| Akıl & Beyin İlişkisi |
|
|
Sefa Saygılı İnsan beyni, kâinatın en karmaşık organize yapısıdır. Her insanın başında yıldızlar sayısınca baÄŸlantılar içeren, göklerin tüm bilgisini kuÅŸatabilecek kapasitede bir beyin saklıdır. İnsan beynini ve bu beyinden kaynaklandığı düÅŸünülen zeka, zihin, ÅŸuur, farkındalık, benlik gibi kavramları anlamak, görünen o ki yine insan beynine düÅŸüyor. Ancak, insan beyni bu noktada, yani kendi kendisinin sırlarını açmada açmaza giriyor. Modern bilim, bunca ilerlemesine karşın, beynin kıvrımlarında aradığı ÅŸeyi henüz bulabilmiÅŸ deÄŸil. Ancak, aradığımız ÅŸey, aynı zamanda arama aracımız da olunca, bu arayış yeni kayboluÅŸları getiriyor kaçınılmaz olarak. Aklın aklı akletmesi, zihnin zihni açıklamaya çalışması yada ÅŸuurun ÅŸuuru tanımlamaya niyetlenmesi, hem trajik bir çeliÅŸki, hem anlaşılması güç bir infilak gibi. Kesin olan aşılması güç bir yol ayrımına vardığımız. HerÅŸeyi parçalarına ayırarak anlamayı vaadeden bilim, en çok peÅŸine düÅŸtüÄŸü ÅŸeyi, yani aklı, en güvenerek kullandığı aracı olan akılla anlamlandıramıyor. Beynin kıvrımlarında çaresizlikle, cevapsızlıkla kıvranıyor. Yani, ÅŸu akıl “akıl almaz” bir ÅŸey... İnsan beyni, 10-15 milyar sinir hücresi (nöron) ve bunlar arasındaki sinapslardan oluÅŸur. Bilgi alış-veriÅŸinin yapıldığı bu irtibat noktaları (sinapslar) nöron başına 5.000 ile 10.000 arasında olmak üzere deÄŸiÅŸir. Bir lambayı yakıp söndürmek gibi çalışan beyin hücreleri, en az 100 trilyon bilgiyi muhafaza edebilirler. Beyin içinde, her saniyede 1 katrilyon sinyal veya baÄŸlantı gerçekleÅŸmektedir. Beyin organizasyonu o kadar karmaşıktır ki, teknolojide veya kâinatta bir benzeri yada dengi yoktur. Nöronların ve sinapsların birbirinden haberli olarak, düzenli ve hızlı çalışmaları, her sinapsın sayıları milyarlara varan diÄŸer sinapslardan haberdar olması ve birbirlerini kontrol etmeleri bilim adamlarını hep ÅŸaşırtmaktadır. Bu görkemli ve ahenkli düzenin her an yeniden yeniye nasıl yürüdüÄŸü hâlâ esrarını korumaktadır. Ayrıca, beynin sadece kendi düzeninden deÄŸil, bedenin tüm organlarının düzeninden ve koordinasyonundan sorumlu olması ise sır içinde sırdır. Vücut ve Beyin EtkileÅŸimi: Vücudumuzun hemen her bölümü, her kas, her eklem ve her organ, duyu sinirleri aracılığıyla beyine sinyaller gönderir. Bu iÅŸaretler beyine omurilik veya beyin sapı seviyesinde girer ve sonunda beynin içinde, bir sinirsel istasyondan diÄŸerine ve beyin zarının beden faaliyetleri ile ilgili bölgelerine ulaşırlar. Vücudun faaliyetlerinden haber veren özel bazı kimyasal maddeler de, kan dolaşımı yoluyla beyine ulaÅŸabilir ve beynin iÅŸleyiÅŸini ya doÄŸrudan ya da özel bölgeler aracılığıyla etkilerler. DiÄŸer yandan beyinden kaynaklanan tüm veriler, sinyaller, tepkiler motor sinirler aracılığıyla bedenin her bölgesine ulaÅŸtırılır. Bunun dışında, dolaşımda gezen bir takım hormon, nörotransmitter