÅŸareti olan çok kürekli bir kayık, aslana benzeyen acayip hayvanlar. 12 bin yılı aÅŸkın bir zaman önce burası kadim sakinlerin yerleÅŸim yeriydi. DiÄŸer bir kitapta aynı konu ÅŸöyle dile getiriliyor: "... Azerbaycan'da yaÅŸamış halkların iptidai ilkin raks formlarının meydana çıktığı yer respublikanın güney reyonlarıdır. Alimler Baku'nun yakınlarında Gobustan'da kadim rakslardan haber veren kaya tasvirlerinin raks eden figürleri aÅŸikare çıkarmışlardır. Uzak geçmiÅŸin ressamı bu tasvirini takriben sekiz-on bin yıl bundan evvel yaratmıştır. Rakslar yalnız merasim karakterli rakslar olmuÅŸtur. Raks hiç de temaÅŸa edilmek için deÄŸildi; aksine muayyen bir merasimin vacip elementi gibi lazım gelirdi." Eski Türklerde tedavi amacıyla kullanılan müzik ve dans konusu, sosyal hayatta mistik alanda önemli bir yer bulmuÅŸtur. Baksı ve Kam adı verilen tedaviciler, bu tedaviyi bir merasimle, müzik ve ritim ve de dans ile harekete geçen sezgileriyle gerçekleÅŸtiriyorlardı. Miladi VI-VII. yüzyıllarda kuzey Çin'de hüküm süren Türk soyundan bir Tabgaç hükümdarı hakkında Miladi 576 tarihli bir Çin kaynağı ÅŸunu anlatıyordu: "Hükümdar ve soydaÅŸları, Çin'de bilinmeyen ve hoÅŸ görülmeyen bir tarzda, gök ayini sırasında raks ediyorlardı. Ayinin sonunda, kadın kamlar davullar çalarken Tabgaçlar, doÄŸu yönünde yükselen kurban taşına doÄŸru secde etmekteydiler." Miladi 569'da Batı Türk Hakanına Bizans elçisi olarak gelen Zemarkhos da, Semerkand'da Gök-Türk kamlarının davullar ve çıngıraklar çalarak, ateÅŸ etrafında devran ettiklerini görmüÅŸtü. Din dışı rakslar ile de merasim yapılırdı. Miladi VI-VII. yüzyıllardan Çin kaynakları, Gök-Türklerin, bir ayak ile hareketli bir top üzerinde durarak, denge için kollarını iki yana açıp, diÄŸer ayakla çok hızlı bir ÅŸekilde döndüklerini anlatır. "...Adı geçen bu raksın Milad devrinde de uygulandığı, iç Asya göçebelerinin eski ili olan Kuzey Çin'de bir mezar duvarındaki tasvirlerden bilinir. Rakkas saÄŸ ayağı ile bir top üzerinde denge kurmuÅŸ, arkaya doÄŸru uzanan sol ayağı ile dönmektedir. Açılmış kollarının yenleri uçuÅŸur gibidir. Rakkasın önünde bir diz üzerine çökmüÅŸ müzisyen davul çalmaktadır." Türk müziÄŸi ve folkloru tarihi bütün Türk illerini ve kültürün pek çok dalını içine aldığı için bazı konuların birbiriyle örülü olduÄŸunu gözlemek mümkün olmaktadır. Baksı veya Kam adı verilen tedavicilerin bir çok iÅŸlevi üstlenmeleri bu konuya güzel bir örnektir. Tedavici, icra ettiÄŸi müzik, ritim ve danslarla bir sanatçı gibi görünür, ama o trans içinde sezgi bilgisinden bahsettiÄŸi için medyumdur. Toplumun ihtiyacı ve sorularına cevap verdiÄŸi için sosyolog ve pedagog ve de psikolog rolünü de üzerine almıştır. UlaÅŸtığı trans'ın sezgi neticesi oluÅŸturduÄŸu bilgi derinliÄŸi açısından, insanların duygularına yön verme imkanı sebebiyle hekim ve de manevi ihtiyaçlara cevap verme yeteneÄŸi ve konumu sebebiyle de ruhiyatçı rolünü oynamaktadır. Dede Korkut misalinde olduÄŸu gibi. Dede Korkut bir yanda öÄŸüt verir, bir yanda destan söyler, diÄŸer yanda kopuz çalar, hasta tedavi eder ve çeÅŸitli konularda iyi sonuçlar alınması için dua eder. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere eski Türklerde müzik ve dansla tedavi basit bir hekim iÅŸi deÄŸil sosyo-kültürel ve spiritüel bir fenomendir. Bu konuya açıklık getirmek için bazı örnekler ÅŸöyle sıralanabilir: "XI. yüzyıl tarihçilerinden Gardizi, Kırgızlara dair ÅŸu malumatı veriyor: Kırgızlar arasında Faginum (Kam) dedikleri bir kiÅŸi vardır; her yıl muayyen bir günde gelir, çalgıcıları ve her türlü çalgı aletlerini getirirler. Çalgıcılar çalmaya baÅŸlar, Kam bayılarak düÅŸer; bundan sonra ondan o yıl neler olacağını, kıtlık, bereket, yaÄŸmur, kuraklık, tehlike, emniyet, düÅŸman saldırısı hakkında sorarlar. Kam hepsini söyler ve ekseriya onun dediÄŸi olur." İptidai ÅŸamanizmde ÅŸaman ile tabibin aynı ÅŸahıs olduÄŸu kabul görür. "...Kamların tanrılar ve ruhlar hakkındaki tasavvurları dini törenlerde okudukları dua ve ilahilerdeki tavsiflerden anlaşılabilirdi. Fakat bu ilahileri ve duaları tespit etmek güçtür. Ayinlerden sonra kam bu okuduklarını tekrarlayamaz, çünkü kam dualarını istiÄŸrak (trans) halinde irticalen söyler ve unutur." Balasagunlu Yusuf Hacip 'Kutadgu Bilig'de kamları otaçılar (tabibler) ile bir tutmuÅŸ; kamların insan topluluÄŸu için yararlı kiÅŸiler olduÄŸuna iÅŸaret etmiÅŸtir. Kerek tut otaçı, kerek kam Ölügligke her giz asıg kılmaz em" (Gerek hekim, tabib tut, gerek kam tut; Eceli gelene ilaç fayda vermez.) Bir baÅŸka sözü de ÅŸöyle söylüyor: "Kamug igke ot ol emi belgülüg Ol ig emlegüçi kam belgülüg" (Her derdin belli ilacı, tedavi edecek kamı bulunur.) Kanaati temsil eden Odgurmış adlı zahid, hakana nasihat verirken "bazı insanlar yoksul; bazı insanlar da kaygı ile yıpranmışlardır. Bunların ilacı, dertlerine derman sendedir. Bunları tedavi et, bunların Kam'ı ol" diyor ki dikkate deÄŸer. "Seningde turur kör bularnıng emi Otagıl daru birle bolgıl kamı." İslamlaÅŸmaya baÅŸlayan kamların dualarına Peygamber'in, meleklerin, evliyanın ve ÅŸeyhlerin adları girmeye baÅŸlamıştır. DoÄŸu Türkistan Türkleri, Yakutlar gibi, erkek ÅŸamana "oyun" derler. Kırgız-Kazaklar'da ÅŸaman yerini tutan ve onun aaaalerini uygulayan kiÅŸiye "Baksı" ya da "Bahşı" denir. Baksı veya Kam adı verilen bu Asya Türk tedavicileri, tedavi seansı sırasında kutsal saydıkları müzik aletlerine özel önem verirlerdi. Bunlar içinde kopuz kelimesiyle ifade edilen, yay,ağız ve parmakla çalınan aletlerin manevi ve terapatik baÄŸlantıları vardı. Kazakistan'ın Almatı kentinde tanıştığımız bir kopuzcu olan Si:-):-):-):-)y'ın aktardığı bilgiler önem taşımaktadır: " Kopuz Dede Korkut'un sazıdır ve yayla çalınır. BaÅŸ kısımdaki tellerin baÄŸlandığı ses burgularından birisi güneÅŸi diÄŸeri ayı temsil eder. Gövdede telleri taşıyan köprü kısmının altı yeri, üstü de göÄŸü temsil etmektedir. Ses yayın sürtünmesi ile ikisinin arasından çıkar; bu ses ata ruhu ile baÄŸlantı kurmaya yardımcı olur. Hakas, yani eski Kırgız Türklerinin yurdu, Kem ırmaklarının çevrelerinden baÅŸlar; ünlü Yenisey ırmağının baÅŸlangıçlarına kadar uzanır. Göktürk yazıtlarının Yenisey yazıtları adlı bölümü buradadır. Eski Türk sazlarının veya kopuzlarının en orijinal ve en eski ÅŸekli de buradan belgeleniyor. Vertkoy bu Hakas komıs veya kopuzunu ÅŸöyle tarif ediyor: ... Komis 2 veya 3 telli bir sazdır. Altay çevresinde, TobÅŸur denen saz ile Tuva'daki TopÅŸulur adlı sazlarla aynı kökten gelir. Teknesi ve sapı aynı kütükten çıkarılır. Alt kısmı koyun veya geyik boynuzu ile kaplanır. Telleri at kılı veya koyun barsağı ile yapılır. İki telinden biri ak diÄŸeri kara idi. 70-80 santim kadar uzunluÄŸu vardır. Yazarın ÅŸu tespitleri önem taşımaktadır: " ... adı geçen bu musiki aleti önce deri ile kaplanıyor; derinin üzeri de geyik boynuzları ile perçinleniyordu; boÄŸuk ve iniltili ses sihir dolu olarak böyle bir tekneden çıkıyor ve çevreye yayılıyordu.... Müzik, yalnızca zevk, neÅŸe, aÅŸk, hüzün ve eÄŸlence katkısı deÄŸildir. Devlet, millet birliÄŸini oluÅŸturan; savaÅŸta orduya duygu veren, yürüyüÅŸ ve hareketini düzenleyen de, ses ve ritimdir. Müzik ve kopuz veya saz, tedavi eden, ruhları dinlendiren, iradelere güç etkisi veren, aynı zamanda toplulukta birlik yaratan sosyal aletlerdi. Velilik ve ululuk sembolü idi. Dede Korkut'ta görüldüÄŸü gibi. Gazi erenlerin başına ne geldiÄŸini söyleyen bir sembol idi. Ulularla haberleÅŸme; medet ve yardım isteme sesiydi. Kopuzla övülen yiÄŸitlere güç veren, boÄŸaları ve buÄŸraları yenmelerine imkan veren ilahi bir sesti. Kanturalı hikayesinde olduÄŸu gibi. TopluluÄŸa haber veren, halkı uyaran kutlu ses de kopuzun kutlu sesidir. Beyrek'in yurduna dönüÅŸünde, atını verip bir kopuz alması gibi... İyi ruhları çağıran, kötü ruhları kovan kutlu ses de kopuzun sesidir. "... yarı müslüman, bahşı adlı kopuzcular, sihir, fal, tedavi, iyi ruhları çağırma, kötü ruhları kovma törenlerinde yalnız kopuz kullanıyorlardı." Prof. Dr. Bahaeddin Ögel'in Radlof'dan aktardığı ÅŸu bilgiler kopuz hakkında daha net tarifler vermektedir: "... Baksa, çok eski ÅŸamanların zamanımıza kadar gelen örneklerinden biridir. Hastalıklarda, yardımcı olmak için çaÄŸrılırlardı. Baksa'ların, ÅŸamanların davulu yerine iki telli bir kemençeleri vardır. Kenarları zillerle ve ses veren maden parçaları ile süslenmiÅŸtir. Buna kobus derler. Bir de asa taşırlardı. DeÄŸnek ÅŸeklindeki bu asanın başında da bir çıngırak ve maden parçaları vardı...." Kazak ve Kırgızların inanışına göre, Korkut Ata en büyük velilerden sayılır. Kazakların kopuz ve tombure, dombra gibi sazlarını icat eden de yine Korkut Ata idi. Eski Türkler'de müziÄŸin çeÅŸitli alanlarda ve bu alanlar içinde hasta tedavisi için kullanıldığını çeÅŸitli kaynaklardan inceledikten sonra, Türk müziÄŸinin tonal yapısı üzerinde durabiliriz. Müzikolog Mahmud Ragıp Kösemihal ve Ahmet Adnan Saygun bu tonal yapıyı pentatonizm (beÅŸ seslilik) üzerine inÅŸa etmektedirler. Yedili sistemde oktavıyla 'sekiz ses'ten oluÅŸan "gam" veya "dizi" tarifine karşı pentatonizmde oktavıyla beraber 6 ses bulunmaktadır. Batı'da sistemleÅŸtirilerek açıklanan ve formüllerle gösterilen majör ve minör gamlar gibi. Do- Re- Mi- Fa- Sol- La- Si- Do 1 1 ½ 1 1 1 ½ Majör gamı örneÄŸi La- Si- Do- Re- Mi- Fa- Sol- La 1 ½ 1 1 ½ 1 1 Minör gamı örneÄŸi bir çok deÄŸiÅŸik pentatonik gamlar dünyanın bir çok yerinde tespit edilmiÅŸtir. Sol- La- Si- Re- Mi- Sol- 1 1 1½ 1 1½ Majör Pentatonik Örnek Sol- Si(b)- Do- Re- Fa- Sol 1½ 1 1 1½ 1 Minör Pentatonik Örnek Japon MüziÄŸinde pentatonik melodiler çok fazla bulunmakta olup.Japon müzikologlar bu pentatonik dizilere 'minyo', 'gagakulitsu', 'riyuku', 'miyakobuÅŸi' gibi adlar vermiÅŸlerdir. Kazak Türkleri'nin tedavi seanslarında, dombra ve kılkopuz eÅŸliÄŸinde söyledikleri melodik sözler ve Kazan Türkleri geleneÄŸinde halen örnekleri bulunabilen Ural tedavicilerinin dombra, koray ve ağız kopuzu (gubuz) ile söyledikleri ÅŸarkı ve dualar tamamen pentatonik özellikler göstermektedir. Kazak, Kırgız, Altay, Ural, Tuva, Hakas, Saha, Karaçay , ÇuvaÅŸ vb. Türk topluluklarının bugüne kadar gelmiÅŸ ve halk içinden derlenmiÅŸ, notaya alınıp kaydediÅŸmiÅŸ pek çok pentatonik ÅŸarkı, dua, melodi, küy (enstrümantal olarak icra edilen ve bir konuyu dile getiren müzikal eser. Örnek: "Nazlı Hanımın yürüyüÅŸü") vardır. Pentatonik müzik formunun eski Türklerin tedavisinde temel elemanlardan birisi olduÄŸu bilgisiyle bu tonal özellikleri incelemek yerinde olacaktır: "Pentatonik müzik tarihten önceki çaÄŸlardan kalmadır ve bir Asya malıdır. Alman müzikolog Kurt Sachs: Ezcümle pentatonizm bir yandan ÅŸimal kenarında-İskoçya'da, Laponlar arasında- bir yandan da cenupta, Macaristan'da, Gregua tegannisinde, eskilerin musikisinde ve hatta İspanya'da bulunuyor. Bu halde Pentatonizm (major) ve (minör) makamlarından daha eski olmak lazımdır. "Dava ÅŸudur: ortada bir 'pentatonik çatı' hakikati var; en eski ve Asyai olan öz budur. A) Aslında heptatonik iken bu pentatonik çatı ananesine göre sadeleÅŸtirilmiÅŸ ezgileri bulmak, B) ve aslında öz pentatonik iken süs notları, geçici notlar veya çarpmalar gibi yarım-tonlarla heptatonik bir renk almış (fakat çatı notlarının dizisi gene pentatonik kalan) ağızları meydana koymak ayrı ayrı çalışma mevzularıdır; bu yollarda bulunacak örnekler, öz pentatonik ( pentatonik anhemitonik) tiplerinin kadrosunu geniÅŸletmeye yararlar..." "... DeÄŸerli kompozitör Bela Bartok'un bir iki umumi incelemesini okumakla iktifa edelim: Eski çığırdaki Macar ezgilerinin arkaik boyası ve parlando-rubato ritmi bize, bu ezgilerin köylü sınıfı arasında saklı kalmış yaÅŸlı bir musiki kültürünün bakiyelerini temsil ettikleri ihtimalini düÅŸündürüyor. Eskilik taşıyan karakterleri, en baÅŸta pentatonik bir dizi olan ÅŸu en kuvvetli ses dizisinden ileri gelir: Sol, Si bemol, Do, Re, Fa, Sol..... Pentatonik dizi sistemleri daha ziyade ilk Macarların Asya'dan getirmiÅŸ oldukları yaÅŸlı bir musiki kültürü ile karşı karşıya bulunduÄŸumuz sanısını verir: Çeremislerin, Tatarların ve Kırgızların pentatonik musikileri ile doÄŸrudan doÄŸruya iliÅŸikli bulunması muhtemel bir musiki....." Fransız yazar M.H.Prunieres, müzikolog Dr. R. Lachmann,Prof. Hornbestel, Fransız M. Alexis Chottin Afrika'daki Berberi ve Tuareg musikilerini incelemiÅŸler ve Türkistan pentatoniklerinin temiz ve net örneklerini gözlemlemiÅŸler ve Afrika- Orta Asya müzikal baÄŸlantılarına iÅŸaret etmiÅŸlerdir. 1979 yılı Kasım ayında Londra'da bulunan Nordoff-Robbins müzik terapi enstitüsünü ziyaret etmiÅŸtim. MeÅŸhur keman virtüözü Y. Menuhin'in yöneticisi olduÄŸu bu enstitünün ikinci baÅŸkanı Juliette Alvin'le görüÅŸmüÅŸ ve otistik çocukların müzikle tedavi seanslarını izlemiÅŸtim. Bu seanslarda piyano ve ritim sazlar eÅŸliÄŸinde pentatonik melodilerle terapi icra ediliyordu. Sayın J. Alvin pentatonik müzik icraatının çocuklarda kendine güven ve kararlılık duygusu oluÅŸturduÄŸunu ve bu duygularla otizmin tedavi edildiÄŸini bana açıklamıştı. Benim gözlemlerim de bu teoriyi doÄŸrular biçimde idi. Avrupa'nın pek çok ülkesinde " WALDORFSCHULE" adı altında Rudolf Steiner adındaki Antroposophi biliminin kurucusunun eÄŸitimini sürdüren okullar bulunmaktadır. Sanat ile eÄŸitimi ön planda tutan bu okullarda müzik, en önemli eÄŸitim konusu olarak ele alınmakta ve özel olarak yapılmakta olan 'arp' ve 'flütler' ile pentatonik müzik eÄŸitimi verilmektedir. Modern caz müziÄŸindeki improvizasyon kolaylığı ve sezgi baÄŸlantısının gerisinde pentatonik gamlardan yararlanılması bulunmaktadır. Günümüz caz ustalarından Amerikalı tanınmış virtüöz piyanist Keith Jarret. Åžöhretini cazda kullandığı pentatonik skalalara borçludur. Dünyanın bir çok bölgesinde (Orta Asya; Ural, BaÅŸkurt, Kırgız, Kazak, Sibirya, Tuva, Hakas, Saha, Altay,Anadolu, ÇuvaÅŸ, Çin, Japon, Endonezya, Hindistan, Afrika, İskoçya, Kuzey,Orta ve Güney Amerika ve Eskimo) pentatonik müzik örnekleri çeÅŸitli amaçlar için kullanılmaktadır. Bu amaçlar içinde trans ve tedavi konuları özellik taşımakta ve önemli sayılmaktadır. Pentatonik melodilerin uygun bir konsantrasyon durumunda iç duygulardan üretilip kolayca ÅŸuur vasatına ulaÅŸtığı ve improvizasyon ÅŸeklinde sonsuz denecek kadar velud varyantlara ulaÅŸtığı bilinmektedir. Asya Baksı'ları ve Kam'ları bazen günlerce süren ayinlerinde pentatonik melodileri irticalen icra edip trans haline girebilmektedirler. Bu konuda yazılı bir belgeyi aynen aktarmakta fayda görüyorum: "Sıtma ve Åžamanizm:Burada ben müthiÅŸ bir sıtmaya tutulmuÅŸtum. Bu bende Buhara'dan beri vardı. Hükümet azasından Abdülhamit Arifov kinin getirmiÅŸti. O da kulaklarıma kötü tesir ediyordu. Bir gün dediler ki yakında aq-car ismindeki köyde çok tecrübeli bir baksı yani ÅŸaman var. Ona tedavi ettirelim. Ben de çarnaçar razı oldum. Bahşıya haber verdiler köyüne gittik. MeÄŸerki bunlar Karlıklar'danmış; o bir gün hazırlığını görecekmiÅŸ. İkinci gün akÅŸamı gittik. Bir Özbek çadırı içinde büyük bir ateÅŸ yakılmıştı. Kapkara sakallı 40 yaÅŸlarında görünen saÄŸlam yapılı Baksı normal bir insan sıfatıyla çay içip konuÅŸtuktan sonra arkadaÅŸlarıyla bir daire yaptı. Elinde düngür denilen davulu çalarak ÅŸamani ÅŸarkılarını söyleyip dönmeye baÅŸladı. BaÅŸkaları da dönüyorlardı. Bu merasim uzun sürünce Baksı Bana geldi. Sen bize inanmıyorsun; ruhlar gelmiyor,okumayı tatil edelim dedi. Ben de aman tatil etme, ben inanırım dedim. Yine bir müddet döndüler, çaldılar ÅŸarkı söylediler. Nihayet bunlardan biri vecde geldi. AÄŸzından beyaz köpükler çıktı ve kendini kaybetti. Onu bir kenara çıkarıp yatırdılar, böylece birkaç kiÅŸi vecde geldikten sonra nihayet Baksı'nın kendisi de vecde geldi. Orada hazır bir demir kürek vardı. Onu yanan ateÅŸe koymuÅŸlardı. Bir aÄŸaç sap sokarak Baksı küreÄŸi kaldırdı. AÄŸaç saplar yanmaya baÅŸladı. AÄŸzına su atıp küreÄŸe püskürttü. AteÅŸten sıçrayan su tanecikleri yüzüme geliyor ve beni yakıyordu. Kokma korkma iyidir dediler. Nihayet o Baksı ateÅŸte yanan bu demir küreÄŸi diÅŸleriyle aÄŸzına aldı. Birkaç defa etrafımda bu ÅŸekilde dolaÅŸtı ve tekrar ateÅŸe attı. Bu arada Baksı'ya her taraftan sualler soruluyordu. Benim iyi olacağımı söyledi. Emir'in muvaffak olup olmayacağını sordular. Nihayet o kendine geldi; bana da artık iyileÅŸeceksin ilaç filan almayın dedi. AÄŸzına yanmış küreÄŸi aldığı halde siyah bıyıkları yanmamıştı. AteÅŸin sahte olmadığını da sıçrayıp yüzüme kadar gelen su damlacıklarından biliyorum. İşte bu suretle hayatımda ilk defa olarak hakiki bir ÅŸaman ayini görmüÅŸ oldum; gerçi küçüklüÄŸümde de böyle bir hastalığımı bizde 'BaÄŸucu' denilen Baksı tedavi etmiÅŸti. Bundan sonra kinin almadım ve sıtmayı da hissetmedim. Bu zat dolandırıcı olmayıp hakiki Baksı sayılıyormuÅŸ. Hiçbir ücret veya hediye kabul etmedi. Bu