ve modülatörlerle de tepki veren beyinden beden faaliyetlerinin ahengine yönelik uyarılar da çıkar. Kısacası, beyin ve vücut birbirinden ayrılmaz bir bütün oluÅŸturur. Beyin-Zihin İliÅŸkisi Nasıldır? Akletmenin, akıl yürütmenin, tüm zihinsel faaliyetlerin beyinden kaynaklandığı bilinir. Ancak bu sorunun cevabı henüz verilmiÅŸ deÄŸildir: Bir madde yığını olan milyarlarca hücreden meydana gelen beyinde, bilme, düÅŸünme, akıl yürütme gibi zihinsel melekeler nasıl oluÅŸmaktadır? İkibinli yılların başında bilimin cevaplaması gereken bu soru, hem konuyla ilgili uzmanların hem de zihnin, özellikle ÅŸuurun kökenini merak eden felsefecilerin kafalarını kurcalıyor. Åžuur, bugün üzerinde çok durulan bir konu. Çünkü genel anlamıyla biyoloji, özelde nöroloji hayatın bir sürü sırrını gözle görülür bir netlikte açığa çıkarma iddiasını hâlâ sürdürüyor. Bunu da maddeyi bileÅŸenlerine indirgeyerek, parçalarına ayırarak yapmaya çalışıyor. Oysa, beyni ne kadar indirgerseniz indirgeyin, ne kadar ayrı parçalara bölerseniz bölün, arada bir zihnin ya da ÅŸuurun çıkamayacağı açıktır. 90’lı yıllar bu sırrın çözümlenmesi yolunda önemli mesafelerin alındığı yıllar olarak hatırlanıyor. “Beyin onyılı’ adı verilen bu yıllarda, beyin ve zihin hakkında, psikolojiyle nörolojinin ÅŸimdiye kadarki tarihi boyunca elde edilen bilgiden fazlası öÄŸrenildi. Ancak zihnin nasıl olup da beyinden ortaya çıktığına dair ciddi sorular henüz ortadan kalkmış deÄŸil. İndirgemeci yaklaşımın burada karşılaÅŸtığı önemli sorunlar var. Birinci sorun, beyin ile beyinden türediÄŸi düÅŸünülen ÅŸuur-zihin arasında bir iliÅŸki kurarken “nereden” bakılacağı sorunudur. Herhangi birinin bedeni ve beyni baÅŸkaları tarafından gözlenebilir. Oysa zihin ancak ona sahip olan kiÅŸi tarafından incelenebilir. Aynı beden veya beyinle uÄŸraÅŸan farklı kiÅŸiler, o beyin veya bedenle ilgili aynı gözlemi yapabilir; ancak karşılaÅŸtırma amacıyla, üçüncü bir ÅŸahsın herhangi bir kiÅŸinin zihnini doÄŸrudan gözleme imkânı yoktur. Beden ve onun bir parçası olan beyin dışa açıktır ve objektif olarak incelenebilir. Oysa zihin (düÅŸünce) kiÅŸiye özeldir, gizlidir, içseldir ve subjektif bir varlıktır. Birinci ÅŸahsa ait zihin ile üçüncü ÅŸahsın bedeni arasındaki baÄŸlantı nasıl ve hangi noktada kurulacak? Beyni incelemek üzere manyetik rezonans ya da daha geliÅŸmiÅŸ tarama yöntemleri kullanılabiliyor, beyindeki nöronlar arasındaki elektrik faaliyetini ölçmek için de elimizde oldukça iyi teknikler vardır. Ancak elde edilen bunca bilgi, beyin ya da beynin eylemleri hakkında bilgi veriyorsa da zihnin kendisine ait, ÅŸuuru açıklamaya yarayacak bir bilgi vermiyor. DiÄŸer bir deyiÅŸle, canlı madde üzerinde yapılan detaylı gözlemler, bizi zihnin ya da düÅŸüncenin açıklamasına deÄŸil, sadece canlı maddenin detaylarına götürebiliyor. Zihnin ayırt edici bir özelliÄŸi olan “benlik ÅŸuuru”nu, yani, “zihnimdeki