ÅŸaman ayinlerini yaptırmam burada yaÅŸayan Özbeklerin bana karşı münasebetlerinde daha samimi olmalarına sebep oldu. Bu muhitte Özbekler bana çok hürmet ederler ve molla diye konuÅŸurlardı. Cebbar Bek bir gün Özbek eÅŸrafından 40'a yakın zevatı beni tanıtmak üzere çağırmıştı. Bunlar emir taraftarı deÄŸillerdi. Onlarla çok güzel sohbetler yaptık. Böylece Cebbar'ın yanında bir aydan fazla zaman kaldım." Türk müzik terapi geleneÄŸinin temel malzemesi olan melodik yapının pentatonik özellikler göstermesi konusunda ÅŸu tespitler önem taşımaktadır. " Pentatonizmin eskiliÄŸi: Gerek Firikya pentatonikleri hakkındaki Grek notlarının, ve gerek Macarların Asya'dan getirdikleri ezgilerin ana çatısının gene o olması keyfiyeti, pentatoniÄŸin Asyai eskiliÄŸini belirtmeye yetecek ilk deliller gibi sayılır. Fakat gelecek kitapta, bir takım Leh, İskandinav, İskoç ve İrlanda ÅŸarkılarında ve Afrikanın Berberi müziklerinde de pentatonizmin ÅŸümullü yeri bulunduÄŸunu görünce, onun 'eskiliÄŸi' maddesinden baÅŸka en uzak göçlerle olan iliÅŸiÄŸi meselesi üzerinde de düÅŸünmek gerekli olduÄŸuna inanacağız. İşte böylece, Türk halk musikisinin en eski tonal tipinin "pentatonik çığır" olduÄŸu anlaşılmış oluyor, çeÅŸitlerini mukayeseli bir ÅŸekilde belirtmek iÅŸi Türk müzikolojisinin baÅŸlıca endiÅŸelerinden olmaktadır." Günümüzde eski Baksı'ların trans, dans, kopuz, dombra, davul birlikteliÄŸi ile örülen tedavi seansları, Kazakistan,Altay, Saha, Kırgızistan Tuva, Ural bölgelerinde hala yaÅŸamaktadır. Karacorga adı verilen eski Baksı dansı, tarafımızdan aktif müzik terapinin yaÅŸayan en eski örneÄŸi olarak dünyanın çeÅŸitli ülkelerinde bulunan 11 merkez ( Madrid, Barselona, Zürich, Viyana, Rosenau, Berlin, Mannheim, Freiburg, Almatı, BiÅŸkek, İstanbul) ve 6 okul (Rosenau, Zürich, Berlin, Mannheim, Madrid, Barselona) faaliyeti kapsamında hem eÄŸitim için hem de çeÅŸitli hasta gruplarının tedavisi için kullanılmaktadır ve öÄŸretilmektedir. Münih Yüksek Müzik Akademisi (Hochschule für müsic), Rosenau müzik terapi enstitüsü ve Marmara Üniversitesi eÄŸitim öÄŸretim kooperasyonu bünyesinde, akademik müzik terapi eÄŸitiminde eski Türklerin müzik ve dans terapi geleneÄŸi öÄŸrencilere tarafımızdan öÄŸretilmektedir. Dünyaca tanınan kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz ölüm korkusu yüzünden kalp ameliyatlarında ölüm vakalarının çokluÄŸunu belirtirken, eski Türklerin müzik terapi uygulamalarının örnek melodik icra ÅŸekillerini içeren ve tarafımızdan hazırlanan müzik terapi CD'lerinin dinletilmesiyle ölüm vakalarının azaldığını ve tedavide baÅŸarı saÄŸlandığını kendi kitabında tarafımıza ayırdığı sayfalarında yazarak belirtmektedir. Günümüzde hala yaÅŸayan ve çok eski zamanlardan beri Türk kültüründe özenle yaÅŸatılan bir örnek, Kazak, Kırgız, ve Altay Türklerinde 'Baksı Dansı', 'Karacorga' veya 'Baksı tedavi seansı' olarak bilinen bir müzik - movement terapi ÅŸeklidir. Bu seansı yöneten Baksı (görücü, gören, bakan) Ata ruhunun seçtiÄŸi ve görevlendirdiÄŸi bir kiÅŸi olarak toplumca kabul edilmiÅŸ, terapi seanslarındaki isabetli uygulamaları sebebiyle kendisine saygı duyulan bir kimsedir. Baksı önce dua ile 'Ata-ruhu'na iltica eder ve yavaÅŸ yavaÅŸ ilk baÄŸlantıyı kurduÄŸu yerden ayaÄŸa kalkarken spiral ÅŸeklindeki el-kol hareketleriyle spiritüel enerjiye konsantre olup, o enerjinin kollarında oluÅŸmasına çalışır. Bu sırada Dombra , Kılkopuz, Åžangobız, adlı enstrümanlar ve su sesi ile müzisyenler kendisine eÅŸlik eder. İkinci safhada adı geçen enerji omuzlara yöneltilir ve omuz hareketleri ile birlikte ritim ve melodi deÄŸiÅŸir. Fizik bedendeki son durak olan baÅŸ hareketi baÅŸladığında müzisyenler ritmi ve melodiyi uygun ÅŸekilde icra ederler. Sonraki bölüm seansın en önemli yeri olup; Baksı, bu bölümde serbest ritim ve melodi ile sezgilerine yönelir ve improvize ( içine doÄŸduÄŸu gibi ) dans ile trans (vecd, istiÄŸrak, duyguların yücelmesi) haline girer. Trans sırasında hasta için neler yapılması gerektiÄŸine ait bilgileri, sezgileri ile algılar ve uygular. Bu bölüm sonsuzluk ve ölümsüzlük, deÄŸiÅŸmeyen bilgi ile bir olma bölümü olarak tarif edilir. Daha sonra dönüÅŸ baÅŸlar, baÅŸ, omuz ve kol hareketleri sıra ile uygulanıp yer baÄŸlantısı sonucu oturularak seansa son verilir. Seansın süresini genellikle Baksı tayin eder. Yard. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç ve Teo. Psk. Gerhard Kadir Tuçek (Avusturya DoÄŸu Müzik Terapisi Okulu Müdürü) tarafından geliÅŸtirilen ve Avrupa'da bir çok hastane ve tedavi merkezlerinde uygulanan aktif müzik terapi seansı: Bu uygulamada ana düÅŸünce; unutulmuÅŸ duyguları yeniden uyarmak ve yeni duygular üreterek kiÅŸinin içinde bulunduÄŸu hali deÄŸiÅŸtirmek ve saÄŸlıklı yaÅŸama ÅŸartlarına adaptasyonu saÄŸlamaktır. Bu amaçla, uygun hareketlerle, tabiatta bozulmadan devam eden uyuma ve dengeye ulaÅŸma faaliyeti olarak tarif edilebilecek olan seans; pentatonik ve yarı pentatonik ve otantik olarak yaÅŸayan Türk musikisi repertuarı ile, tabii, otantik enstrümanların icrası beraberliÄŸinde yürütülmektedir. Otistik, nevrotik, pasif, korkak, çekingen, sıkıntılı kiÅŸiler ile spastik, özürlü kiÅŸilerde hem duyguların deÄŸiÅŸmesi ÅŸeklinde hem de egzersiz vasıtası ile hareket kabiliyetinin geliÅŸmesi yönünde olumlu terapi etkileri bu seans ile saÄŸlanabilmektedir. SEANSIN UYGULANMASI: 1. hareket el, göz ve kalp arasında denge saÄŸlamak ve elleri tanımak ( Beyindeki nöronların en çoÄŸu eller ile dile ayrılmıştır.) Hareket kolların dıştan içe daire çizmesi ÅŸeklinde olup; tarifi, dış tesir ve uyarılardan uzaklaşıp, bize bahÅŸedilen gerçek deÄŸerlere ve kendi özümüze yönelmek. SaÄŸlık için, birlik ve bütünlük duygularına ulaÅŸmak için iç konsantrasyon. Hareket kolların dıştan içe geniÅŸ kavis çizerek, yere paralel hareketi. KavuÅŸma, yol ve mesafe kat etme, ulaÅŸma, yüzme, uçma, koÅŸma gibi tabii hareketlerle rezonans çalışması. Hareket stres ve fizik-enerji blok merkezleri olarak bilinen omuzları ve sırt-göÄŸüs kas ve kemiklerini çalıştıran bir hareket. Eller belde sabit tutularak iki omzun da öne arkaya ve saÄŸa-sola hareketi esas alınır.