imgeler, hayaller bana aittir ve benim bakışımla oluÅŸmuÅŸlardır” düÅŸüncesinin nasıl oluÅŸtuÄŸunu açıklamak mümkün görünmüyor. Görünen o ki, ÅŸuurun veya zihnin nasıl ortaya çıktığını anlamak (ama yine akılla anlamak) için incelemeye konu olan zihnin kendinden yararlanabiliriz. Zihinlerin yine zihinler üzerinde inceleme yapmaya kalkması ise sorunun hem tanımını hem çözümüne yönelik yaklaşımları büsbütün karmaşık hale getirir. Zihnin kendi kendini gözlemlemeye çalışırken karşı karşıya geleceÄŸi, mantıksal olarak asla aÅŸamayacağı bu keyfîlik insan zekasının zihni açıklamaya yetmeyeceÄŸi sonucunu getirir. Yani, insan zihni insan zihnini açıklamaya kalktığında insan zihnini açıklayan yeni bir zihin katmanı ortaya çıkıyor ki, böylece zihnin açıklayacağı yeni bir zihin ortaya çıkıyor. Bu çeliÅŸki sürekli var olacak ve çözüldüÄŸü her aÅŸamada daha da büyüyecektir. Özetle, ÅŸuur-zihin probleminin benzersizliÄŸi ortadadır ve bu probleme yaklaşımı karmaşık hale getiren zorluklar çoktur. Bu yüzden çözümün bilimin sınırlarını aşıp bizi metafiziÄŸe muhtaç etmesi kaçınılmaz görünmektedir. Beynin yaÅŸayan maddesi üzerinde saklı “zihin cevherini” açıklamak için araÅŸtırma yapmanın imkansızlığını farkeden birçok bilim adamı, yaÅŸayan madde ile ilgili eldeki bilginin böyle bir son hükme varmak için yeterli olduÄŸunu varsayarlar. Çünkü lokal bir beyin bölgesindeki nöronların grup halindeki davranışlarını henüz tam anlamıyla kavramış deÄŸiliz. Birbirinden ayrı beyin bölgeleri arasındaki etkileÅŸimin, her bir bölgenin tek başına yaptıklarının toplamından daha karmaşık biyolojik durumlar ortaya çıkardığı gerçeÄŸini ise yeni yeni anlamaya baÅŸladık. İnsan zihninin kendisi üzerinde inceleme yapamayacağı da oldukça aÅŸikardır. Benlik (Öz) Meselesi: BiliÅŸsel (kognitif) nöroloji alanındaki güncel araÅŸtırmalarda hızlı ve güçlü deliller elde edilmesi, “beyinde olup biten filmin” sinirsel biyolojik temellerini ortaya çıkarabilir. Ancak, ÅŸuur-zihin probleminin, ikinci kısmının, yani benlik ÅŸuurunun, insanın ben olduÄŸunu farketmesi iÅŸleminin nasıl oluÅŸtuÄŸunun çözümü yine imkânsız görünmektedir. Beyin hücrelerinin farklı oluÅŸu da dikkat çekicidir. Böbrekteki veya karaciÄŸerdeki hücreler yalnızca kendi fonksiyonlarıyla uÄŸraşır ve baÅŸka hücreleri ya da fonksiyonları temsil etmez. Ancak beyin hücreleri, sinir sisteminin her seviyesinde, organizmanın farklı yerlerindeki -ve kendi dışındaki- olayları veya eÅŸyaları temsil eder. Beynin hücreleri, kendi iÅŸleri dışındaki iÅŸlerle de meÅŸgul olmak üzere tasarlanmıştır. Sinir hücreleri, tüm organizma coÄŸrafyasının ve bu coÄŸrafyada gerçekleÅŸen olayların “haritacıları” gibidir. Sanki bedene “yukarıdan” bakarlar. Zihin amaçlıdır, bir ÅŸeyi kasdederek çalışır. Bedendeki kimyasal dengeler bir amaç etrafında saÄŸlanır. Benlik ve ÅŸuur fikri de kasıtla oluÅŸturulur. Olup bitenin farkında olmak bilinerek, niyetlenerek yapılıyor olmalıdır. Öyleyse, bedeni farkedip izleyen bir zihinden ya da organizmayı “düÅŸünen” bir ÅŸuurdan söz etmeliyiz. O halde Åžunu sormak kaçınılmazdır. İzleyenle izleneni, düÅŸünce ile düÅŸüneni bir bütün haline getiren nedir? Organizasyonu ne saÄŸlamakta, müthiÅŸ uyum nasıl ortaya çıkmaktadır? Beynin fiziksel yapısı aydınlandıkça, eÅŸi benzeri bulunmayan insan zihninin bilinmezliÄŸi sürmekte, bu sorular yine cevapsız kalmaktadır. Çünkü zihnin nasıl çalıştığını beynin kıvrımlarında aramak, ÅŸuurun kökenlerini biyolojik dokuda araÅŸtırmak daha baÅŸtan baÅŸarısızlığı getirmektedir. Beyin, insanın en karmaşık ve esrarlı organı olmaya devam edecek. Çünkü beynimizi aydınlatacak olan yine beynimiz olduÄŸundan, beynin kendi kendisini düÅŸünmesi asla mümkün olmayacaktır. Beyin, 10-15 milyar nörondan ve her nöron ise bir trilyon atomdan meydana gelmiÅŸtir. Bir sinir hücresinin bütün sırrını çözsek bile veya tipik bir sinir hücresi devresindeki faaliyetin bütün girift modellerini açıklığa kavuÅŸtursak dahi, zihnin sinirsel temelinin esrarını keÅŸfetmenin mümkün olmadığı açıktır. Sonra beynimizdeki sinir hücresi baÄŸlantılarının modelleri ve sinapsların gücü nasıl ve ne zaman belirlenir? Bunlar beynin her yerindeki sistemler için aynı zamanda mı belirlenir? Bir kere belirlendiklerinde, sonuna kadar kalıcı mı olurlar? Henüz bu soruların da kesin cevapları yoktur. Evet, düÅŸünme, akıl yürütme, utanma, konuÅŸma, sevinç, tiksinme vs. gibi melekelerimizin beyin hücrelerinin fonksiyonu olduÄŸu doÄŸrudur. Ancak bu neyin etkisiyle olmaktadır? Beyin hücrelerini idare eden ve onun da üstünde olan nedir? Ölüyle diri arasındaki fark nasıl olmaktadır? Cevabı o beyni yaratanın ezelî kitabında aramak iÅŸin en akıllıcası olacaktır: “Sana ruhtan soracaklar, de ki, o Allah’ın bir emridir ve insanlar ondan pek az ÅŸey bileceklerdir.”
|
SEO by AceSEF
En Çok Okunanlar
- Çocuklarda Motor Becerileri geliştirme çalışmaları
- Kaybolan zihinsel engelli parmak izinden bulunacak
- Kekeleyen çocuğa nasıl davranmalıyız
- Oral Motor Egzersizler- Yarık Damakta Sesletim Terapisine Etkisi
- Kaybolan zihinsel engelli parmak izinden bulunacak
- 10-16 Mayıs Engelliler Haftası Yaklaşıyor.
- Ada berard aıt eğitim ve danışmanlık merkezinden bir ilk
- Nisan Ayı Otizim Farkındalık Ayı
- ÖSYM 2012 Sınav Takvimi
- Rehabilitasyon Merkezinde Taciz İddiası haberi
- 3 yaşına kadar organik gıda tüketilmeli
- Zihinsel engelliler için memurluk sınavı kursu açıldı
- Ankara için 2012 engelliler yılı
- 8,5 milyon engellimiz var biliyor muyuz!
- Bebeklerin fiziksel ve zihinsel sağlık gelişimleri için dikkat edilmesi gerekenler
- Erken sağlık taraması, 4 bin 600 çocuğu zekâ geriliğinden kurtardı
- Sağlıklı çocuk gelişimde BABA
- Genetik hastalıklar önlenebilir mi
- YaÄŸmur Adam izle
- İstanbul Müftülüğünden Engelliler haftası hutbesi