(Baksı dansı örneÄŸi). Hareket eller belde olmak üzere başın öne-arkaya ve yanlara hareketidir. Özellikle ense ve boyun kasları ile beyne giden sinir ve damarlar için geliÅŸtirici ve yol açıcı egzersiz olarak tarif edilir.(Baksı dansı örneÄŸi). Hareket seans boyunca öÄŸrenilen hareketlerin tabiat hareketlerindeki uyum ve denge düÅŸünülerek zorlama olmadan - içe doÄŸacak ve derinden hissedilecek ÅŸekilde icraatı. (KuÅŸ uçuÅŸu, at koÅŸuÅŸu, su akışı, rüzgar esiÅŸi vb. gibi). Bu seans sonunda ayaÄŸa kalkılır ve bütün vücut hareket eder, yavaÅŸ yavaÅŸ ağırlaÅŸarak seans biter. Türk tarihi ve kültüründe önemli bir yeri olan müzik, dans ve bunlarla yapılan tedavi konusunda; pentatonik müzik formu ve Baksı-Kam tedavi geleneÄŸinin yanısıra olgunlaşıp yerleÅŸen 'makam müziÄŸi ile tedavi' günümüz tıbbında yeniden güncelleÅŸmiÅŸ bulunmaktadır. Bin yıldan daha önceki zamanlarda Orta Asya'da; Horasan ve Uygur bölgelerinde geliÅŸerek yayılan makam musikisi hakkında Farabi,İbn-i Sina, Ebu Bekir Razi, Hasan Åžuri, Hekimbaşı Gevrekzade Hafız Hasan Efendi, HaÅŸim Bey eserler yazmışlar ve makamların duygular ve organlarla iliÅŸkilerini tasniflerle belirtmiÅŸlerdir. Pentatonik müzik Türk illerinde geliÅŸmeye devam ederken, yedili sistem olan ve bir tam sesin dokuz komadan oluÅŸması esasına dayalı makam sistemi, takriben dört yüzü geçen makam zenginliÄŸi ile kültür ve sanatımıza büyük katkıda bulunmuÅŸtur. PASİF ( RECEPTİV) TERAPİ M.S. 834-932 yıllarında yaÅŸamış olan müslüman Türk bilginlerinden Ebu Bekir Razi, melankoliklerin tedavisi üzerine yazdığı bir eserinde ÅŸöyle diyor: " ... melankolik hasta kesinlikle meÅŸguliyetle tedavi edilmelidir. ... melankolik hasta balık tutma veya avlanma gibi eÄŸlenceli iÅŸlerden biri ile uÄŸraÅŸmalıdır. Mümkünse çeÅŸitli oyunlara alıştırılmalıdır; huyunu, ahlakını, davranışlarını beÄŸendiÄŸi ve sevdiÄŸi kimse ile buluÅŸup görüÅŸmeli özellikle güzel sesle okunan ÅŸarkılar dinlemelidir." Büyük Türk Bilgini Farabi (870-950) makamların ruha etkisini ÅŸöyle sınıflandırır: Rast makamı: İnsana sefa (neÅŸe, huzur) verir. Rehavi makamı: İnsana beka (sonsuzluk fikri) verir. Küçek makamı: İnsana hüzün ve elem verir. Büzürk makamı: İnsana havf (korku) verir. İsfahan makamı: İnsana hareket kabiliyeti ve güven hissi verir. Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir. UÅŸÅŸak makamı: İnsana gülme 'dilhek' verir. Zirgüle makamı: İnsana uyku 'nevm' verir. Saba makamı: İnasana ÅŸecaat (cesaret, kuvvet) verir. Puselik makamı: İnsana kuvvet verir. Hüseyni makamı: İnsana sulh ( sükunet, rahatlık) verir. Hicaz makamı: İnsana tevazu (alçak gönüllülük ) verir. Büyük islam bilgin ve filozoflarından İbn-i Sina ( 980-1037), musikinin tıpta oynadığı rolü ÅŸöyle tanımlamaktadır: " ...tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek , onu sevdiÄŸi insanlarla bir araya getirmektir..." İbn-i Sina, Farabi'nin eserlerinden çok yaralandığını ve hatta musikiyi de ondan öÄŸrenerek Tıp mesleÄŸinde tatbike koyduÄŸunu söylemektedir. Arapça yazdığı Kitap'ün necat ve Kitab'ün Åžife'deki12 fasıl tamamen musikiye ayrılmış olduÄŸundan, bu kısım Baron Rodolph Dearlangar tarafından Fransızca olarak 'La musique Arap' adıyla yayınlanmıştır. Eski Türk hekimlerinden Åžuuri'nin 'Tadil-i Emzice' adlı eserinde müzik ile tedavi hakkında geniÅŸ bilgi vardır. Åžuuri, 'Tadil-i Emzice'de belirli makamların günün belirli zamanlarında etkili olduÄŸunu belirtmektedir. Ona göre: Rast ve Rehavi makamları: Seher zamanları etkilidir. Hüseyni makamı: Sabahleyin etkilidir. Irak makamı: KuÅŸlukta etkilidir. Nihavend makamı: ÖÄŸleyin etkilidir. Hicaz makamı: İki ezan arası etkilidir. Buselik makamı: İkindi zamanı etkilidir. UÅŸÅŸak makamı: Gün batarken etkilidir. Zengüle makamı: Gurubdan sonra etkilidir. Muhalif makamları: Yatsıdan sonra etkilidir. Rast makamı: Gece yarısı etkilidir. Zirefkend makamı: Gece yarısından sonra etkilidir. Bebeklerde Muzik ile Tedavi Avazı çıktığı kadar bağıran minik afacan, başını göÄŸsünüze yaslar yaslamaz susuveriyor deÄŸil mi. Uyudu deyip yerine yatırınca da tekrar açıyor aÄŸzını. Koca gece sizi ayakta tutmaya niyetli anlaşılan. Allah sabırlar versin.. kolay deÄŸil anne— baba olmak. İyi de başını göÄŸsünüze yasladığınızda mışıl mışıl uykuya dalan bu yavrucağın yatağında eksik olan ne? AraÅŸtırmacılar bunun anne babanın ritmik kalp atışları olduÄŸunu tespit etmiÅŸler. Acıktıkları için aÄŸlayan yeni doÄŸmuÅŸ bebeklere götürüldükleri odalarda önceden banda kaydedilmiÅŸ kalp sesleri dinletildiÄŸinde açlıklarını unutup uykuya daldıkları gözlemlenmiÅŸ. Yine benzer bir çalışmada kalp sesi dinletilen çocukların sessiz bir odada yatan ya da banttan ninni dinletilen gruplara göre daha erken uyudukları tespit edilmiÅŸ. Bu tür bulgular, bebeÄŸin henüz anne karnındayken annesinin kalp atışlarına ÅŸartlandığı, doÄŸumdan sonra da bu tanıdık sesi yeniden bulmanın rahatlatıcı etki yaptığı sonucuna götürmüÅŸ araÅŸtırmacıları. ÇoÄŸu annenin hiç farkına varmayarak bebeÄŸini emzirmek için öncelikle sol koluna yatırması ve uyuturken de kalbi üzerine yaslaması, ses ve müzikle örülü bir ortamda ilk etkileÅŸimin anne vasıtasıyla kurulduÄŸunun tespitine yol açan bu tür küçük ayrıntılar araÅŸtırmacılara farklı yönlerde ilham oluÅŸturuyor. Küçük ayrıntılardan cesaret alan ve alternatif tıbba gönül verenlerden biri olan Marmara Üniversitesi HemÅŸirelik Yüksekokulu öÄŸretim görevlisi Doç. Dr. Nuran Kömürcü, uzun süredir iç içe olduÄŸu müzik terapinin doÄŸumda da etkili olacağı aaainin doÄŸruluk derecesini ölçmeyi denemiÅŸ. Bir müddet projesini uygulayabileceÄŸi uygun hastane arayan Kömürcü, çalışmalarını Bakırköy Yenimahalle DoÄŸumevi’nde devam ettirmiÅŸ. Ney ve su sesi bebekleri heyecanlandırıyor Doç. Dr. Nuran Kömürcü, hastaneye gelen ve doÄŸumunu bekleyen hastalar içinden seçilen iki grubu daha önceden hazırlanan iki ayrı aÄŸrı odasına alıyor. Müzik dinletilen ve dinletilmeyen gruplar üzerinde birtakım testler uyguluyor. Projesindeki kararlılığıyla birlikte çalışmaları esnasında sürekli içini kemiren bir endiÅŸeyi de bir türlü içinden atamıyor Nuran Hanım. Dinletilen müzik ya fazlasıyla rahatlatıcı bir etki yapar da bir an önce doÄŸması sabırsızlıkla beklenen bebek anneyle birlikte uyuyakalırsa? Doç. Kömürcü, çalışmalarına katılacak olan anne adaylarını doÄŸuma bir kaç saat kala aÄŸrı odalarına alınan ve ilk doÄŸumu olanlar arasından seçmiÅŸ. Aylar öncesinden varolmaya baÅŸlayan korkuyu daha da artırıcı bir psikoloji veren aÄŸrı odalarındaki hengame içinde, baÅŸka bölümlere alınıp özel iÅŸleme tabi olma düÅŸüncesi bile ilk etapta hastaları rahatlatmaya yetiyor. Deney ve kontrol grubu olarak deÄŸerlendirilen hastalara önce müzikten hoÅŸlanıp hoÅŸlanmadıkları, hamilelikte ne tür müzik dinledikleri ve diÄŸer kiÅŸisel özelliklerini ortaya koyan birtakım sorularla ilk iletiÅŸime giriliyor. Daha sonra tansiyon ve kan basıncı ölçümleri tespit ediliyor. Kan basıncı deneyin sonuçları açısından önemli. Çünkü her iki grubun da kaygı ve vücut düzeni hakkında beklenen bilgilere ulaÅŸtıracağı için dinletilecek olan müziÄŸin rahatlatıcı, kaygıyı giderici, aÄŸrıyla baÅŸetmeyi öÄŸretici, cesaretlendirici gibi etkilerinin olup olmadığının tespitinde diÄŸer testlerin arasında daha belirleyici sonuçlara ulaÅŸtırıyor. Seçilen müziÄŸin rahatlatıcı bir özelliÄŸe sahip olamasına dikkat eden Kömürcü, müzik terapilerle adını duyuran ünlü Tümata grubunun icra ettiÄŸi ve içinde bol bol su ve ney seslerinin bulunduÄŸu rehavi makamını kullanmayı tercih ediyor. Literatür bilgilerine göre nefesli çalgıların ve özellikle neyin, kasları uyarıcı, kendine güven ve cesaret verici etkilerini bu çalışmada da görmeyi umuyor ve yirmi dakikalık aralarla aÄŸrıları henüz belirginleÅŸmeye baÅŸlamadan önce dinletmeye baÅŸlıyor. Bu esnada bebeklerin ney ve su sesine kapılarak uykuya dalacaklarından ve doÄŸumun gecikeceÄŸinden ciddi ciddi endiÅŸelendiÄŸini de diÄŸer personelden gizlemeye çalışıyor. İlerleyen seanslarda tam tersi bir durum ortaya çıkıyor ve hastaların aÄŸrıları giderek artmaya baÅŸlıyor. Buradan da müziÄŸin doÄŸumu hızlandıran olumlu sonuçlar göstermeye baÅŸladığı anlaşılıyor. Yirmi dakikalık aralıklarla dinletilen müzik sonucunda hastaların durumunu gösterecek olan müziÄŸin içeriÄŸine, istekli olup olmadıklarına, doÄŸum anında ya da daha sonraki zamanlarda dinlemeyi düÅŸünüp düÅŸünmediklerine dair birtakım sorular yöneltiliyor. HemÅŸirelik eÄŸitiminde esas olan aÄŸrıyla baÅŸetme duygusunun hastaya verilmesinde müziÄŸin daha kolaylaÅŸtırıcı bir rol oynadığı, o anda verilen müziÄŸin türünü beÄŸenmeyen bir hasta dışında deneye katılan tüm hastaların diÄŸer gruba oranla daha az tedirginlik içerisinde oldukları ve güven hissi duydukları belirleniyor. Korku ifadelerinin, yerini güven ve rahatlığa bırakması umutlandırıcı bir etken daha oluÅŸturuyor Nuran Kömürcü’nün uzman personeli üzerinde. Grupların kan basınçları arasındaki farklılığın tespiti ise, müziÄŸin dolaşım, solunum ve kast sisteminde etkili oluÅŸunu ortaya koyan bulgular arasında yerini alıyor. Sorulara verilen cevaplar arasında doÄŸum anında müzik dinlemeye pek sıcak bakılmıyor. Sonraki dönemlerde, özellikle de bebeklere dinletmek isteyenlerin daha çok olduÄŸu tespit ediliyor. MüziÄŸin doÄŸumu kolaylaÅŸtırıcı olabileceÄŸi aaainden yola çıkarak baÅŸlattığı çalışmasında tasarladığı bulgulara çoÄŸunluklu olarak ulaÅŸan Nuran Kömürcü, aslolan etkiyi yakalayabilmek için sadece doÄŸum öncesi hastanede müzik terapi odalarına alınmanın yeterli olamayacağını belirtiyor ve beklenilen etkiyi yakalamak için en az üç ay öncesinden sevilen müziklerle terapiye baÅŸlamak gerektiÄŸine inanıyor. Müzik ile tedavi ülkemizde kabul görmüyor DoÄŸum öncesi oluÅŸum sürecinde baÅŸlayan insan müzik iliÅŸkisi doÄŸumdan sonraki büyüme, geliÅŸme, olgunlaÅŸma ve kendini gerçekleÅŸtirme süreçlerinde de gittikçe çeÅŸitlenerek derinleÅŸiyor. İnsan hayatı üzerinde çok yönlü bir etkiyle bir çok konuda tedavi amaçlı kullanılan müzik Marmara Üniversitesi HemÅŸirelik Yüksekokulu ÖÄŸretim Görevlisi Doç. Dr. Nuran Kömürcü’nün kiÅŸisel gayretleriyle artık hemÅŸirelik alanında da etkili olduÄŸunu göstermiÅŸ oldu. Yirmi günlük bir deneysel çalışma sonucu tahminlerini doÄŸrulayan bilgilere ulaÅŸarak doÄŸum ve çocuk için son derece etkili bir sonuç elde eden Nuran Kömürcü’nün doÄŸruluÄŸu isbat edilmiÅŸ projesi ÅŸu anda sadece deneysel bir çalışma olarak hatırlanıyor ve henüz ülkemizde müzikle tedavinin kabul görür olmayışı nedeniyle hiçbir hastanede kendine yer bulamıyor. MÜZİĞİN BEDENDEKİ DANSI “Madrid, Barcelona, Zürich, Viyana, Rosenau, Berlin, Mannheim, Freiburg, Almatı, BiÅŸkek, İstanbul olmak üzere dünyanın 11 ÅŸehrinde öÄŸretilen müzikterapi Dr. Rahmi Oruç Güvenç tarafından hasta gruplarının tedavisi için kullanılıyor. Güvenç Münih Yüksek Akademisi, Rosenaau Müzik Terapi Enstitüsü ve Marmara Üniversitesi bünyesinde, akademik müzikterapi eÄŸitiminde eski Türklerin müzik ve dans terapi geleneÄŸini, öÄŸrencilere öÄŸretiyor.” Homere ameliyatlarda müzikterapi kullanmış ve baÅŸarılı olmuÅŸ. Platon özellikle müziÄŸin öÄŸretilmesi üzerinde çok durmuÅŸ. Aesculape, sağırlığı tedavi etmek için trampet kullanmakla meÅŸhur olmuÅŸ. Gerek Çiçero gerek Celsus, müziÄŸin akıl hastaları üzerindeki iyi etkisinden bahsediyorlar. Aristoxenes, müziÄŸin yemek sırasında iyi gittiÄŸini, çünkü zihni ve fiziki aşırılığı müziÄŸin bertaraf ettiÄŸini söylüyor. Türk İslam bilginleri Farabi, İbni Sina, Hasan Åžuuri, Gevrekzade Hafız Hasan Efendi, haÅŸim Bey gibi yazarlar Türk müziÄŸi makamlarının vücut organlarına, mizaca ve icra zamanlarına ait etkilerini eserlerinde yazmışlar. İbni Sina, müziÄŸin tıpta oynadığı rolü ÅŸöyle tanımlıyor: “Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi müziÄŸi dinletmek, onu sevdiÄŸi insanlarla bir araya getirmektir.” Müzikle tedavinin tarihi tıp kadar eskiye gidiyor. Çünkü insanlar, tedavi araçlarını, çoÄŸu kez bir arada kullanmışlar. Tokatlı Mustafa Efendi’nin öÄŸrencisi Hekimbaşı Gevrekzade Hasan Efendi rast, ırak, ısfahan, zirefkend, rehavi, buzurg, zengüle, hicaz, buselik, uÅŸÅŸak, hüseyni, nevai makamlarının hangi tür ocuk hastalıklarına iyi geldiÄŸini eserlerinde bildiriyor. Davud Peygamber’in hükümdar Saul’ü ruhsal depresyondan kurtarmak için mezamir okuduÄŸu ve mizmar çaldığı kaynaklarla günümüze kadar ulaÅŸtırılmış bir bilgi. Günümüzden 900 sene önce Selçuklu Sultanı Nureddin Zengi tarafından Åžam’da yaptırılan Nureddin Hastanesi’nde Türk müziÄŸi makamları yine tedavi amacıyla kullanılmış . sonraki dönemlerde Amasya, Sivas, Kayseri, Manisa, Bursa, İstanbul (Fatih Külliyesi) ve Edirne ÅŸifahanelerinde müzik ile tedavi uygulanmış. İlk defa Hintliler müziÄŸin bitkiler üzerindeki etkisini incelemiÅŸler, 1900’lü yıllarda ise İngilizler ve Amerikalılar bu incelemeleri geliÅŸtirerek ilginç sonuçlar bulmuÅŸlar. Rock müziÄŸin tonlarının bitkileri soldurduÄŸu bu araÅŸtırmada çıkan sonuçlardan biri. Osmanlılar’da gerek çocukların gerekse eriÅŸkinlerin hastalıklarının müzikle tedavisinde temelde müzikteki denge, uyum ve adalet kavramının bulunduÄŸu anlaşılıyor. Kanuni’nin hekimlerinden Musab Harun müziÄŸin ÅŸehzadelerin eÄŸitiminde oynadığı rolü ÅŸöyle dile getiriyor:”Müzik ile mizaçlarını sakinleÅŸtiren, ıslah eden ÅŸehzadeler büyüdükçe doÄŸruluk yolunda adalet ile ilerlerdi. Bu da alemin nizamını ve ıslahını saÄŸlardı. “ Osmanlı saray hekimi Musa Bin Hamu’nun Kanuni Sultan Süleyman’a ithaf ettiÄŸi diÅŸ tababetine ait Türkçe eserde diÅŸ hastalıklarının müzikle tedavisinden bahsederken çocuk psikiyatrisi bakımından müzik tedavisinin önemini bilen eski hekimlerin bunun için bunun için hükümdar çocuklarının beÅŸikte müzikle uyutulmasını tavsiye ettiklerini kaydetmesi Türk Çocuk Psikiyatrisinin 16. yüzyıldaki parlak devrinin bir kanıtı. Müzikle tedavi metodlarının araÅŸtırılmasına Amerika’da II. Dünya Savaşından sonra Müzik AraÅŸtırma Merkezi’nde ve Walter Reed Hastanesi’nin bir bölümünde baÅŸlanmış. Halen Amerika’da müzikle tedavi cemiyeti bulunuyor. Bu cemiyete sadece müzik ve müziÄŸin psikiyatride kullanılışı konusunda çalışmalar yapmış olanlar kabul ediliyor. Cemiyete alınanlar, kiÅŸilikleri, uyum yetenekleri, görüÅŸ yeterlilikleriyle olduÄŸu kadar müzik yetenekleriyle de deÄŸerlendiriliyor. Bugün, birçoÄŸu Amerika’nın orta ve Batı bölgelerinde olan tıbbi kolej ve üniversitelerde özel müzikoterapi kursları düzenleniyor. Ancak bu iÅŸle uÄŸraÅŸanların özel bir eÄŸitimden geçmesi ÅŸart koÅŸuluyor. Bu tedavi metodunun uygulayıcısı ve eÄŸitmeni olarak bugün Amerika’da bine yakın uzman faaliyet gösteriyor. Kalifornya eyaleti resmi olarak ilk defa müzikle tedavi metodunu mecburi kılmış, Kalifornya’yı örnek alan diÄŸer on beÅŸ eyalet de bu metodu uygulamaya baÅŸlamış. Amerika’da ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra keÅŸfedilen müzikle tedavi Türklerde çok eski zamanlardan beri biliniyor ve uygulanıyor olmasına raÄŸmen günümüzde bu alanla ilgili çalışmalar gerilemiÅŸ durumda. MüziÄŸin insan vücudu üzerindeki olumlu etkileri tarihteki birçok olayla kanıtlandıktan sonra günümüzde bu tedavi yönteminin göz ardı edilmesi, açılan ÅŸifahanelerin ve CerrahpaÅŸa Tıp Fakültesi Psikiyatri KliniÄŸi’ndeki müzikterapi bölümünün kapatılması akla anlaşılır gelmiyor. CerrahpaÅŸa Psikiyatri Ana Bilim Dalı BaÅŸkanı, Etnomüzikoloji AraÅŸtırma Bölümü’nün o dönemdeki müdürü Ayhan Songar vefat ettikten sonra yeni gelen yönetimin isteÄŸi üzerine bu bölüm tamamen kapatılmış. O dönemde bölümün sanat yönetmenliÄŸini yürüten Rahmi Oruç Güvenç daha sonra kurduÄŸu Türk MüziÄŸini AraÅŸtırma ve Tanıtma – TÜMATA grubu ile çalışmalarına devam etmiÅŸ. TÜMATA’nın müzikle tedavi konusundaki çabaları göz ardı edilemeyecek kadar önemli ama çalışmalarının desteklenmesi gerekiyor. Grup kanserli hastalar üzerinde yaptığı müzikterapi seansları ile geçtiÄŸimiz yaz döneminde olumlu sonuçlar elde etti. Günümüzde eski Baksı’ların trans, dans, kopuz, dombra, davul birlikteliÄŸi ile örülen tedavi seansları, Kazakistan, Altay, Saha, Kırgızistan Tuva, Ural bölgelerinde hala yaşıyor. Karacorga adı verilen eski Baksı dansı, Oruç Güvenç tarafından aktif mizikterapinin yaÅŸayan en eski örneÄŸi olarak dünyanın çeÅŸitli ülkelerinde bulunan 11 merkez (Madrid, Barselona, Zürich, Rosenau, Berlin, Mannheim, Freiburg, Almatı, BiÅŸkek, İstanbul) ve 6 okul (Rosenau, Zürich, Barselona, Berlin, Mannheim, Madrid) faaliyeti kapsamında hem eÄŸitim için hem de çeÅŸitli hasta gruplarının tedavisi için kullanılıyor ve öÄŸretiliyor. Münih Yüksek Müzik Akademisi, Rosenau Müzikterapi Enstitüsü ve Marmara Üniversitesi eÄŸitim öÄŸretim kooperasyonu bünyesinde, akademik müzikterapi eÄŸitiminde eski Türklerin dans ve müzik terapi geleneÄŸi öÄŸrencilere, Oruç Güvenç tarafından öÄŸretiliyor. TÜMATA’nın çalışmalarına katılmak için her Salı Sultanahmet’teki OtaÄŸ Müzik Merkezi’ne gidebilirsiniz. Müzikterapinin Etki Alanları Müzikle tedavi, psikiyatrik durumlarda kesin yararlar saÄŸlıyor. Müzikle tedavinin ÅŸizofrendeki etkisi, heyecanların yeniden öÄŸrenilmesi ÅŸeklinde tanımlanıyor. BaÅŸkalarıyla iliÅŸkiye girmeden ve bir mecburiyet hissetmeden yavaÅŸ yavaÅŸ duygu fonksiyonlarını harekete geçirip canlandırıyor. Åžizofrenik hastaların önceden tanıdıkları bir melodi, bu tip hastaları yaÅŸadıkları fanaaaiden kurtarıp realiteye tekrar dönüÅŸtürebiliyor. Åžizofrenik bir hastanın sakinleÅŸtirici veya rahatsız edici bir müzik karşısında beklenen reaksiyonları göstermeye baÅŸlaması, iyiye doÄŸru gittiÄŸini gösteren belirtilerden biri. YetiÅŸkinlerde görülen ruhi hastalıklarda da müzikle tedaviden yararlanılıyor. İyi düzenlenmiÅŸ müzik icraatı, hastaların sıkıntılarını gidererek heyecan ve düÅŸüncelerine yön verip içinde olduÄŸu hissi ve fikri saplantılardan uzaklaÅŸmasını saÄŸlıyor, onların sosyal iliÅŸkilerini kuvvetlendiriyor ve benliklerin yıkımına da engel oluyor. Türklerde ilk ciddi müzik tedavisi Osmanlı Devleti zamanında baÅŸlıyor. Ancak, Orta Asya’da Anadolu öncesi zamanda Baksı’lar, Orta Asya Türkleri arasında yaÅŸamlarına devam ediyorlar. Müzik sara, melankoli, depresyon, merak hastalığı, aşırı coÅŸku, bağımlılık, uyur gezerlik, donukluk, neÅŸesizlik, histeri nevrozu, kriz, felç, konuÅŸamama hastalığı, zeka azlığı, tarantula denilen iri örümceÄŸin ısırması sonucu meydana gelen hastalık, ayak parmaklarında, eklem romatizması, kalça aÄŸrıları, kalça kemiÄŸi aÄŸrıları, romatizma, veba, kızamık, kuduz hastalıklarını iyileÅŸtirmek için de kullanılmış. Çünkü müzik, insanın ruh halini etkiliyor. Zorlayıcı, ikna edici, telkin edici unsurlara sahip. İnsan ruhunun savunmasız olduÄŸu gizli derinliklerine nüfuz ediyor. Bir Müzikterapi Seansı: Yard. Doç. Dr.Rahmi Oruç Güvençve Avusturya Müzikterapi Okulu Müdürü Kadir Tuçek tarafından geliÅŸtirilen ve Avrupa’da bir çok hastane ve tedavi merkezlerinde uygulanan aktif müzikterapi seansı: Bu uygulamada ana düÅŸünce; unutulmuÅŸ duyguları yeniden uyarmak ve yeni duygular üreterek kiÅŸinin içinde bulunduÄŸu hali deÄŸiÅŸtirmek ve saÄŸlıklı yaÅŸama ÅŸartlarına adaptasyonu saÄŸlamak. Bu amaçla uygun hareketlerle, tabiatta bozulmadan, devam eden uyuma ve dengeye ulaÅŸma faaliyeti olarak tarif edilebilecek olan seans; pentatonik ve yarı pentatonik ve otantik olarak yaÅŸayan Türk Musikisi repertuarı ile tabii, otantik enstrümanların icra beraberliÄŸinde yürütülüyor. Otistik, nevrotik, pasif, korkak, çekingen, sıkıntılı kiÅŸiler ile spastik, özürlü kiÅŸilerde hem duyguların deÄŸiÅŸmesi ÅŸeklinde hem de egzersiz vasıtası ile hareket kabiliyetinin geliÅŸmesi yönünde olumlu terapi etkileri bu seabns ile saÄŸlanabiliyor. Seansın Uygulanması 1. Hareket: El, göz ve kalp arasında denge saÄŸlamak ve elleri tanımak. (Beyindeki nöronların çoÄŸu el ve dile ayrılmıştır.) 2. Hareket: Kolların dıştan içe daire çizmesi ÅŸeklinde olup; tarifi, dış tesir ve uyarılardan uzaklaşıp, bize bahÅŸedilen gerçek deÄŸerlere ve kendi özümüze yönelmek. SaÄŸlık için birlik ve bütünlük duygularına ulaÅŸmak için iç konsantrasyon. 3. Hareket:Kolların dıştan içe geniÅŸ kavis çizerek yere paralel hareketi; kavuÅŸma, yol ve mesafe kat etme, ulaÅŸma, yüzme, uçma, koÅŸma gibi tabii hareketlerle rezonans çalışması. 4. Hareket: Stres ve fizik-enerji blok merkezleri olarak bilinen omuzları ve sırt-göÄŸüs kas kemiklerini çalıştıran bir hareket. Eller belde sabit tutularak iki omuzun da öne-arkaya ve saÄŸa-sola hareketi esas alınır.(Baksı dansı örneÄŸi) 5. Hareket: Eller belde olmak üzere başın öne, arkaya ve yanlara hareketidir. Özellikle ense ve boyun kasları ile beyne giden sinir ve damarları için geliÅŸtirici ve yol açıcı egzersiz olarak tarif edilir. 6. Hareket: Seans boyunca öÄŸrenilen hareketlerin tabiat hareketlerindeki denge ve uyum düÅŸünülerek, zorlama olmadan içe doÄŸacak ve derinden hissedilecek ÅŸekilde yapılması. (KuÅŸ uçuÅŸu, at koÅŸuÅŸu, su akışı, rüzgar esiÅŸi vb. gibi.) bu seans sonunda ayaÄŸa kalkılır ve bütün vücut hareket eder, yavaÅŸ yavaÅŸ ağırlaÅŸarak hareket biter.
|
SEO by AceSEF
En Çok Okunanlar
- Ankara için 2012 engelliler yılı
- 8,5 milyon engellimiz var biliyor muyuz!
- Bebeklerin fiziksel ve zihinsel sağlık gelişimleri için dikkat edilmesi gerekenler
- Erken sağlık taraması, 4 bin 600 çocuğu zekâ geriliğinden kurtardı
- Sağlıklı çocuk gelişimde BABA
- Genetik hastalıklar önlenebilir mi
- YaÄŸmur Adam izle
- İstanbul Müftülüğünden Engelliler haftası hutbesi
- Görme engellilere sesli göz
- Senelerce çifte sabır
- Süper çocuk yetiştirme
- Gebelikte diyabet, hem anne hem de bebek için tehlikeli
- Pepee ve Çizgi Filmlerin Çocuklar Üzerindeki Etkileri
- Kuru Erik Hafızayı Güçlendiriyor
- Haber- Otizmin sırrı yüzde saklı
- Bakanlığın özel eğitim inleme sonuçları
- Çocuğunuz engelli doğarsa
- 21. Ulusal Özel Eğitim Kongresi
- Zekâ Gelişimini Etkileyen Besinler
- Yaratıcı Drama Uygulaması










